Konya,mevlana,ve mustafa kemal atatürk konuları hk.
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 28. Birleşim · 1. yasama yılı · 29 Ocak 2003 · 777 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Çelik (AK Parti), 29 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KONYA,MEVLANA,VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK KONULARI HK.); konuşma 777 kelime.
Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Konya,mevlana,ve mustafa kemal atatürk konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 29 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2003-01-29-konya-mevlana-ve-mustafa-kemal-ataturk-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
KÜLTÜR BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Milletvekilimiz Sayın Ahmet Işık Beyin yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya hükümet adına cevap vermek üzere huzurlarınızdayım.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin her tarafı kültür ve tarih kokmaktadır. Tabiî ki, Konya İlimiz bu anlamda müstesna bir yere sahiptir. Değerli Milletvekilimizin de belirttiği gibi, Konya, aşağı yukarı ikiyüz küsur yıl başkentlik yapmış olan, uluslararası etkinliklere sahne olan, yılda 1 000 000'dan fazla insanın -yerli ve yabancı turistin- sadece Mevlana Müzesini ziyaret ettiği, çok büyük olan, çok büyük bir potansiyele sahip olan bir vilayetimizdir; yaklaşık 60 000 üniversite öğrencisi olan çok önemli bir vilayetimizdir.
Elbette, hükümetimiz, Konya'nın bütün problemlerine -ekonomik, sosyal, kültürel- önümüzdeki süreç içerisinde eğilecektir; ancak, hemen şunu ifade edeyim: Oniki yıl önce Konya'da bir kültür merkezi inşaatının temeli atılmış ve oniki yıl içerisinde gerçekleşme oranı, sadece ve sadece yüzde 8. Her yıl Mevlana ihtifalleri kapalı spor salonunda basket potasının altında yapılır ve her yıl oraya giden politikacılarımız, yetkililerimiz bunun böyle olmaması gerektiğini ve bir an önce buna çözüm bulunması gerektiğini hep söylerler, kültür merkezinin bitirilmesi için talimat vereceklerini ifade ederler, vaatlerde bulunur gelirler ve daha sonra bu unutulur. Bu yıl, Sayın Genel Başkanımız Sayın Başbakanımızla birlikte, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal Bey de gelecekti; ancak, hava muhalefetinden dolayı uçaklar uçamayınca, karayoluyla, Sayın Tarım Bakanımızla birlikte bizler gittik ve orada, Konya halkına biz de söz verdik, 2003 yılı içinde Mevlana kültür merkezini bitireceğimize dair basın önünde bir taahhütte bulunduk. Sayın Başbakanımızın talimatları gereği bu taahhütte bulunduk ve bu yıl, 2003 yılı içerisinde, orada verdiğimiz sözü, burada, Mecliste bir kez daha tekrarlıyoruz; Konya'daki Mevlana kültür merkezini 2003 yılı içerisinde bitireceğiz.
Bunun ötesinde, Konya'da, çok çok önemli, kültürel, mimarî yapılarımız var, tarihî yapılarımız var; ancak, bunlar, bakımsızlıktan dolayı, yeteri kadar ödenek ayrılamadığı için, ne yazık ki, iyi durumda değiller. Bunlarla ilgili olarak da arkadaşlarımız çalışmalar yapıyor. Aslında, bütün ülkemizin bir kültürel envanterinin yapılması için bir çalışma başlatmış bulunuyoruz. Bütçe imkânları, ne yazık ki, bütün kültürel mirasımızı olması gerektiği şekilde restore edip, onları âdeta birer biblo gibi ortaya çıkarmaya yetmemektedir. Hükümetimiz, Bakanlığımızın özellikle üzerine almış olduğu bir görevle, bir sponsorluk yasası üzerinde çalışmaktadır. Sadece devlet imkânlarıyla, bütçe imkânlarıyla bu kültür mirasını muhafaza etmemiz, bugün istifadeye sunmamız ve bunu gelecek nesillere aktarmamız, ne yazık ki, mümkün görülmemektedir. Bu işin içerisine işadamlarımızı, özel sektörümüzü dahil etmek zorundayız. Onları bu işe teşvik edersek, daha iyi sonuç alırız diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşımız, Mevlana ve Atatürk'ten söz edince, ben, Atatürk'le ilgili bir anekdotu sizlere arz etmek istiyorum:
Biliyorsunuz, meşhur Gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk'le en çok mülakat yapmış olan bir gazetecidir. 1929 yılında, Yalova'daki Atatürk Köşkünde Atatürk'ü ziyaret ediyor. "Ben, Paşayı endişeli buldum ve sebebini sordum; niçin endişelisiniz efendim dedim. Atatürk cevap verdi; dedi ki: Bugün tarih felsefesiyle ilgili bir kitap okudum; canım sıkıldı, rahatım kaçtı. Bu nasıl bir kitaptır böyle Paşam, rahatınızı kaçıran, canınızı sıkan bu nasıl bir kitaptır diye sorduğumda, bana dedi ki: Kitabı sen de ben de biliriz, bunu bir tarafa bırak. Ben devam ettim; Paşam, her şey iyiye gittiğimizi gösteriyor. Yurdu düşmandan temizledik, ülkeyi onarıyoruz, her şey iyiye gittiğimizi gösterirken sizi endişeye sevk eden nedir dedim. Atatürk şu cevabı verdi: Maddî potansiyelimiz yerinde; ama, manevî potansiyelimizin bataryaları boş."
Buradaki "manevî" kelimesi, elbette, sadece dinî anlamda değildir, bir bütün olarak moral değerler anlamındadır.
Atatürk devam ediyor ve diyor ki: "Ben, bir asker olarak, bunu herkesten daha iyi anlarım. Eğer bir ordunun morali bozuksa, siz onları ne kadar üstün silahlarla donatırsanız donatın, onları ne kadar iyi teknik imkânlarla donatırsanız donatın o ordu başarılı olamaz." Milletler ve toplumlar da böyledir. Ve Atatürk diyor ki: "Bundan dolayıdır ki, biz nasıl bir soydan geliyoruz, milletimizin tarih içerisinde geçirmiş olduğu evreler nelerdir, yer altındaki ve yer üstündeki zenginliklerimizin kaynakları nelerdir, tarihte yetiştirdiğimiz büyük insanlar, kazandığımız büyük zaferler nelerdir, hangileridir, bunları ortaya koyacak müesseselere ihtiyacımız vardır."
Bunları gerçekleştirmek üzere, bu endişelerin sonucu Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi kurulur. Bu müesseselerimiz, bu kültürel değerler erozyonunun önüne geçmek için neler yaptılar, ne kadar başarılı oldular, bunun ayrıca tartışılması gerekiyor; ama, Atatürk'ün ortaya koyduğu ihtiyaç, gerçekten, çok önemli bir ihtiyaçtır. Nasıl ki, Akşemseddin Fatih'i bütünlüyorsa, Atatürk ile Mevlana'yı bir araya koyduğunuz zaman moral değerlerimiz, maddî değerlerimizi âdeta bugün de bütünlemektedir; birini diğerine feda etmek, birini görmezden gelmek mümkün değildir değerli arkadaşlar.
Dolayısıyla, arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, dünyanın barışa ihtiyacı olduğu bir zamanda, âdeta savaş çığlıklarının yükseldiği, savaşın ayak seslerinin duyulduğu bir zamanda Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" vecizesine de, Mevlana'nın o barışçı ve kardeşlik çağrılarına da her zamankinden daha çok ihtiyacımızın olduğunu ben de huzurlarınızda bir kez daha tekrar ediyorum.
Konyalılara, Konya halkına ve Konya'ya hükümetimiz tarafından en güzel hizmetlerin götürüleceğini de buradan ifade ediyorum ve saygılar arz ediyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
16 konuşma daha · 29 Ocak 2003