Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 88. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Mayıs 2004 · 2.858 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Çelik (AK Parti), 12 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)); konuşma 2.858 kelime.
Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 441 sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde Hükümet adına söz almış bulunuyorum; hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Yükseköğretim Kanunuyla ilgili çalışmaların seyri, bütün toplum tarafından, bütün Parlamentomuz tarafından bilinmektedir. Bildiğiniz gibi, 1981 yılında, bir aradönemden sonra çıkarılan 2547 sayılı Yasa, bugüne kadar çok büyük değişikliklere uğramıştır. 1987 yılından beri kurulan bütün hükümetler, YÖK'ün sadece denetim ve koordinasyondan sorumlu bir kurum haline getirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir ve bunu da hükümet programlarına yazmışlardır; ama, özellikle koalisyonlar döneminde bunu gerçekleştirmek mümkün olmamıştır. 3 Kasım seçimlerinden sonra, AK Partinin tek başına İktidar olmasıyla birlikte, Türkiye'de siyasî istikrar sağlanmış, Türkiye'de çok ciddî bir demokratikleşme hamlesine girişilmiştir.
Aslında, 2547 sayılı Yasayı değiştirmek, Türkiye'nin gerçekleştirmesi gereken en büyük demokratikleşme adımlarından birisidir. Bildiğiniz gibi, dünyanın hiçbir yerinde, bütün üniversitelere aynı tip elbiseyi giydiren, bütün yetkileri merkezde toplayan bizim Yükseköğretim Kurulumuz gibi bir kuruluş yoktur. Bütün dünyada, gelişmiş ülkelerde, üniversiteler arasında koordinasyonu sağlayan, standartları temin eden, akreditasyonu temin eden kuruluşlar vardır; ancak, bu yapı, ancak ararejimlerden sonra oluşabilecek bir yapıdır.
Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Haluk Koç, grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmada "biz de, bugünkü YÖK'ü beğenmiyoruz ve serapa değişmesi gerektiğini ifade ediyoruz" dedi.
Değerli arkadaşlarım, ben, Millî Eğitim Bakanı olarak atandıktan çok kısa bir süre sonra, Grup Başkanvekillerimiz Sayın Salih Kapusuz ve Eyüp Fatsa'yla birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun kapısını çaldık. O dönem Grup Başkanvekilleri olan Sayın Mustafa Özyürek -şu anda karşımda oturuyor- ve Sayın Oğuz Oyan Beylerle birlikte, 1 saate yakın bu meseleyi müzakere ettik. Bizim, kendilerine teklifimiz şuydu: "Anayasa değişiklikleri geniş bir uzlaşmayla, bir toplumsal mutabakatla olur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bir demokratikleşme adımı olan 2547'yi değiştirmesi, 130, 131'in değiştirilmesine bağlıdır." Şu teklifte bulundum değerli arkadaşlarım: "Gelin, Cumhuriyet Halk Partililer, 130, 131'le ilgili değişikliği siz yazın, biz, sizin yazdığınız metin üzerinden müzakere yapalım." Arkadaşlarım burada, olayın şahididirler. Fakat, Cumhuriyet Halk Partisinin o günkü Değerli Grup Başkanvekilleri " hayır, şu anda buna gerek yoktur ve biz, bu anayasa değişikliği çalışmalarının içerisinde olmayacağız" dediler; bazı şartlar ileri sürdüler. Sayın Kapusuz dedi ki: "Bakın, anayasa değişiklikleriyle ilgili bir uzlaşma komisyonu var, siz buraya üye vermemekte direniyorsunuz; buraya üye verin, gelin, oturalım, ne gerekiyorsa bunları yapalım." Ama, maalesef, değerli arkadaşlarım, bu olmadı.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Bizim cevabımızı da söyler misiniz Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, onyedi aydan beri, buraya çıkan hatipler, özellikle Cumhuriyet Halk Partili sözcüler hep şunu söylediler: "Siz, çoğunlukçu bir anlayışa sahipsiniz, aritmetik çoğunluğunuza güvenerek bunu yapıyorsunuz."
Değerli arkadaşlarım, bizim çoğunluğumuz, millet tarafından verilmiş olan bir çoğunluktur; öncelikle, kimse bunu kıskanmasın. Bu çoğunluğumuz 3 Kasım seçimlerinden beri vardır; eğer biz çoğulcu bir demokratik anlayışa değil de çoğunlukçu bir demokratik anlayışa sahip olsaydık, onyedi ay önce, daha 58 inci hükümet kurulur kurulmaz bu meseleyi getirir ve bir haftada bunu bitirirdik; ama, bunu yapmadık.
HASAN ÖREN (Manisa)Zor bitirirdiniz!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Biz, onyedi aydan beri bu konsensüsü, bu toplumsal uzlaşmayı temin etmeye çalışıyoruz.
Şimdi soruyorlar "efendim, bu tasarının arkasında kim var?" Bu tasarının arkasında kim var size söyleyeyim. Eğer oy oranı olarak kabul ederseniz, son seçimlerde alınan oyları kabul ederseniz, AK Partiye oy vermiş yüzde 42 insan, bu tasarının arkasındadır. CHP'liler kenarda dursun şimdilik; MHP bu tasarının arkasındadır, bu tasarıyı destekliyor...
HASAN ÖREN (Manisa)1,6...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)...DYP bu tasarıyı destekliyor, Saadet Partisi bu tasarıyı destekliyor, üç büyük eğitim sendikasından ikisi bu tasarıyı destekliyor, üniversitedeki öğretim üyeleri bu tasarıyı destekliyor. (CHP sıralarından "Allah, Allah!" sesleri; gürültüler.)
V. HAŞİM ORAL (Denizli)Kabristandakiler mi karşı çıktılar!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, üniversitenin yöneticileri ile üniversite öğretim üyelerini eğer birbirine karıştırırsanız yanılırsınız.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Karıştıran yok.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarıma ve bana, günde yüzlerce değil, binlerce e-mail geliyor, faks geliyor.
V. HAŞİM ORAL (Denizli)Bize de geliyor.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Cuma günü Ankara'da bir yürüyüş organize edilmeye çalışılıyor. Üniversite öğretim üyeleri beni arıyorlar "Sayın Bakanım, bize baskı yapılıyor; bizi bu yürüyüşe zorla katmaya, bu yürüyüşe katılmaya zorluyorlar, davet ediyorlar" diyorlar. Değerli arkadaşlarım, peki niçin?..
Bakın, akademik özgürlükten, özerklikten söz ediyoruz. Ben, eski bir öğretim üyesi olarak, bunu huzurunuzda ifade etmek istiyorum. Bir öğretim üyesinin bütün kaderi, eğer, bir yardımcı doçentin, bir doçentin, bir profesörün atama usulü, görevde yükselme usulleri itibariyle bir rektörün iki dudağı arasında kalırsa, akademik özgürlükten ve akademik özerklikten söz edemezsiniz.
Değerli arkadaşlarım, biz ne yapmaya çalışıyoruz; tasarının 3 üncü maddesi, öğretim üyelerinin atanmaları ve yükseltilmeleriyle ilgili düzenlemeyi getiriyor, objektif kriterlere bağlıyor; yardımcı doçentliğe, doçentliğe, profesörlüğe başvuru nasıl olacak ve bunlar nasıl yükselecekler; bunu, objektif kriterlere bağlıyoruz. Ne adına yapıyoruz; öğretim üyeleri, hür ve özgür olsunlar, özerk bir üniversitede, gerçekten, bilimsel araştırma ve yayın yapsınlar, eğitim öğretim faaliyetinde bulunsunlar diye.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa)Gerçekten inanıyor musunuz?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bakın, 1 inci maddeyle ne getiriyoruz; 1981 yılında YÖK kurulurken, YÖK Genel Kurulunun kaç üyesi vardı biliyor musunuz; 24 üyesi vardı. Bunların 9'u hükümet tarafından, 7'si Cumhurbaşkanı tarafından, 7'si Üniversitelerarası Kurul tarafından atanıyordu, 1'i de Genel Kurmayın temsilcisi olarak katılıyordu. Daha sonra, hükümet tarafından atanan 2 kişi, Millî Eğitim Bakanlığı kontenjanından atandığı için, Anayasa Mahkemesi, Anayasada "Millî Eğitim Bakanlığı" ibaresi geçmediği için onu iptal etti. Ne oldu; 7-7-7-1 şeklinde oldu; 3 tane 7, 1 tane 1... Peki, şimdi, biz ne yaptık; YÖK Genel Kurulu ile YÖK Yürütme Kurulu ayrı ayrı kurumlar. 22 kişinin içerisinden 9 kişilik bir YÖK Yürütme Kurulu çıkarılmış ve bu yasa çıktığı zaman Türkiye'de 29 tane üniversite vardı; şu anda 77 tane üniversite var.
Biz diyoruz ki, aslında, YÖK Genel Kurulunun çok fonksiyonu yok. 22'yi 15'e indiriyoruz ve bunların hepsini yürütme kurulu haline getiriyoruz, orada daimî çalışan insanlar olarak görevlendiriyoruz ve kendi aralarında da komisyonlar, görevlendirmeler yaparak, Yükseköğretim Kurulunu bir şekilde idare etsinler diyoruz. Bunun neresi doğru değil? Soruyorum size, neresi doğru değil bunun?!.
HASAN ÖREN (Manisa)Değiştirdiğinizin neresi yanlış?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Şimdi, bakın, 5-5-5 ve 1 şeklinde bir düzenleme var değerli arkadaşlarım. Başka ne getiriyoruz; bugün, öğretim elemanlarıyla ilgili disiplin hükümleri içerisinde bir 7/l maddesi vardır. Bir üniversite rektörü, YÖK'ün de onayını alarak, bir öğretim üyesini, istediği anda, herhangi bir yere sürgüne gönderebilir; bir üniversite rektörü, öğretim üyesine bir soruşturma açmadan, ifadesini almadan, öğretim üyesi herhangi bir mahkemeye gitmeden, herhangi bir suç sübuta ermeden, isterse, bir öğretim üyesini, Kahramanmaraş'tan alır Tekirdağ'a gönderir, Kars'tan alır Muğla'ya gönderir.
NURETTİN SÖZEN (Sivas)Kaç tane gitmiş?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Çok gitmiş, çok; sizin haberiniz yok.
Sorduğunuz zaman "niye bunu yaptınız" diye, size verilen cevap şu: "Görülen lüzum üzerine."
ALİ RIZA BODUR (İzmir)Aynı sizin gibi; görülen lüzum üzerine Talim Terbiye Kurulunu yok ettiniz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlar, bakın, Osmanlıların son döneminde bu tür sürgünler olduğu zaman "niye" diye sorulduğunda diyorlardı ki, hasbel icap. Hasbel icap da, bu anlamda, görülen lüzum üzerine de bir hukuksuzluk mantığının eseridir. Biz buna son veriyoruz, fena mı bu! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, değerli arkadaşlarım, ne getiriyor; bakın, etik komisyon diye bir şey getiriyoruz. Üniversitelerde bilimsel intihal; yani, aşırmacılık, hırsızlık diye bir şeyden söz ediliyor. Bu meselelerde bu etik komisyon karar verecek.
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Müsteşarınızın yaptığı gibi...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Biz, bakın, Bologna Deklarasyonuna taraf olan bir ülkeyiz. Avrupa Birliği bize diyor ki, 2010 yılına kadar Avrupa'da bir üniversite alanı oluşacak, Türkiye, siz neredesiniz? Üniversitelerimizde bir akreditasyon sistemi getiriyoruz, bir akreditasyon kurulu getiriyoruz ve Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde yapılması gereken bir şey. Peki, bunun neresi fena; buna niye karşı çıkıyorsunuz?
Bakın, öğrenci konseyleri... Öğrencilerimiz üniversitelerin aslî unsurlarıdır. Üniversiteler öğrenciler için vardır.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)İstanbul Hukuk Fakültesine 168 polis saldırdı; bu mu üniversite anlayışınız?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Öğrenci konseylerini yasal bir dayanağa kavuşturuyoruz. Öğrenciler, rektörlük seçimlerinde oy kullanacaklar; öğrenciler, senatonun tabiî üyesi olacaklar. Hani, Cumhuriyet Halk Partisi özgürlükçüydü, gençlerden yanaydı, üniversite öğrencilerine önem veriyordu; bu mu verdiğiniz önem allahaşkına! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, kalkınmış ülkelerde üniversite ile sanayi işbirliği vardır, üniversite ile sosyal hayat iç içedir. Bakın, burada bir sosyal konsey getiriyoruz. Üniversite ile sanayiin, üniversite ile çevrenin, üniversite ile mahallî anlayışın, mahallî yapının ve imkânların bir araya gelmesini sağlamaya çalışıyoruz. İşte, çağdaşlık ve modernlik budur değerli arkadaşlarım. Ne yapıyoruz; araştırma öğretim elemanı getiriyoruz.
Şimdi, bütün bunlar dururken, efendim, sadece ve sadece, meseleyi katsayıya getirip indirgemek, katsayı içerisinden de başka alanlara çekmek kesinlikle iyi niyet eseri değildir.
Şimdi, söylüyorlar bize "efendim, saklı niyetiniz ortaya çıktı." Değerli arkadaşlarım, Sayın Altıkulaç da ifade etti. Bakın, AK Parti daha kurulmadan önce, bizim programımızda YÖK ile ilgili değişiklik yapılacağı ve meslek liselerine uygulanan katsayı haksızlığının giderileceği yazılı mıdır; yazılıdır; seçim beyannamemizde var, acil eylem planında var, hükümet programında var. Peki, başka nerede var; Sayın Altıkulaç da bahsetti; Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında var. Başka nerede var?.. Bakın, bu, son derece önemli bir şey. Avrupa Birliğinin son ilerleme raporundan, bilmiyorum, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımın haberi var mı. Avrupa Birliğinin son ilerleme raporunda, bakın, konuyla ilgili olarak, eğitim ve meslekî eğitimle ilgili bölümünde şöyle deniliyor: "Genel olarak, ortaöğretimde iki temel sorun varlığını sürdürmektedir. Öncelikle, ortaöğretime olan talep öngörülenden çok daha yüksektir. İkinci olarak; meslekî ve teknikokullara yönlendirilen öğrenci sayısı planlanandan daha azdır. Üniversite giriş sınavları, genel liselerden mezun öğrenciler lehine bir ayırımcılığa yol açmaktadır." Diskriminasyon kelimesini kullanıyor.
Bakın, size bir tablo göstereceğim değerli arkadaşlarım. Meslekî ve teknikeğitim ile genel liselerin 1998'den bugüne kadar gelişini bu tabloda görüyorsunuz; buyurun, Cumhuriyet Halk Partililer şöyle bir baksın.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)- Oradan göremiyoruz; bir şey görünmüyor zaten...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)- Şimdi, ben, sözlü olarak söyleyeyim size.
Değerli arkadaşlarım, 1998-1999 öğretim yılında meslekî ve teknikeğitimdeki öğrencilerimizin oranı yüzde 43'tür, genel liselere giden öğrencilerin oranı yüzde 57'dir. Geliyoruz 2003-2004 öğretim yılına, genel liselerin oranı yüzde 69'dur, meslekî ve teknikeğitimin oranı yüzde 31'dir.
Şimdi, bunu söylediğiniz zaman, hemen arkasından şöyle bir argüman geliyor: Efendim, bu, imam-hatiplerdeki düşüşten kaynaklanıyor. Buyurun, imam-hatip liselerini hiç hesaba katmadan bir hesap daha yapalım. 1998 yılında, imam-hatip liseleri hariç, Türkiye'de 805 903 tane meslek lisesi öğrencisi vardır ve bu, 2004 yılında 1 031 992'ye çıkmıştır. Rakamsal olarak artış oranı yüzde 13'tür; ancak, ortaöğretimdeki pay itibariyle yüzde 38'den yüzde 30'a düşmüştür. Peki, bu arada genel liselerde durum nasıldır; 1998 yılında 1 297 514 genel lise öğrencisi varken, 2004 yılında 2 463 923 genel lise öğrencisi vardır; artış oranı yüzde 90 değerli arkadaşlarım; yüzde 13, yüzde 90 ve bu size ifade ettiğim rakamlara imam-hatip liseleri dahil değildir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)Bir de imam hatiplerin 98'deki rakamlarını verin bakalım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, Sayın Baykal "bu bir din istismarıdır" dedi. Ben bunları talihsiz beyanlar olarak değerlendiriyorum. Nedir din istismarı olan; meslek liseleri lehine olabilecek ufak çaplı bir iyileştirme yaptığınız zaman, bu, din istismarıdır!..
Bakın, 1973'ten 1999 yılına kadar, meslek liseleriyle genel lise mezunları, kendi kişisel kabiliyetlerine göre eşit şartlarda üniversite sınavlarına giriyorlardı ve nereye girebileceklerse oraya giriyorlardı ve 1973 ile 1999 arasında kurulan birçok hükümette de, gerek Sayın Topuz gerekse Sayın Baykal bakan olarak bulunuyordu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Baykal ne zaman bakanlık yaptı?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Peki, o dönemde bu uygulama varken siz din istismarı mı yapıyordunuz allahaşkına; din istismarcısı mıydınız siz?! (AK Parti sıralarından alkışlar)
Peki, 1999'a kadar, bu insanlar meslek liselerine eşit şartlarda giriyordu; Tevhidi Tedrisat Kanunu yürürlükte değil miydi?! Peki, cumhuriyetin temel ilkelerinden olan laiklik yürürlükte değil miydi arkadaşlar?! Meseleyi buraya getirmek son derece vahim bir hatadır.
Bakın, ne yaptık biz; bakın, eşitlikten nereye geldik; uzlaşma diyorlar ya, bu, uzlaşmacı anlayışımızın bir sonucudur. Bakın, altı ay önce, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisine, meslek liselerindeki bu haksızlığı gidermek üzere tek maddelik bir tasarı gönderdik. O zaman denildi ki, genel olarak bir YÖK yasasıyla birlikte gelsin; altkomisyona sevk edildi ve Sayın Haluk Koç, Sayın Ali Topuz dediler ki; "Bu altkomisyona havale edilmeli, orada enine boyuna tartışılmalı." Peki, altkomisyon kuruldu da, Sayın Topuz, siz, altkomisyona üye verdiniz mi? Soruyorum size, verdiniz mi o zaman? Vermediniz.
Anayasa değişikliğine gelmezsiniz; altkomisyon kurulur, oraya üye vermezsiniz; Anayasayı değiştirmek için uzlaşma komisyonu kurulur, oraya üye vermezsiniz; ondan sonra da, çıkıp, burada sureti haktan görünür ve konuşursunuz. Ben, bunu yadırgıyorum doğrusu.
Değerli arkadaşlarım, biz ne yaptık; bakın -eşitlikten-Üniversitelerarası Kurul mensupları -Başkanıyla birlikte 8 rektörümüz- Sayın Başbakanı ziyaret ettiler. Ben, bunun detaylarına girmeyeceğim. Orada ortaya çıkan formül şu oldu: Bütün meslek liseleri ve genel liseler, sözel, sayısal, eşit ağırlık ve dil olarak tasnif edilsin; sözel mezunu olanlar, sözelle öğrenci alan programlara gittiği zaman avantajlı olsun; eşit ağırlıktan mezun olanlar, eşit ağırlıkla öğrenci alan bir programa gittiği zaman avantajlı olsun; sayısal için aynı şey; başka alanlara gittikleri zaman, dezavantajlı olsunlar.
Bakın, size, ben, bir rakam vereyim. Bir bardak suda nasıl fırtına koparıldığının en büyük delili değerli arkadaşlarım; ne yapılmıştır, onu söyleyeyim: Bütün mesele imam-hatip meselesi ise, bakın, ben, Millî Eğitim Bakanı olarak, Talim ve Terbiye Kuruluna bir çalışma yaptırdım ve ilan ettim, dedim ki: İmam-hatip liseleri sözel program mezunudur, üniversitelerimizde 3 256 program vardır. Elbette, hangi lisemizin, hangi meslek lisemizin hangi müfredatı takip ettiğini, yoğunluklu olarak, ağırlıklı olarak hangi dersleri aldığını Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu belirlemeyecek de, biz bilmeyeceğiz de başkaları mı bilecek?! Elbette, Talim ve Terbiye Kurulu tespit edecek; ama, hangi puan türüyle öğrenci alacağına, hangi programa hangi puan türüyle öğrenci alacağına Yüksek Öğretim Kurulu karar verecek. Bunu da çok net bir şekilde yazdık.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın, bu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHARREM İNCE (Yalova)Sözeli sonra eşit ağırlık yaparsınız Sayın Bakan.
BAŞKANBuyurun Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bakın, 3 256 programın yüzde 46'sı sayısal puanla alıyor, yüzde 33'ü eşit ağırlıklı puanla alıyor, yüzde 14'ü sözel puanla alıyor ve bu yüzde 14'e tekabül eden kontenjan, karşılık gelen kontenjan sayısı da 24 000'dir, toplam 24 000 kişi. Bu 24 000 kişilik kontenjana da sadece imam-hatip mezunları falan girmeyecek; diğer bütün meslek liselerinden, bütün genel liselerden mezun olan öğrenciler de bu sözel programına müracaat edecek. Şimdi, allahaşkına, yüzde 86'lık dilimde dezavantajlı oldukları halde, yüzde 14'lük bölüm için ufak çaplı bir iyileştirme yapıldığı zaman laiklik mi elden gider?! Böyle bir iddia olabilir mi?! Buna kimseyi inandırabilir misiniz değerli arkadaşlarım?! Yok böyle bir şey.
Değerli arkadaşlarım, bakın, ben, tekrar, size çok çarpıcı örnek vereyim. Geçen yıl ÖSS'de Türkiye birincisi Konya'dan çıktı, Konya Fen Lisesi mezunu Emre Kaçar. Emre Kaçar, sayısal, sözel ve eşit ağırlıkta bütün soruları çözdü, sıfır hatayla sınavı bitirdi ve 300 tam puan aldı. Ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı da 100; bakın, dikkat edin buna lütfen. Emre Kaçar "ben, fen lisesinden mezunum; ama, eşit ağırlıklıyı da en iyi şekilde yaptım, sözeli de en iyi şekilde yaptım; müsaade edin, ben, hukuk fakültesine veya Siyasal Bilgiler Fakültesine gideyim" diyor; hayır, gidemezsin... Nasıl gidemiyor? Bakın, 100 olan ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı 0,8'le çarpılınca 80 ediyor, toplam puanı 380; ama, hukuk fakültesine gittiği zaman, o puan 0,3'le çarpıldığı zaman 30 ediyor, 330 toplam puanla da hukuk fakültesine giremedi, iyi mi?! Düşünebiliyor musunuz, sıfır hatayla üniversite sınavını kazanan bir öğrenci, istediği bir okul türüne, bir yükseköğretim kurumuna giremiyor. Şimdi, bunu kime izah edebilirsiniz?! Arkadaşlar, özellikle ben uzman arkadaşlara söylüyorum, toplumu yanıltmaya kimsenin hakkı yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HASAN ÖREN (Manisa)Sadece senin hakkın var.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)İdeolojik kaygılarınız olabilir, siyasî mülahazalarınız olabilir. Buraya çıkıp da söze başlayanlar "dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur" diye söze başlıyorlar. Değerli arkadaşlar, bakın, Amerika Birleşik Devletlerinde SAT diye bir sınav vardır. Siz, hangi programdan mezun olursanız olun, orayı müracaat ettiğiniz zaman, orayı geçtiğiniz zaman, istediğiniz yere girebiliyorsunuz.
Şimdi, Avrupa Birliğinde bu nasıldır -bakın, burada raporlar var, ben, Millî Eğitim Komisyonunda da değerli arkadaşlarıma söyledim, bunu size verebilirim- Avrupa'nın hangi ülkesinde bu iş nasıl yapılıyor; verilen en çarpıcı örnek şu: "Efendim, Almanya'da, gymnasium'a gitmeyen üniversiteye gidemez." Doğru; ama, bakın, meslek liselerinde gymnasium'a geçiş için yatay geçiş kapıları sonuna kadar açıktır. Birbirimizi aldatmanın anlamı yok değerli arkadaşlarım; Türkiye'de meslekî ve teknikeğitim bitmiştir, ölmüştür.
Biz bunu niçin yapıyoruz; bakın, biraz önce Sayın Altıkulaç söyledi, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının amir hükmüdür. Anayasanın 166 ncı maddesinde deniliyor ki: Kalkınma planlarının getirdiği hükümler kanun gibidir, uygulamak zorundasınız. Biz, Anayasanın gereğini yapıyoruz. Avrupa Birliği son ilerleme raporu bunu söylüyor; biz, bunun gereğini yapıyoruz. Bakın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 25 inci maddesinde ne deniliyor değerli arkadaşlarım: Herkes eğitim hakkına sahiptir; yükseköğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır. Peki, başka neyin gereğini yerine getiriyoruz; Türkiye'de bir toplumsal talep var... Bizi popülizm yapmakla suçladı değerli arkadaşlarım. Bakın, şunu unutmayınız: Biz, bugüne kadar asla popülist yaklaşımlarla hiçbir meseleye yaklaşmadık. Bakın, bizim halkımız bizden iş istiyor, diyor ki: "Çocuklarımızı devlet dairelerine alın, memur, işçi yapın." Biz bunu yapıyor muyuz; yapmıyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)IMF yaptırmaz ki, IMF izin vermez ki!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Müsaade eder misiniz...
Değerli arkadaşlarım, eğer, bir talep makulse, meşru ise, mantıklıysa, bir haksızlığın giderilmesine yönelik bir talepse, siyasî parti olarak bizim görevimiz bu talebi yerine getirmektir. Biz, asla popülizm içerisinde olmadık, bundan sonra da kesinlikle popülizm içerisinde olmayacağız.
Ben, Sayın Baykal'ın, burada, bugün, hakikaten bize ufuk açacak çok güzel şeyler söylemesini bekliyordum, ama, ne yazık ki, bunları bulamadım.
V. HAŞİM ORAL (Denizli)Söyledi; ama, anlamamışsınız!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bize diyorlar ki: "Kime sordunuz da bunları getirdiniz..."
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
158 konuşma daha · 12 Mayıs 2004