Bazı yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılması hakkında kanun ile devlet su işleri umum müdürlüğü teşkilat ve vazifeleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s: s.:94)
Şanlıurfa Milletvekili ·
Genel Kurul, 100. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Mayıs 2008 · 1.076 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Binici, 7 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI YATIRIM VE HİZMETLERİN YAP-İŞLET-DEVRET MODELİ ÇERÇEVESİNDE YAPTIRILMASI HAKKINDA KANUN İLE DEVLET SU İŞLERİ UMUM MÜDÜRLÜĞÜ TEŞKİLAT VE VAZİFELERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S: S.:94)); konuşma 1.076 kelime.
İbrahim Binici (Şanlıurfa). “Bazı yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılması hakkında kanun ile devlet su işleri umum müdürlüğü teşkilat ve vazifeleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s: s.:94)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 7 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-binici-23-2008-05-07-bazi-yatirim-ve-hizmetlerin-yap-islet-devret-modeli-cercevesinde-yapti (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ile Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
İlk aşamada, Türkiye’de kamu altyapı yatırımlarının nasıl finanse edildiğine bakalım: Klasik model ve öncelikle akla gelen, kaynağın bütçeden karşılanmasıdır. Kamu kuruluşları ihaleye çıkarken, iç parayı kendi bütçelerinin yatırım kaleminden, dış parayı da dış kredi verebilecek kaynaklara başvurarak temin etmektedir. Bu kredilerin geri ödenmesi tümüyle hazinenin teminatı altındadır.
Sayın milletvekilleri, devlet neden vergi alıyor? Sosyal devlet yapısı gereği alınan vergiler, kamu hizmetleri çerçevesinde, bölgeler arası adaletli bir şekilde hizmet amaçlı kullanılmak durumundadır. Ama ne yazık ki, ülkemizde bir türlü sosyal devlet anlayışı uygulanamadı. Çünkü sosyal devlet ilkesinden uzak rantiyeci bir anlayıştan, sermaye çevresinin güdümünden çıkamayan bu anlayıştan sağlıklı hizmet beklemek doğru değildir.
94 sıra sayılı Kanun Tasarısı, yap-işlet-devret modelinin kapsamını genişletmeyi hedeflemektedir. Özellikle kanun maddesinde “fiyatlandırılamaz” ve “bölünemez” hizmetler de bu kapsama alınmaktadır. Bu genişleme kamu hizmeti anlayışını zedeler niteliktedir.
Değerli arkadaşlar, yukarıda bahsettiğim gibi, hazırlanan kanun teklifinin sosyal devlet ilkesine aykırılığı açıktır. Yine, açık söylemekte fayda görüyorum: Devlet vatandaşına karşı adaletli olmak zorundadır.
1960 yılında bütçe giderlerinin 1/3’ü yatırım harcamalarına giderken, bu oran 2000 yılından sonra yüzde 3-4 düzeyine inmiştir. Bu arada sadece kamu yatırımlarında değil özel sektör yatırımlarında da düşüş olmuştur. İç borçlanma gereksinimi nedeniyle özel sektörün kullanabileceği kaynaklara el atılmıştır. Diğer taraftan reel faizin çok yüksek olması, bu dönemde özel sektör için yatırım yapmayı neredeyse cazip olmaktan çıkarmıştır.
Değerli milletvekilleri, özellikle petrol fiyatlarında dünyada meydana gelen büyük artışlar, özel finans kesiminin elinde çok büyük fonların oluşmasına neden olmuştur.
Artık proje finansmanı için gereksinim duyulan kredilerin temini için devlet kredisi yerine özel finans kurumlarından arayışlara yönelmiştir. Yine bu arada özel değerlendirme firmaları ülkelerin politik ve ekonomik durumlarını da irdeleyerek ülkelerin kredi açılabilirliğini, riskini değerlendirip bunları ilan etmeye başlamışlardır, kredi notu gibi.
Bütün bu iç ve dış gelişmeler sonucunda ve devam eden bu süreçte, Türkiye’de kamunun iç ve dış kaynak bulma olanakları ciddi şekilde azalmaya başlamıştır. Bu durumda kamu altyapı yatırımları, diğer yatırımlar için de geçerli finansman temini için başka arayışlar, başka formüller gündeme gelmeye başlamıştır. Tam da bu noktada yap-işlet-devret modeli ortaya çıkmıştır. Projelerin dış parayla yapılacak kısmı için kredi bulmak nispeten kolay olsa da iç parayla yapılacak işler için kredi bulmak oldukça zor olup bu kredinin dolayısıyla yatırım maliyetini yükseltmeye başlamıştır.
Kamu altyapı yatırımlarına bir de son yıllarda büyükşehir belediyelerinin kent içi ulaşım, metro, tramvay, pis su arıtma, çöp tesisleri gibi önemli kentsel yatırımlar da eklenince dış kredi talep eden kuruluşların sayısı da artmaya başlamıştır.
Yine, bu altyapı yatırımlarına finansman bulma çabaları sonucu yüzde 100 kredili işler dışında ve özellikle enerji sektörüne yönelik başka bir model de gündeme gelmeye başlamıştır, bu da hükûmetler arası ikili iş birliği çerçevesinde karma ekonomik komisyonlarca ele alınan ve anlaşmaya varılan projelerdir. Bu tür anlaşmalar Avusturya, Kanada, İsrail gibi ülkelerle imzalanmıştır. Hidroelektrik santral yapımına yönelik projelerdir. Bu tür anlaşmalar da egemenliğimizi zedelemektedir.
Büyüme sürecinde olan Türkiye’de, altyapı yatırımları için daha fazla kaynağa gereksinim duyulurken, Türkiye'nin yine bu süreçte içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi durumdaki pek de olumlu olarak tanımlanamayacak gelişmeler sonucu kamu, bütçeden yatırım için kaynak ayıramaz duruma gelmiştir; dış kredi bulma konusunda ciddi açmazlar içine düşmüş, bulduğu kredilerin de bu koşulların neticesi olarak maliyeti çok yükselmiştir.
Tüm bu gelişmelere ilaveten ve belki de bunlardan daha da önemlisi, dünyada esmeye başlamış olan liberalleşme, özelleştirme rüzgârları ve bunun bir doğal neticesi olarak da bu yatırımların finansmanı için gözlerin özel sektöre çevrilmesi olmuştur.
Bu tür projelerin özel sektör eliyle gerçekleştirilmesi ve işletilmesi sadece bir finansman kaynağı bulma dışında bu kesimin işletme, yönetim becerisinden yararlanma olanağını da sağlayacağı düşünülmeye başlanmıştır. Ancak bu düşünce ve çabalar bir ölçüde eskiye, geçen yüzyıla dönüşü akla getirmeye başlamıştır. 19’uncu yüzyılda Batı ülkelerinde gözlenen hızlı sanayileşme ve bunun bir uzantısı ve gereği olan büyük altyapı yatırım talebi ve hızlı kentleşme, doğal olarak, demir yolu, iletişim, haberleşme, tarımda sulama, kentlerde elektrik, gaz, kent içi ulaşım, su şebekesi gibi altyapı yatırımlarının ivedilikle ve yoğun biçimde gerçekleştirilmesini gerektirmiştir. Ekonomiye devlet müdahaleciliği olmayan kapitalizmin, bu dönemde “bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler” bu altyapı yatırımları özel sektör tarafından yapılmış ve sonra işletilmiştir.
Diğer ülkelerde iş arayışında olan bu firmalar da kendilerine iş yaratabilmesi için hükûmetlerini çeşitli formülasyonlar için sıkıştırmaya başlamışlardır. Yap-işlet-devret, ikili ilişkiler çerçevesinde iş alma gibi özellikleri...
İşte, dünyada bu gelişmeye paralel, özellikle gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımlarının özel sektör eliyle gerçekleştirilmesi için de yeni bir model olarak yap-işlet-devret modeli ortaya atılmıştır. Geniş anlamda yap-işlet-devret modeli, bir kamu altyapı yatırım veya hizmetin finansmanının özel bir şirket tarafından karşılanarak gerçekleştirilmesi ve kamu tarafından belirlenen bir süre için işletilmesi ve yine bu süre içinde ürettiği mal veya hizmeti tarafların karşılıklı saptadıkları bir tarife uyarınca kamu kuruluşlarına satması ve sürenin sonucunda işletmekte olduğu tesislerin bakımı yapılmış, eksiksiz ve işler durumda ilgili kamu kuruluşuna devredilmesi diye tanımlanabilir.
Aslında bu modelin uygulanması bize çok yabancı değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yabancı şirketlerle yapılmış olan çeşitli imtiyaz sözleşmeleri, bu modelle büyük benzerlik göstermektedir. O dönemde yapılan sözleşmelerle, örneğin İstanbul’da tramvay, tünel işletmeleri, elektrik, gaz idaresi, Haydarpaşa liman işletmesi ve İzmir’de liman işletmesi, Göztepe tramvay işletmesi gibi yabancı şirketlere verilen imtiyazlardır.
Yap-işlet-devret konusunda yirmi yılı aşkın bir süredir yayımlanmış olan bu çeşit yasa ve yönetmelikler, zaman zaman siyasi tartışma konusu olmuştur. Özel sektörün bu model çerçevesinde gerçekleştirmek istediği yatırımlar ve bu amaca yönelik olarak yapılan sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi değil, özel hukuk hükümlerine bağlı sözleşmeler olduğu söylenmiş ve bu husus yasa maddelerinde yer almışsa da yapılan sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi olduğu ortadadır.
Değerli milletvekilleri, yasa tasarısının 6’ncı maddesinde ise, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkındaki Kanun gereğince DSİ tarafından yapılması gereken sulama tesisleri de yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmaktadır.
Devlet Su İşleriyle ilgili, kendi bölgem Şanlıurfa’da çarpık bir uygulamayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Şanlıurfa’daki çiftçiler arazilerini üç yöntemle sulamaktadırlar.
1- Harran Ovası’nda DSİ marifetiyle sulanan arazilerde dönüm başına 10 YTL ödemektedirler.
2- Baz-2 Projesi kapsamındaki kapalı yöntemle yapılan sulama bedeli dönüm başına 30 YTL ödenmektedir.
3- GAP Sulama Projesi’nden faydalanamayan, ancak, kendi imkânlarıyla söz konusu çiftçilerimiz, 100 ve 300 metre derin kuyular açıp pompa ve elektrik tesislerini kendi olanaklarıyla kuran bu kesim, sulama elektrik bedeli olarak dönüm başına 100 YTL ödemektedir. Ancak, bu üreticiler, ürünlerini aynı bedelle pazarlayan bu kesim, elektrik borçlarını ödeyemediği için binlerce tesis sahibi çiftçi icra ve hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Zaten bahsettiğim ciddi sorunları yaşayan tarım sektörünün yeni bir yükle karşı karşıya kalacağı bir gerçektir.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
99 konuşma daha · 7 Mayıs 2008