Memurlar ve diğer kamu görevlerinin bazı disiplin cezalarının affı hakkında (s.s 952)
Mersin Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 118. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Haziran 2006 · 1.075 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Güler (Anavatan Partisi), 21 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLERİNİN BAZI DİSİPLİN CEZALARININ AFFI HAKKINDA (S.S 952)); konuşma 1.075 kelime.
Hüseyin Güler (Anavatan Partisi, Mersin). “Memurlar ve diğer kamu görevlerinin bazı disiplin cezalarının affı hakkında (s.s 952)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 21 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-guler-22-2006-06-21-memurlar-ve-diger-kamu-gorevlerinin-bazi-disiplin-cezalarinin-affi-hak-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; kamu personelinin ve devlet memurlarının affıyla ilgili 3 üncü madde üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında hepimiz biliyoruz ki, suç bir sonuçtur. Her zaman da sağlıklı bir anlam çıkmaz. Suça iten koşullar ve nedenler irdelenmedikten sonra, ikide bir af gibi bir kanunla burada Meclisin huzuruna gelmek… Şahsen birey olarak kendi adıma üzüntülerimi paylaşmak istiyorum. Bu toplum sanki suç işlemiş gibi sürekli af kapsamı içerisine alınması da hoş değil. Bugün, disiplin, evet, önemlidir bir hiyerarşi açısından; ama, farkında olmadan da, koşulları ve nedenleri irdelemeden, sadece bireymiş gibi, suçluymuş gibi bir psikoz içerisinde de sadece yargılama aşamasındayız. Evet, bu kanunun çıkmasını yürekten istiyoruz Anavatan olarak. Hatta, bu kanunun, toplumsal barışa katkının en önemli unsurlarının çalışma hayatının olduğunu da biliyoruz. Çalışma hayatındaki başarı, huzur, toplumsal huzuru da etkiler.
Bizi bekleyen 25 000 devlet memurunu ilgilendirdiği söylendi. 3 üncü madde, tabiî ki, kapsam dışı olarak algılanan, bu Silahlı Kuvvetler Personel Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, Askerî Hâkimler Kanunları gibi, personel hakkında uygulanmaz. Gönül, bunlar hakkında da uygulanmasını ister. Haa, bunların özel statüsü ve kanun hükmünün farklılığından dolayı teknik bir boyutuyla kapsam dışında.
Biz şunu söylüyoruz: Çalışma hayatının sağlıklı, günümüzün rekabet koşulları içerisinde verimliliğini artırabilecek bir boyutta irdelenmeli. Özlük hakları deyince sadece maaş olarak algılamıyoruz, gerek takım oyunu gerekse teknik, lojistik olarak her türlü imkânın kamu personeline verilmesi gerekir.
Evet, işin aslında enteresan yanı, bu kanunda en önemli unsur, 2 nci ayın 14'ü, 2005 tarihinden önce… Peki, o zaman sormak lazım; o tarihten sonra sizin kamu personeli üzerindeki despotizmi, kıyımı nasıl açıklayacaksınız? O sayıların rakamı nedir; hiç tahmin ettiniz mi, hiç düşündünüz mü? Barışsa, buyurun, hep beraber, şu ana kadarki tüm disiplin suçu almış insanlar kapsam içerisine alınsın. Niye hayır diyorsunuz?.. Son derece de makul bir önerge. Bunu muhalefet verdi diye hayır mı demek zorundasınız?! Ama, tabiî ki, sizin temel niyetiniz muhalefeti yok saymak. Biz her şeyi yaparız gibi bir anlayışa sahipsiniz; ama, ifade ettiğimiz gibi, yarınlarda bu toplum suç üretmeye devam edecektir.
Zaman zaman, sadece kamu personeli açısından değil, bugün yaşamın birçok alanında cezaevlerinin iki kat kapasiteyle dolu olduğunu görüyoruz ve suç potansiyeli açısından baktığımızda, savcı veya adlî makamlar tutuksuz yargılanmak üzere dava açmakta. Aynı şekilde, kamu personeli içerisinde de; bunlardan da en önemlisi, son zamanlardaki, gerek emniyetin içerisinde suç eğiliminin artışı ciddî anlamda araştırılması gereken bir unsur.
Çalışma koşullarının son derece ağır koşullar olduğunu çok iyi biliyoruz. Düne kadar vicdanıyla baş başa kalırken, bugün maalesef cüzdanıyla baş başa. Bu tüm personel için geçerlidir. Biz, kamu personelini hantallıktan, bürokratik engellerle kendini, iş bitirmek yerine, sadece şeklen orada zaman öldüren, üretmeyen bürokratik bir anlayış istiyoruz.
Tabiî ki, üreten insan hata yapacaktır. Üretimin, olağan, taşınabilir ve kompanse edilebilir hataya baktığımızda, bu olağandır; ama, üretmeyen insan hata yapmaz. Biz de diyoruz ki, kamu adına barışı sağlamak istiyorsak bu çalışanlarla, neden ve sonuç ilişkilerini çok iyi irdelemek lazım. Bunlardan en önemlisi, eğitim, hizmetiçi eğitim, istihdam, birçok faktör beraber değerlendirilmeli.
Bugün eş durumunun dahi göz önüne alınmadığı birçok ortamda tayinler dahi yapılamamaktadır. Peki, disiplin suçuyla affettiğimiz kamu personelinin istihdamı konusunda ne gibi tedbirleri aldınız? Yarın karşınıza gelecek hepsi: "Ben bu suçtan dolayı aklandım…" Sadece çalışanlar için geçerli değil bu tabiî; aynı zamanda disiplin suçu vesilesiyle de görevine son verilmiş personele ne diyeceksiniz? Hepinize gelip istihdam için bire bir kapınızı çalacaklar.
Yine hazırlıksız yola çıktınız. Göç, yolunda düzelmez; bazı tecrübelerden ders alalım. Bu süreci, biraz önce de ifade etmeye çalıştık, eğer, toplumsal barış adına, kamu istihdamından tutun da kamu verimliliğini artırabilmek için, lütfen, bunlar son olsun, yürekten istiyoruz. Af kötü bir şey; ama, sorun, süreci iyi irdelemek lazım. Ama, gördüğüm kadar, hepimizin ortak bir konsensüs olarak çıkardığımız bu kanunda, tarih gibi bir kavram içerisinde şartlı olarak beklemektesiniz. Verilen önergeleri, lütfen, dikkate alın. Yüzlerce kamu personeli sizleri aradığı gibi, bizleri de aramaya devam etmekte. Biz, Anavatan olarak yapıcı boyutta her zaman olumlu katkılarımızı sunmaya devam ediyoruz.
Bu ülke, disiplin adı altında despotizmle karıştırılan bir anlayışa sahip. Bu her meslek grubunda, özellikle, disiplini çok daha güçlü meslek grubu, işte, asker, emniyet, aklınıza gelecek her türlü ortam. Bu kapsam içerisinde -bireysel olarak söylüyorum bunu, şahsım olarak söylüyorum- keşke, aynı kapsam dahilinde değerlendirilebilseydi. Bu ülkenin ihtiyacı olan süreç bu. Ama, göreceğiz ki, bir yıl sonra tekrar aynı süreçle ilgili 2 nci ayın 15'inden itibarenki kamu personeli için yeniden bir kanunla karşı karşıya kalacağız. Herhalde, ona da ömrünüz yeter mi bilemiyorum tabiî. Seçim sandıkları süreci içerisinde karşı karşıya kalacağız; bunu daha bir yapıcı boyutta halk gerekli mesajını da verecek.
Biz, Anavatan olarak bu toplumun suçundan, affından değil de üretkenliğinden, rekabetinden, verimliliğinden bahsetmek için şu kürsüde bulunmak istiyoruz. Toplum, potansiyel olarak, her geçen gün kaybolan değerleri göz önünde bulundurduğumuzda suça eğilimi artmakta. Bu, bireylerin hatası değil. Sistem üretmeden tüketimi teşvik etmekte. Tüketimin de bir bedeli var. Paranız varsa paranızla ödersiniz, yoksa kişiliğinizle. Suç işlemek de her babayiğidin hakkı değil, çünkü o da bir kişilik meselesi. Sağlıksız bir kişilik de olsa, her insanın suça eğilimi, yönelmesi çok zor; ama, koşullar o kadar dayatıyor ki, her geçen gün tüketimin sonucunda tıkanan ve özellikle kredi kartlarının altında ezilip kalan, boğulan kamu personeli direnebilmenin kavgasını vermekte, direnebildiği kadar; ama, hepimiz biliyoruz ki, bu direnme karşısında bireysel olarak yalnız kalmaya mahkûm olduk. Geçmişimizde örf, âdet, gelenek, göreneklerimiz vardı, bizi bir derece kontrol ederdi; bugün onlardan da yoksunlaştık, yani manevî olarak da kirlendik toplum olarak ve suç işlemeye eğilimli potansiyel bir kitle olarak kamuoyunda her geçen gün… Lütfen, gazetelerin üçüncü sayfalarına bir göz atın. Cinnet sayfaları dediğimiz, potansiyel, toplumsal cinnet sayfaları diyebileceğimiz bir ortam. Her geçen gün en ufak bir farklılığı bile şiddetle, suçla kendini eğilim olarak gösteren kitleye doğru gidiyoruz. Bireyin kendisiyle barışık olmadığı bir ortamda, suç kontrol mekanizmasından da yoksun olduğu müddetçe affetseniz ne olur, karşınıza yine çıkacak.
Af konusu bu Meclisin çok sık gündemine geldi. Bunlardan biri de Sayın Kemal Unakıtan ile ilgili; ama, Allah'tan bu kapsam içerisinde değil, kendisi devlet memuru değil, başka konular gündeme gelecektir.
Bu ortam içerisinde bu toplumun afla karşı karşıya kalmayacağı bir ülke hayal etmek istiyorum; ama, her geçen gün de bunlar sadece hayalden öteye gitmemekte. Toplumun direnci kırılgan aşamada. Ulusal değerlerden yoksun, üretim mekanizmasından yoksun bir kitlenin, ister bu kamu personeli olsun ister toplumun diğer bireyleri olsun, her geçen gün suç işleme eğiliminde. Kontrol mekanizmasından yoksun olduğu için de kendi öz direncinden, maddî, manevî değerlerden de yoksun olduğu müddetçe de suç işlemeye devam edecektir. Toplum olarak refahta, huzurda, berekette buluşmak diliyoruz.
Bu kanunun toplumsal barışa ve çalışma hayatına başarılar getirmesini, huzur getirmesini diliyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
95 konuşma daha · 21 Haziran 2006