İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 132. BİRLEŞİM · CUMA

Danışma kurulu önerisi

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 132. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Temmuz 2010 · 845 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 9 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 845 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-07-09-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji günümüzde o kadar önemli bir konu ki, enerji ve güvenlik bir arada düşünülür olmuştur. Önümüzdeki yüzyılda da dünyadaki yeniden yapılanmalara, bölgemizdeki yeniden yapılanmalara da yön verecek politikaların temel kaynağı durumundadır.

Milliyetçi Hareket Partisinin önerisi aleyhinde usulen söz aldım çünkü Barış ve Demokrasi Partisi olarak, baktım tam dört tane önerge vermişiz. Bunlardan birini 2008’de, birini 2009’da, diğer ikisini 2010’da ve en son Mersin Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili vermişiz.

Önemli bir konu ve şunu açıkça ifade etmek istiyorum ki, Türkiye’nin stratejik coğrafyadaki konumu itibarıyla son boru hatları, Nabucco ve diğer, Kafkaslardan, İran’dan, Katar’dan gelecek doğal gaz Kerkük-Yumurtalık üzerinden Türkiye’yi bir geçiş koridoru yapma enerji politikası giderek oturdu.

Şimdi, bu geçiş koridoru yapma kaynak enerjisini de yok sayma anlamına geliyor. Bu bir yanı, diğer yanı, en kötü yanı, bütçemizin 100 milyar dolara varan açığı, ithal açık doğal gaz, petrol ve enerji konusuyla bağlantılı. Ama son zamanlarda enerji alanında çok sık değiştirilen yasalara baktığımız zaman, bu sefer bizi ürküten, ülkemizi ürküten ve insanlarımızı ayaklandıran, sivil toplumu ayaklandıran, çevrecileri ayaklandıran ve yaşama hakkına sahip çıkmak isteyen insanların meydana çıkmasına neden olan bir nükleer enerji politikasıyla karşı karşıyayız.

Şimdi, bu nükleer enerji politikası dünyada gerilerken, terk edilirken Türkiye’de ne oluyor da birdenbire öne çıkıyor? Bakın, dünya birincil enerji tüketiminde, dünyayı söylüyorum, nükleer enerjinin payı yüzde 6 arkadaşlar, yüzde 6. Geri kalmış ülkelerde, işte, biliyorsunuz Erivan’da -Iğdır iline 20 kilometre mesafede- Metsamor I-II nükleer santralleri var. En yakın tarihte Çernobil felaketini biliyorsunuz ama kaynak enerjisi konusunda nükleer enerjiye bu bağımlılıkla birileri masa başında bu işleri bitiriyor. Türkiye’den on beş yıl elektrik satın alınma garantisi aldıktan sonra, bu şirketler, yabancı şirketler geliyor ve Akkuyu’da nükleer bir santral yapmaya kalkıyor.

Akkuyu neresi? Mersin’in en gözde yeri. Yıllar önce burayı ören yer sanmışlar herhâlde. Fakat, şu an, turizmin, tarımın, turuncun gözbebeği olan Mersin ilinin denizini de, dağlarını da, yaylalarını da, çevresini de, turizmini de mahvedecek bir projeyle karşı karşıyayız. Sadece Mersin’i değil, o rüzgârlar Adana’yı ve Çukurova’yı da vuracaktır. Adana ve Çukurova tehlike altındadır. Arkadaşlar, bu nükleer santralden ülkemize ne getiri gelecek, karşısında ne gidecek? Bir alıp karşılığında doksan veren bir anlayışı doğru bir politika saymak mümkün müdür?

Nükleer santral konusunun bir partiler üstü politika olarak görülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Eğer Akkuyu’da nükleer santral kurulursa -ki Danıştayın yürütmeyi durdurma kararları var bu konuda, değinildi- Mersin’i gözden çıkarırsınız arkadaşlar. Böyle bir durumda, partiler üstü bir politikayla, Mecliste bulunan Mersin milletvekilleri başta olmak üzere tüm partiler, çok ciddi bir araştırmayla, akılla, mantıkla, bu konuda ortaklaşmak zorundadır. Ortaklaşmaktan bahsediyorum. Bu, ülkemizin sorunu, ortak bir sorunu olduğuna göre ortaklaşmamız lazım.

Enerjide dışa bağımlılık oranımız arkadaşlar, yüzde 73, dikkatinizi çekiyorum. 1902, Abdülhamid’den sonra Abdülaziz döneminde Türkiye'nin petrol haritası çıkarılmış; güneydoğuda petrol var, Musul eyaletinde var -o zaman Osmanlı çünkü- bir de Azerbaycan, Kafkaslardan direkt Bulgaristan, Romanya’ya kadar Karadeniz şeridi petrol yatakları. Yüz yıl geçti, şu an dünyanın gelişmiş uydu sistemiyle maden haritaları çıkarılmakta ve bu maden haritaları sonucu, yine bu petrol yataklarımız var ve biz denizlerimizde daha yüzde 1 noktasında üretime geçebilmiş değiliz arkadaşlar.

Yenilenebilir enerji kaynağı yönünden Türkiye zengindir. Rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi… Evet, hidroelektrik santraller ama zarar vermeyen, çevreyi tahrip etmeyen, Rize’deki derenin tahribi gibi değil. Gerçek anlamda, ÇED raporlarını alan yatırımlar elbette ki olacak. Ama maden araştırma komisyonunda da biraz ilgilenme, biraz değinme imkânı bulduğumuz enerji boyutunu da gördüğümüz zaman soruyoruz: Şimdi, Türkiye'nin kömür enerjisine dayalı termik santrali Soma’ya, Seyitgazi’ye, Afşin’e, yakın etrafınıza bakın ve sonradan bunların bir kısmının başından geçen özelleştirmeyle nasıl ucuza kapatılıp birilerine verildiğini görürsünüz. Hemen termik santralin arkasından şunu görürsünüz arkadaşlar: Bakın, Cudi Dağı’nın eteğinde termik santral var, kömür alınıyor, dağ delinmiş, 800 metreden, tünelden ve açık kömürler oradan indiriliyor ve sadece Şırnak’ta altı tane termik santral başvurusu var arkadaşlar, altı tane termik santral. Bu kadar vahşi kâr hırsı… Ve özellikle Çin sermayesinin, Çin teknolojisinin, Çin mühendislerinin, personelinin gelmesiyle kurulan bu sistemlerde kaç kuruş üzerinden sözleşmelerin yapılıp, devlet alım garantisinin on beş yıl neden yüksek rakamlar üzerinden verildiğini çok ciddi sorgulamamız gerekiyor.

Burada, enerjide ithal oranımızı yüzde 76’lardan yüzde 20’lere düşürebilmenin, bu ülkenin doğal kaynakları karşısında mümkünatı var; yeter ki bir planlaması olsun, bir stratejisi olsun, ülkemizin on yılını, sonraki yirmi yılını görebilelim, bunu görüp buna göre bütçelerimizi ayarlayabilelim. Bunu yapamadığımız zaman, şu an, inanın, bu enerji boru hatlarının Türkiye'den geçmesi nedeniyle, yaşlanmış olan Avrupa, üşüyen Avrupa, artık, Türkiye'ye muhtaç ve gözden çıkaramayacak çok önemli bir kartın sahibi de aynı zamanda Türkiye. Buradan, sadece boruların geçmesiyle üç beş kuruş alıp ekonomiye katalım anlayışının son derece sığ bir anlayış olduğunu da… Avrupa Enerji Güvenliğinin Türkiye'ye ilişkin rolü konusunda aldığı Avrupa raporlarına bütün milletvekili arkadaşlarımın bakmasını isterim.

Evet, Arap dünyası için de güvenilirdir Türkiye, İran’da Farslar için de Türkiye güvenilirdir, Azerbaycan’da Azeriler ve Kafkasya’daki, Kazakistan’a kadar olan Türki cumhuriyetlerindeki petrol ve doğal gaz yataklarında Türkiye güvenilir bir adrestir. Bu güvenilirliği planlamaya ve önümüzdeki dönem hem kendi öz kaynaklarını değerlendirmeye hem de buna yönlendirmeye doğru bir strateji çizdiği zaman yeni bir ekonomik politika, Orta Doğu barışının da sağlanmasında çok ciddi bir işlev göreceğini görebilirsiniz.

Arkadaşlar, bu konuda çokça bu kürsüden konuştuk, şunu anlattık: “Hasankeyf’i sular altında bırakabilirsiniz, bunun hesabını yaptınız mı?” diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

29 konuşma daha · 9 Temmuz 2010

29 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook