İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 75. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında su kalitesinin iyileştirilmesi alanında mutabakat zaptının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:637)

Hüseyin Pazarcı

Balıkesir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 75. Birleşim · 5. yasama yılı · 9 Mart 2011 · 550 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Pazarcı (CHP), 9 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SU KALİTESİNİN İYİLEŞTİRİLMESİ ALANINDA MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S.:637)); konuşma 550 kelime.

Hüseyin Pazarcı (CHP, Balıkesir). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti arasında su kalitesinin iyileştirilmesi alanında mutabakat zaptının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.:637)”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 9 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-pazarci-23-2011-03-09-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-hukumeti-aras (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN PAZARCI (Balıkesir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 637 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Kalitesinin İyileştirilmesi Alanında Mutabakat Zaptı konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 637 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli milletvekilleri, adından da anlaşılacağı gibi, eldeki mutabakat zaptı, esas olarak su kalitesiyle ilgili bulunmaktadır. Bu çerçevede özellikle su kirliliğinin azaltılması, arıtılmış suların tekrar kullanılması, altyapı sistemlerinin projelendirilmesi gibi konular bu mutabakat zaptı çerçevesinde düzenlenmektedir.

Bildiğiniz gibi, Türkiye ile Suriye arasındaki su sorunu dediğimizde Fırat ve Dicle suları akla gelmektedir ve bunların kullanılması özellikle söz konusu edilmektedir. Bu çerçevede bakıldığında da en temel sorun bu Dicle ve Fırat akarsularının sularının miktar olarak paylaşımı yani başka bir deyişle de tahsisi söz konusu edilmektedir.

Bu çerçevede Suriye’yle daha 1987 yılında Ekonomik İşbirliği Protokolü imzalanmış olup geçici olarak, bir yenisi yapılana kadar saniyede 500 metreküp su bırakılması kabul edilmiş bulunmaktadır Türkiye tarafından. Ancak bu 500 metreküp/saniye su bırakılması Suriye’yi tatmin etmemekte ve daha büyük miktarlar -en az beklentisinin öyle olduğu görülüyor- 750 metreküp Fırat’tan su bırakılması şeklinde bir arzu ifade etmektedir Suriye. Şimdi, Suriye, dolayısıyla hâlihazırda suların miktar olarak paylaşımı konusundaki bu iddiasını sürdürmekte ve 500 metreküplük anlaşmayla tatmin olmaz iken, öte yandan bu eldeki yaptığımız anlaşmalarla Suriye sular üzerindeki öteki ulusal çıkarlarını korumayı sürdürmektedir. Sınıraşan sularımız sorunu bir bütün olarak ele alındığı takdirde yani suların miktar olarak paylaşımı, artı suların kalitesi şeklinde alındığı takdirde ancak tam olarak Türkiye bakımından korunabilecektir. Eğer bunu bir bütünlük içinde ele almaz parça parça su sorunlarını miktar sorunu dışında ele alma yoluna gidersek o zaman ulusal çıkarlarımızı korumada bazı noksanlarımız olma durumunda kalmaktayız. Nitekim eldeki mutabakat zaptı da bu yöndeki örneklerden birini oluşturmaktadır. Su kalitesi vesilesiyle örneğin sorunun bütünlüğü kaybolurken şu tür hükümlerin bu mutabakat zaptında yer aldığını görüyoruz: 2’nci maddesi, mutabakat zaptının, 8’inci paragrafında tarafların iş birliği yapacağı konular sayılırken “Kirleten öder.” ilkesi ifade edilmekte ve bu konuda da iş birliği yapılacağı ifade edilmektedir. Oysa değerli arkadaşlarım, “Kirleten öder.” ilkesi, yukarı kıyıdaş konumunda olan Türkiye bakımından işlemeyecek bir ilkedir, şu şekildeki, lehimize işlemeyecek bir ilkedir. Yukarı kıyıdaştan aşağı kıyıdaşa gider sular. Dolayısıyla, bir kirletme olayı söz konusu olursa, sadece ve sadece Türkiye kirlettiği zaman bu ilke çalışacaktır. Aksi takdirde, Suriye’de bir kirletme olayıyla karşılaşsak, bunun Türkiye’ye doğru akmaması nedeniyle suyun Türkiye’yi kirletmesi söz konusu olmamaktadır. Dolayısıyla, sadece ve sadece Türkiye’nin suları kirletmesi hususu bizim üstümüze bu mutabakat zaptıyla yüklenme yoluna gidilmektedir, tek taraflı bir ödün verme şeklinde bir sonuç doğurmaktadır.

Bunun dışında, başka birtakım maddeler de burada yer almaktadır. Örneğin, bu çerçevede, yine Türkiye aleyhine çalışacak 2’nci maddenin 10’uncu paragrafını görüyoruz. 10’uncu paragraf, su kalitesinde izin, denetim ve yaptırım sistemlerinin işletilmesinde iş birliği yapacağımızı öngörmektedir ama su kalitesiyle ilgili izinler, yaptırımlar ancak Türkiye’ye karşı söz konusu edilebilecek unsurlardır. Yani Suriye izin vermediği takdirde, su kalitesine ilişkin bir olumsuzlukta Türkiye zarar görecek ama bunun tersi, böyle bir mekanizmanın işletilmesi durumunda Suriye bakımından hiçbir sonuç vermeyecektir.

Bütün bu verileri göz önünde tutarak, bütüncül olarak su konusunu ele almamanın sonucu olarak Türkiye’nin yararına çalışmayacak bir mutabakat zaptıyla karşı karşıya bulunuyoruz ve bu mutabakat zaptıyla ülkemizin ulusal çıkarlarını yeteri gibi koruduğumuz kanaatinde de değiliz. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak eldeki mutabakat zaptına ret oyu vereceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

13 konuşma daha · 9 Mart 2011

13 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook