İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 88. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)

Hüseyin Özcan

Mersin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 88. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Mayıs 2004 · 935 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Özcan (CHP), 12 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)); konuşma 935 kelime.

Hüseyin Özcan (CHP, Mersin). “Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ozcan-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Yükseköğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP Hükümeti, göreve başladığı ilk günden itibaren, yükseköğretim sistemini değiştirme gayreti içerisinde olmuş; fakat, gelinen süreçte, hazırlanan bu tasarının, üniversitelerimizin her fırsatta ifade ettiği, idarî, malî özerkliklerini ve akademik, bilimsel özerkliklerini artıracak nitelikten uzak olduğu görülmüştür.

Hükümetin, uzlaşma arayışları neticesinin ürünü olarak lanse etmeye çalıştığı bu tasarı, AKP'nin siyasal kaygılarından ve saplantılarından sıyrılmamasının sonucu olarak, üniversiteler, sendikalar, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere, toplumun geniş bir kesiminde tepkilere yol açmıştır.

Toplumda kaygı uyandıran bu gelişmeler, hükümetin hazırladığı bu tasarıya, siyasal tabanına mesaj verme kaygısı güden, üniversiteye giriş sınavında, meslek liselerine, özelde de imam-hatip liselerine uygulanan katsayının kaldırılarak, normal liselere eşitlenmesini içeren düzenlemeler damgasını vurmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz eğitim sisteminin, ilköğretimden üniversite ayağına kadar geniş çaplı bir reforma ihtiyacı olduğu, başta bilim emekçileri olmak üzere toplumun tüm kesimleri tarafından ifade edilirken, hükümetin bu yaklaşımları neticesinde temel problemler gözardı edilmiş ve ana sorun, meslek liselerinin üniversiteye giriş katsayısı uygulamalarına indirgenmiştir.

Bugün, ülkemiz ilköğretiminde ciddî bir kalite ve ikili öğretim sorunu yaşanmaktadır. Gençleri akademik eğitime hazırlamak gibi bir amacı olması gereken genel liselerin yerini, hepimizin yakından bildiği gibi dershaneler almıştır.

Bir üniversiteye girebilmek umuduyla her yıl sınavlara giren yaklaşık 2 000 000 gencimizin geleceklerine ilişkin meslekî bir altyapı sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin bir yaklaşım, bugüne kadar hükümet tarafından ortaya konulmamıştır.

Üniversitelerimizin ve diğer yüksekokulların altyapı ve eğitim kalitesi sorunu aşılamamıştır ve getirilen bu tasarı da, bu sorunları ortadan kaldırmaya dönük hiçbir emare taşımamaktadır.

Hükümetin, sayısal çoğunluğuna dayanarak, Anayasa Mahkemesinden döneceği aşikâr olan bu tasarıda ısrar etmesini, toplumu ve kurumları germesini kaygıyla izlemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, üzülerek ifade edeyim ki, AKP'nin pek çok girişimi gibi bu yasa tasarısı da, hiçbir şekilde, Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla örtüşecek bir öz taşımamaktadır.

Irak'a asker gönderme tezkeresinde olduğu gibi eğitim sistemimizi ilgilendiren bu tasarı da, ABD siparişi gibi, gözükmektedir. Hatırlarsanız, 1917 Ekim Devriminden sonra, emperyalist ülkeler, Sovyet Rusya'yı yeşil kuşakla çevirme stratejisinin bir ayağı olarak gerici akımları desteklemişler, deyim yerindeyse semizlemesine katkıda bulunmuşlardır. Bu süreçte, ülkemizde köy enstitüleri kapatılmış ve eğitimin dinselleştirilmesi yolunda ciddî girişimler başlatılmıştır. Asgarî yakın tarih bilgisine sahip herkes, bu sürecin ekonomik, politik eleştirisini yapabilir.

Bugün gelinen noktada ise, ABD'nin Ortadoğu özelinde ortaya attığı yeni bir strateji, ister istemez bizi "acaba, aynı oyun yine mi sergilenecek" endişesine sevk etmektedir. Geçtiğimiz günlerde açıkça ifade edilen Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, ABD Dışişleri Bakanının ülkemizi "ılımlı İslam cumhuriyeti" olarak tanımlaması, bizlerin bu kaygılarının hiç de yersiz olmadığını göstermektedir.

Bu tasarıyla hükümet, yükseköğretim programlarını sözel, sayısal ve eşit ağırlık olmak üzere üç ana grupta toplamakta ve ortaöğretim program alan bölümünün, hangi yükseköğretim programına karşılık geldiğini ilişkilendirmek suretiyle YÖK'ün işi olan katsayı hesaplarına kanunla düzenleme getirmekte ve YÖK'ü devredışına çıkarmaktadır. Oysa, bu katsayı düzenlemeleri, yönetmelikle yapılabilecek düzenlemelerdir. Bugüne kadar, bu tarzda düzenlemeler hep yönetmeliklerle yapılmıştır. Hangi okulun hangi alana gireceğine kim karar verecektir; bir bayram arifesinde, 1 041 millî eğitim müdürünü görevden alan bakan mı; Talim ve Terbiye Kurulunun 167 uzmanını görevden alan bir Millî Eğitim Bakanı mı, ayrıca, TÜBİTAK'ı kendine benzetmek isteyen bir anlayış mı bu partizanlığın önüne geçecek? Tümüyle siyasallaşmış bir bakanlığa, böylesi bir yetkinin devredilmesi girişimi, toplumun ve devletin çeşitli kurumları arasında, sonuçları hiç de hoş olmayacak reaksiyonlar doğurabilecektir.

Öyle anlaşılıyor ki, emperyalist ülkelerin arzu ettiği gibi, ülkemizi ılımlı İslam gibi bir cumhuriyete dönüştürmek için, eğitim sisteminin dejenere edilerek, imam doktorlar, savcılar, valiler, yargıçlar, öğretmenler yetiştirmek gerekmektedir. Bu girişime, Cumhuriyet Halk Partisi sessiz kalamaz.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)Hani seviyordunuz...

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla)Elbette seviyoruz; gerçekten ülkesini seven, Atatürkçü ve laik olan imamları her zaman seviyoruz, başımızın tacı, onlara hiç itirazımız yok. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...

Biz kimseden korkmuyoruz; korktuğumuz, tek, Allah vardır; çünkü, biz, ülkemize karşı sorumluyuz, cumhuriyetimize ve laikliğe karşı sorumluyuz.

1920 aydınlanma devrimiyle, cemaat ve ümmet anlayışından, çağdaş, demokrat değerleri özümsemiş bir ulus bilincine ulaşmış 21 inci Yüzyılda hâlâ bunları konuşuyor olmaktan üzüntü duyuyoruz.

Bugün, bütün çağdaş toplumların temel referansı bilgi olmuştur. Bunun neticesinde, çağdaş dünya hukuk anlayışı, tanrı buyruğundan, doğal haklara ve insan haklarına evrimleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türk eğitim tarihinin en önemli dönüm noktası, 3 Mart 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Kanunudur. Bu kanunla, 1924 öncesi uygulanan üçlü eğitim sistemi ortadan kaldırılmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Osmanlı tarihi incelendiğinde, üçlü eğitim anlayışının nelere mal olduğu görülmüştür. Hükümetin, bugün, bu üçlü eğitim sistemini çağdaşlaştıracak düzenlemelere gitme isteği, laik, demokratik cumhuriyetle hesaplaşma anlayışından başka bir şekilde izah edilemez.

Yapılması gereken, nitelikli, kurumsal, bilimsel ve laik eğitim anlayışının geri dönülmez bir biçimde güçlendirilmesidir. Bu bağlamda, imam-hatip liseleri, imam ve hatip yetiştiren okullar olarak kurulmuşlardır ve mezunlarının ilahiyat fakültelerine devam etmeleri uygun görülmüştür ve bu, yasa gereğidir; fakat, bu okulları meslek okulları olmaktan çıkarmak isterseniz çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalırız. Eğer, bu okullar kuruluş amaçları doğrultusunda imam ve hatip yetiştiremeyeceklerse varlıklarının devamı tartışma konusu olacaktır. Ülkenin imam ve hatip ihtiyacının da ilahiyat fakültelerinden karşılandığı gözönüne alınırsa, yapılması gereken şey, bu liselerin ihtiyaç fazlası olanlarının derhal kapatılarak genel liselere dönüştürülmesi olmalıdır.

Avrupa Birliğine girmeyi hedeflemiş bir ülke olarak, temel zorunlu eğitimin 2010 yılında 12 yıla çıkarılması istenirken, hâlâ, biz, 8 yıllık zorunlu eğitimdeki sorunları bile çözecek bir durumda değiliz. Uyum yasaları çerçevesinde Anayasada çeşitli değişiklikler yaptığımız bir dönemde Anayasamızın 24 üncü maddesinde yer alan "din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır" hükmünün değiştirilerek seçmeli hale getirilmesi gerekmektedir. Hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde zorunlu din dersi uygulamasından söz edilemez. Avrupa ülkelerinde bir papazın, alan dışında yükseköğrenim görerek, papaz hâkim, papaz savcı, papaz doktor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

158 konuşma daha · 12 Mayıs 2004

158 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook