İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

İbrahim Binici

Şanlıurfa Milletvekili ·

Genel Kurul, 32. Birleşim · 3. yasama yılı · 20 Aralık 2008 · 1.535 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

İbrahim Binici, 20 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.535 kelime.

İbrahim Binici (Şanlıurfa). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-binici-23-2008-12-20-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün 2009 yılı mali bütçesi ile ilgili Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarım sektörü Türkiye'nin sosyolojik ve ekonomik yapısı içerisinde önemli yer tutmaktadır. Tarım sektörü kırsal alanın tek ekonomik gelir kaynağıdır. AK PARTİ Hükûmetinin tarım politikaları sayesinde sektörün son yıllarda sürekli kan kaybettiği, iç ticaret hadlerinin korkunç bir şekilde tarım aleyhine geliştiği, sektörün genelinde üretim artışlarının nüfus artış hızının gerisinde kaldığı, çoğu alt sektörde üretimde geriye gidişlerin yaşandığı, kırsal yoksulluğun dayanılmaz boyutlara ulaştığı hepimizce bilinmektedir.

Kuşkusuz doğal ve çevre bilimiyle ilgili kaynakları bakımından oldukça şanslı, biyoçeşitlilik açısından dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olan Türkiye'nin hiç de hak etmediği bu yapı kendiliğinden doğmamıştır. IMF ve Dünya Bankası odaklı politikaların yıkıcı etkileri sonucu tarım sektörü çöküş noktasına getirilmiştir.

Yaşanan ekonomik krizle beraber önümüzdeki dönemlerde enerji, su ve gıda krizlerinin de yaşanacağını tahmin etmek zor değildir. Tarım ürünlerinin fiyatlarında gelecek yıllarda çok önemli artışların olacağı herkesçe bilinmektedir. Bu bağlamda gerekli önlemlerin alınması bir zarurettir.

Önümüzdeki birkaç yılda küresel ısınma ve kuraklık sonucunda tarım dünyada stratejik bir konuma gelecektir. Ülkemiz bunu bir fırsata çevirebilecek tarım alanlarına sahiptir ancak Hükûmet bu becerilere maalesef sahip değildir.

Tarım ürünlerindeki artış sebebiyle petrol zengini ülkeler bile Afrika’da arazi kiralama gereğini duymuşlardır. Amaçları gelecekte kendileri için gıda güvenliğini sağlamaktır. Buna karşın bizde ise var olan potansiyel yok edilmeye çalışılmaktadır.

Tarımın en önemli sorunu olan sulamayla ilgili birkaç baraj bitirildiği hâlde sulama kanalları yapılmadığından sulama faaliyetleri de yapılamıyor.

Tarımın girdi fiyatları akıl almaz büyüklüklerde artış göstermektedir. Bizim çiftçilerimiz dünyada yüz yetmiş bir ülke içinde en pahalı mazotu kullanmak durumunda kalmışlardır. Ülkemizde uygulanan yanlış politikalar neticesinde tarım sektöründe ciddi bir tıkanma yaşanmaktadır. Mısır dışındaki ürünlerin tamamında azalma görülmüştür. AKP Hükûmetinin yanlış tarım politikaları sayesinde tarımda yüzde 7 gibi önemli bir üretim düşüşü yaşanmıştır. Tarım Kanunu’nda tarıma verilecek desteklerin gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olamayacağı hükmüne rağmen, 2009 yılı bütçesinde desteklemeler için ayrılan pay ne yazık ki yüzde 0,49 olarak açıklanmıştır. Bu, Tarım Kanunu’yla AKP’nin tarım politikası arasındaki çelişkiyi açıkça göstermektedir.

Sayın Başbakan her seçim öncesinde tarıma ilişkin paketlerini açarken rakamlar da giderek küçülmektedir. 2007 yılına nazaran 2008 yılında tarımda sulama faaliyetlerinde yüzde 3 oranında azalma yaşanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2000’li yıllarda 684 bin hektarlık alandaki pamuk üretimiyle dünyada 7’nci sırada yer alan ülkemiz, maalesef 2008 yılında 380 bin hektarla dünyada 11’inci sıraya gerilemiştir.

Yine, Sayın Başbakanın her fırsatta iftiharla dile getirdiği traktör satışları 2002 yıllarında 50 bin civarında iken uygulanan yanlış politikalar sonucu 2008 yılında 12 bine kadar düşmüştür.

Tarım sektörünün içinde bulunduğu sıkıntıların giderilmesinin ön koşulu, tarımsal sulamalara önem verilmesi ve sulanabilecek yaklaşık 4 milyon hektar alana su getirilmesine yönelik faaliyetlerin hızlandırılarak en yakın zamanda bitirilmesi gerekmektedir.

Çiftçilerimize dönük bir rahatlamayı sağlamaya yönelik de daha önce uygulanan elektriği düşük ücrete tabi tutma uygulamasına derhâl geri dönmemiz gerekmektedir.

Tarım sektöründe her geçen gün daralmanın yaşandığı hepimizce malumdur değerli arkadaşlar. Son yıllardaki istatistiklere bakarsak, 2005 yılı itibarıyla kentleşme oranı yüzde 65 olan Türkiye'nin gayrisafi millî hasılasının yüzde 11,5’u tarımdan elde edilirken, istihdamının yüzde 29’una da tarım kaynaklık etmekteydi. 2006 yılının Ocak-Eylül döneminde ise tarım sektörü yüzde 1,2 küçülmüş, istihdam ise yüzde 28,4’e gerilemiştir.

Dünya ülkelerinin hemen tümünde tarım alanına kamusal müdahalede bulunulmakta ve sektör çeşitli biçimlerde desteklenmektedir. Türkiye’de ise AKP Hükûmeti işbaşına geldiği günden bu yana destek düzeyini giderek azaltırken, araştırma, eğitim, yayım hizmetleri, denetim ve kontrol hizmetleri, hastalık ve zararlılara karşı yapılan kamu mücadelesi ve altyapı hizmetleri de her geçen gün etkinliğini yitirmektedir. Türkiye de tarımda gerilemeyi yaşamaktadır bu sebeplerle.

2001 yılı genel sayımına göre 3 milyon adet olan kayıtlı çiftçi sayısı, 2007 sonunda maalesef 2,5 milyona gerilemiştir. Bu veriler gösteriyor ki tarımda gerileme şiddetli bir şekilde sürmektedir. Teknik ve ekonomik olarak sulanabilme olanağı bulunan tarım arazisinin henüz yalnızca yarısı sulanabilmektedir.

Bilindiği üzere, Türkiye’de, 2000 yılından itibaren Dünya Bankası öncülüğünde Tarımsal Reform Programı uygulanmaktadır. Program’ın temel hedefi, kırsal bölgelerdeki istihdam seviyesini orta vadede yüzde 10 civarına indirmektir. Bir başka deyişle, tarımsal üretim biçimini dönüştürmekte, kırdan kente göçü zorunlu kılmaktadır. Sürece paralel olarak girdi fiyatlarının sürekli artması, desteklerin kaldırılması veya azaltılması, küçük çiftçinin ürün ekemez hâle gelmesine neden olmuştur. Sadece 2008 yılında gübre ve ilaç kullanımı yüzde 15 oranında azalmıştır.

Yine, 2008-2009 döneminde 450 bin hektarlık bir alan ekilmemiştir değerli arkadaşlar. Tütün ekicilerinin sayısında yüzde 85’lik bir azalma olmuştur. Dünya Bankasının öngörüsü de bu sonuçlara dönüktür.

Gelir desteği ile, alım-girdi sübvansiyonlarının kaldırılmasını, tarım kooperatiflerinin işlevsizleştirilmesini ve böylelikle tarımda tekel hâkimiyetinin sağlanmasını amaçlıyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, uygulanan tarım politikalarıyla ilgili birkaç veriyi sizinle paylaşmak istiyorum. 2008 yılında burçak desteklemesi 55 YTL’den 35 YTL’ye, sertifikalı fidan desteklemesi 250 YTL’den 120 YTL’ye çekilmiştir. Bu, AKP Hükûmetinin tarımı destekleme anlayışının göstergesidir değerli arkadaşlar. Türkiye’de tarımsal üretim değerinin yüzde 63’ü bitkisel ürünlerden gelmektedir. Buna karşılık, gelişmiş ülkelerde yüzde 50’nin üzerine çıkan hayvancılığın payı yüzde 26 gibi oldukça düşük bir düzeyde bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye’de tarım işletmelerinin sermaye yapısı gerektiği gibi değişmemiştir.

Araştırmalara göre Türkiye’de tarım işletmelerinde arazi varlığının toplam varlıklar içerisindeki payı şimdilerde yüzde 80-90 dolayındadır ve bunun da yaklaşık olarak yüzde 75’ini arazi varlığı oluşturmaktadır.

Türkiye’de kimyasal gübre kullanımı 2000’li yıllarda 3,4 milyon tondu. Ülkemizde bir dönemde kullanılan gübre miktarı 2007 yılında ortalama 8 kilogram olarak görülmüştür. Ancak buna karşın AB ülkelerinde dönüm başına aktif madde olarak gübre kullanımı düzeyi, Hollanda’da 63 kilogram, Almanya’da 38 kilogram, Fransa’da 34 kilogram iken Türkiye bu verilerin çok altında kalmıştır.

Birim alanında kullanılan ilaç miktarı da gelişmiş ülkelere göre çok düşük kalmaktadır. Türkiye’de dönüm başına ortalama 5 kilogram tarımsal savaşım ilaç kullanılırken bu miktar Fransa ve Almanya’da 44 kilogram, İtalya’da 76 kilogram, Yunanistan’da 60 kilogram, Belçika’da 107 kilogram, Hollanda’da ise, değerli arkadaşlar, 175 kilogramdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de tarım sektörünün sorunları çözülemez değildir. Doğru tarım politikalarını tarıma özgülenen uygun kaynak büyüklükleri ile eşleyen ve etkin bir tarımsal kamu yönetimi anlayışı ile uygulamaya geçiren yaklaşımlar, sektörel sorunları çözüp tarımın büyüme potansiyelini açığa çıkarabilir. Doğru tarım politikaları, içeride ve dışarıda sağlam bir analitik tutarlılıkla Türkiye tarımı için konulan kısa, orta ve uzun vade hedeflerle duyarlı bir politika seçimini gerektirir.

Dış politika yanında, içeride de maliyet düşürücü, verimlilik yükseltici, tarımın rekabet düzeyini artıran politikalara acilen ihtiyaç vardır. Bu çerçevede uygulanabilir toprak reformu yapılmalıdır. Sulama yatırımları gerçekleştirilmeli, arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri tamamlanmalıdır. Böylece, yaratılan uygun zemin üzerinde, doğayla ve tüketiciyle dost, biyoçeşitliliği koruyup geliştiren, sürdürülebilir bir tarım modeli uygulanmalıdır.

Türkiye, başta tohum olmak üzere, bitkisel ve hayvansal üretim materyallerini, kullanılması gereken gübre ve tarımsal savaşım ilacını, tarım alet ve makinelerini ülke içinde üretip zamanında ve uygun fiyatlarla üreticiye ulaştıran bir tarımsal girdi politikasını derhâl izlemelidir.

Üretim, ülkesel ve bölgesel planlama ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilmelidir.

Desteklemeler, ürün planlamasının bir aracı olarak görülmeli ve bu anlayışla uygulanmalıdır.

Şüphesiz, bu politikaların uygun mali kaynaklarla desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca, bu bütçe Türkiye tarımına yetersizdir. Bu durum, tarımın içinde bulunduğu yatırım ve destekleme açığının da bir gerekçesidir.

Buna karşılık, yapılan hesaplamalar göstermektedir ki AB ortak tarım politikasının Türkiye’de uygulanması hâlinde yılda en az 11,3 milyar euro’luk kaynağın tarım sektörüne aktarılması gerekmektedir.

Değerli vekiller, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Anayasa’mızın “Toprak mülkiyeti” başlıklı 44’üncü maddesinde belirtilen “Devlet, topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır.” hükmüne işlerlik kazındırmak için kurulmuş olup, işlevini de Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Yasası gereği topraksız köylülere toprak dağıtımı yaparak yerine getirmekte iken, bugün akıl alınmaz bir uygulamayı yürürlüğe koymaktadırlar.

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, hazine arazilerini topraksız ya da az topraklı çiftçiye dağıtmak yerine; işletme büyüklüğü azaltıldığı gibi çiftçi sayısını artırdığı, bu durumun da arazi parçalanmasını artırarak, Avrupa Birliği müzakereleri kapsamında karşımıza en önemli olumsuzluk olarak çıkacağını gerekçe göstererek, bu arazileri köylülere değil de kullananlara satıyor. Bu ne demektir, değerli arkadaşlarım, size açıklayayım. Bu şu demektir: Topraksız veya az toprağı olan köylü benim sorumluğumda değil demektir. Bu, çiftçilerimizi kaderiyle baş başa bırakıyorum demektir.

Size daha çarpıcı bir örnek sunayım: Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde varlıklı bir ailenin sahip olduğu arazi, tam olarak 8.333 yoksul çiftçi ailesinin sahip olduğu araziye eş değerdir. Bu yoksulluktan dolayı, her yıl, binlerce insanımız, doğu ve güneydoğu bölgelerinden kalkıp batı bölgelerine mevsimlik işçi olarak çalışmaya gitmektedirler. Yerini yurdunu bırakıp çalışmak için gittikleri bu bölgelerde çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Geçmiş yıllarda yani geçen sene, Karadeniz Bölgesine çalışmak için giden Kürt kökenli bu vatandaşlarımız, kimi valilerin keyfî tutumlarının, uygulamalarının sıkıntılarını yaşamışlardır. Söz konusu bu valilerin talimatlarıyla bu işçiler –yerleşim yerlerini bırakın değerli arkadaşlar- o bölgede bulunan camilere bile alınmamışlardır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi her yıl işçilerin bu yolculuklarında trajik olaylar yaşanmakta, bazı aileler trafik kazalarıyla yok olmaktadırlar. Geçen sene yine Adıyamanlı fındık işçileri işten dönerken iki aile yok oldu değerli arkadaşlar.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman)25 kişi öldü, 25!

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla)Tabii.

Yine bunun akabinde Urfa’da sabah saat beşte kalkıp tarlalara çalışmaya giden iki traktör dolusu 21 insanımızı kaybettik, 12 insanımız da yaralandı. İşte devletin tarım politikası ve tarım işçisine bakış açısı budur. Bu insanların hiçbir sosyal güvencesi yoktur. AKP de bu noktada dilini kıpırdatmıyor çünkü insanlık için bir projeleri yoktur değerli arkadaşlar. (DTP sıralarından alkışlar)

21’inci yüzyılda vatandaşlarımız bu ıstıraplarla yok olurken, doğrusu, bu trajediyi ortadan kaldırmak için tam anlamıyla tarım reformunun ne zaman gerçekleştirileceğini merak ediyorum. Böylesine adaletsiz bir arazi dağılımı söz konusu iken yakın tarihlerde, değerli arkadaşlar, Suriye sınırında bulunan mayınlı araziler mayından temizlenecek ve o arazi, değerli arkadaşlarım, tam 2 Kıbrıs büyüklüğündedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

70 konuşma daha · 20 Aralık 2008

70 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook