209 sayılı sağlık bakanlığına bağlı sağlık kurumları ile esenlendirme (rehabilitasyon) tesislerine verilecek döner sermaya hakkında (s.s1101)
Mersin Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 70. Birleşim · 4. yasama yılı · 2 Mart 2006 · 1.203 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Güler (Anavatan Partisi), 2 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 209 SAYILI SAĞLIK BAKANLIĞINA BAĞLI SAĞLIK KURUMLARI İLE ESENLENDİRME (REHABİLİTASYON) TESİSLERİNE VERİLECEK DÖNER SERMAYA HAKKINDA (S.S1101)); konuşma 1.203 kelime.
Hüseyin Güler (Anavatan Partisi, Mersin). “209 sayılı sağlık bakanlığına bağlı sağlık kurumları ile esenlendirme (rehabilitasyon) tesislerine verilecek döner sermaya hakkında (s.s1101)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-guler-22-2006-03-02-209-sayili-saglik-bakanligina-bagli-saglik-kurumlari-ile-esenlendirme (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1101 sıra sayılı kanun üzerinde Grubum adına konuşmak üzere huzurlarınıza geldim. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, maalesef, "göç, yolunda düzelir" diye bir mantığın bir uzantısıyla bugün yine karşı karşıya kaldık. Bütçe görüşmeleri esnasında tamamlanması gereken bu yasal süreç, sonradan fark edilerek, bugün tamamlanma ihtiyacı duyulmuştur ve büyük çalışan kitlenin, özellikle hastane gibi teşkilatlarımızın, kurumlarımızın ciddî anlamda zor durumda kaldığı bir süreci yaşadık.
Dönersermaye gibi refleksleri olan, ihtiyaçlarını yasal çerçeve içerisinde, bir an önce yerelde çözüm unsuru olan bu anlayış içerisinde ve aynı zamanda da çalışanın performansını artıracak kriter gibi görünen bir süreçte, maalesef, tıkanıklığı yaşadık.
Sayın Bakan burada açıkladığında, keşke onun dünyasıyla, onun gözüyle dünyayı, biz de Türkiye'yi görebilseydik. İşin gerçeği maalesef bu değil. Bir siyasî iktidar, hiçbir zaman yeşilkartıyla övünmez, övünmemelidir de. Bugün, 20 000 000'a yakın, yaklaşık yüzde 20, nüfusumuzun oranı olan kitlenin büyük bir kısmı, maalesef, aç veya yoksul.
Yeşilkarttaki aksayan yönleri çözmek, sadece semptomatik bir çözümdür. Önemli olan, yerinde bu koşulların neden ve sonuç ilişkisini değerlendirip, insanlarımızı böyle iaşeye bağımlı, böyle devlete bağımlı ve alışkanlık yapar gibi, maalesef, biraz da süreç içerisinde daha çok bağımlılık gibi bir alışkanlık haline gelir düzeyde…
Sayın Bakana burada sormak lazım. Evet, kamu sağlığı bir bütündür. Özellikle de insanlarımızın en iyisine layık olduğunu hepimiz iddia ediyoruz ve Anavatan Grubu olarak da bunun ilkesini, bunun prensiplerini de edinmiş bulunmaktayız.
Sağlık Bakanlığının yapılanmasına baktığımızda, bir bütün olarak değerlendirelim. Biz de düne kadar kısmen savunduk, Sağlık Bakanlığının, tüm sağlık kurumlarının tek çatı altında yönetilmesi olayına ilk planda biz de sıcak baktık; ama, tekel mantığıyla değil. Bugünkü gelinen süreç, tekel mantığıyla, alabildiğine, günübirlik yaşamını idame ettirir gibi, tesadüfen yapılanan bir kurumla karşı karşıyayız.
Sayın Bakanın dünkü söylemlerine baktığımızda, Türk Tabipleri Birliğinin kanununun konuşulması esnasında söylediği bir iki not var, altını çizmek lazım. Diyor ki: "Bilmiyorsanız, ben size şimdi öğreteyim. Biz, 52 nci sıradayız, son sıradayız. O rakamlarını verdiğimiz OECD ülkelerinin içinde de son sıradayız. Onun için, gerçekleri bilmeden veya bilseniz bile saptırarak bir yere gelemezsiniz." Ben de Sayın Bakana buradan soruyorum: Dört yıldır neredeydiniz?!
İkinci bir sorumuz: "Türkiye'de bu hekim açığını mutlaka gidermek zorundayız. Türkiye'deki bu hekim açığını, hem Türkiye'deki tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrenci sayısını artırarak hem yeni tıp fakülteleri kurarak hem de dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi, bütün çağdaş ülkelerinde olduğu gibi, başka milletlerden olan insanların, hekimlerin de Türkiye'de çalışmasının önünü açarak yapmalıyız. Kuşkusuz ki, Türkiye'de çalışacak hekimler, denklik gereğini de yerine getireceklerdir." Sayın Bakana buradan hatırlatmak isterim. Türkiye gibi ülkelerde, beyin göçü verirken ithal edilen, insan kaynağı, muz değil. Buna çok dikkat etmek lazım. Bugünkü Türkiye koşullarında hekimin özlük koşulları ve çalışma koşulları açısından baktığımızda, hangi hekimi getirteceksiniz?! Evet, sağlığı da bir pazar payı olarak görüyorsanız pazarlayacaksınız; ama, olan, buradaki çalışma koşulları içerisinde özveriyle çalışan büyük bir hekim grubu ve bunun da sacayağı, hizmeti satın alan büyük bir insan kitlesinin mutsuzluğunu da gözardı etmemeliyiz.
Evet, gelişmiş ülkeler, günübirlik bugüne gelmedi. Önümüzdeki süreci bir beş ile on yıl içerisinde değerlendirdiğimizde, yapılanma ona göre olur. Bu da bir palyatif tedavi. Asıl bilinçaltındaki unsur ve gerçekleşmesi de gerekecek görünen olay o ki, Türkî cumhuriyetlerdeki gibi tıp fakültelerinden mezun, eğitim kalitesi tartışılır ve bu süre içerisinde de hizmet açısından baktığımızda, özlük hakları açısından baktığımızda maaşlarında çok asgarî düzeyde çalışacak bir kitlenin hazır olduğunu biliyoruz. Bugünkü insan kaynağımızın kalitesini yükseltmek, Sağlık Bakanlığının da temel görevlerinden birisidir. Bu konudaki tıp fakültelerinin eğitimi, planlaması, öğrenci sayısı ve kalitesi açısından bir bütünlük arz eder. Bu konuda, sadece bir anlık, tesadüfen yaşıyormuşuz gibi, hekim sayısını artırmak, bu ülkenin sağlık sorununu çözmez. Sağlık bir bütündür. Sağlık, gerek hizmeti sunan, organize eden Sağlık Bakanlığı, hizmeti veren hekim, sadece hekimler değil, bunun yanında hemşire, ebe, sağlık teknisyeni, yardımcı personel ve aynı zamanda, hizmeti satın alan, hizmetten sosyal devletin gereği olarak faydalanan kitle. Bu sacayağına baktığımızda, Sağlık Bakanlığı -biraz önce de altını çizdik- tekel mantığıyla, hem hizmeti sunan hem hizmeti kontrol eden bir anlayış içerisinde. Bunun da sağlıksız olduğunu, maalesef, görmekteyiz.
Şu ana kadar Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu politikalara baktığımızda, bir derece… Burada, defaten tekrar edildi, bizler de tekrar etme ihtiyacı duyuyoruz. Zorunlu hizmeti kaldırırken, burada, kamuoyuna devrim niteliğinde diye sunarken, altı ay, bir yıl geçmeden, o eksik kalan yörelerde hekim kadrosunu atayamadınız. Bana göre, bu yetersizliği kendinizde arayın, hekim camiasını günah keçisi ilan etmeyin. Özveriyle gecesini gündüzünü veren ve eğitim sürecini başarıyla sunan, arkasından da sağlıkta, pratik hayatta gereğini yapan hekim camiasını dışlamanın, hakaret etmenin bir anlamı yok. Bu toplumda, özveriyle çalışan büyük bir hekim kitlesi var. Onun yanında, sağlık kurumlarında çalışan ebe, hemşire ve sağlık personeli, gece gündüz, özveri içerisinde yaşamına devam etmektedir.
Hepimiz, aslında, bunları çok iyi biliyoruz; ama, sağlık o kadar hassas bir konu ki, suiistimale de çok hassas. Sağlık Bakanlığının bu konudaki, sağlığı suiistimal etmeden -altını çizerek söylüyorum- vatandaşın duygularını suiistimal etmeden, sağlık sorunlarının çözüm önerisi ve siyasî anlayışı oturması gerekmekte. Bu konuda, Şu ana kadarki yapılan sağlık sunumlarının da, maalesef, katılımcı demokrasi anlayışından yoksun olduğunu da görüyoruz. Türk tabiplerine karşı, Türk Tabipleri Birliğine karşı bir önyargı var; onlar, belirli fraksiyonların veya farklı siyasî ideolojilerin temsilcileri olarak algılanıyor. Hani biz katılımcı demokrasiden yanaydık?! Sağlık sorunları açısından, Türk Tabipleri Birliğinin birikimlerini hepimiz çok iyi biliyoruz, siyasallaşmadan, diyalog ve iletişim kanallarıyla çözüm önerilerine katkısını çok iyi biliyoruz.
İkincisi; evet, bu halkımız, yıllardır, sağlıktan yoksun bir şekilde, sadece sıkıntılarla baş başa bırakıldı ve aynı dönem içerisinde, biraz, kısmen rahatlatıcı gibi görünen, yani balayı gibi görünen bir süreç yaşanmakta. Sağlığın tek çatı altında toplanmasından itibaren -size bir veride bulunmak istiyorum- SSK'ya bağlı hastane ve kurumların devrinden sonra, SSK'ya yükünü şöyle bir hatırlatmak lazım. Verdiğimiz soru önergesinde, 2004 ile 2005 yılı kıyaslanmış. Totalde, 2004 yılında SSK, sağlık primini toplam -bugünkü YTL karşılığında- 4 760 000 YTL bedelle gerçekleştirmişken, 2005 yılında toplam 7 040 000 YTL olarak... Aradaki farkı görün. Aradaki fark da, Sayın Bakanın dediği gibi, "ilaçta artış yok, azalış var" demesine katılmak mümkün değil. Çalışma Bakanlığının, bize vermiş olduğu, soru önergelerinin cevabı burada. İlaç firmalarına ve depolarına yaklaşık 1 000 000 YTL fazla verilmiştir.
Evet, Sayın Bakanım ilacın fiyatının düşürüldüğünü söylüyor; ama, ülkeye, toplam gider açısından baktığımızda… Evet, eczacılar da arkadaşlarımız, artan pazar payı konusunda memnuniyetlerini esirgememişler; ama, gönül istiyor ki, bu balayı süreci olmasın. Halkımızın, tabiî ki, eczane kuyruklarında üçüncü sınıf bir vatandaş muamelesi görmesini bizler de istemiyoruz, daha iyilerine layık; ama "göç yolunda düzelir" mantığından lütfen kurtulalım. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bizler, sağlığın tek çatı altında organizesinin Sağlık Bakanlığına; ama, işletmesinin farklı birimlerle; yani, bir yandan yöneten, bir yandan kontrol eden farklı güçlerin bir arada organize olduğu bir sürecin yaşanmasını istiyoruz. Yoksa, bugün yaşanılan sıkıntılar yarın gene karşımıza gelir.
Eczacıların alacakları konusunda zaman zaman gelen büyük şikâyetleri hep beraber burada biliyoruz; bizlere de ulaşan bir ortamla, ilaç paralarının, bedellerinin ödenmediği... Tabiî, Sayın Maliye Bakanının Türkiye'deki tercihleri belli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN GÜLER (Devamla)Tamamlıyorum Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.
Sayın Maliye Bakanlığının tasarruf politikası belli. Faiz dışı her alanda nerede tasarruf yaparsanız yapın, faize yeter ki dokunmayın. Faiz konusunda, bütçe fazlalığı konusunda var gücüyle tasarrufa yönelirken, sağlıkta tasarruf olmayacağını hepimizin bilmesi gerekmekte. Bu konuda vatandaşımız ve milletimiz her şeyin en iyisine layıktır.
Özellikle çalışanlar için böyle bir dönersermaye konusunda geç kalındığının altını tekrar çiziyorum. Bütçe görüşmeleri esnasında geçmesi gereken bir süreçti, yeni geçiyor. Yine de hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 2 Mart 2006