2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Şanlıurfa Milletvekili ·
Genel Kurul, 38. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Aralık 2008 · 749 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Binici, 26 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 749 kelime.
İbrahim Binici (Şanlıurfa). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-binici-23-2008-12-26-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa)2009 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın görüşülmekte olan maddesi üzerine Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik politikaların toplumda yol açtığı en derin etkilerinden biri de kişiler arasındaki gelir dağılımındaki uçurumdur. 2007’deki bölüşüm ilişkilerine bakıldığında önceki yıllara göre bir olumlu gelişmeden söz etmek olası değildir. TÜİK’in şaibeli gelir ve tüketim anketleri, yoksulluk analizi gibi araştırmaları bölüşüm ile ilgili güvenli bilgileri vermemektedir. Ancak işsizlik, reel ücret ve tarımsal verilerinden bir bölüşüm fotoğrafı çıkarmak da mümkündür. Resmî açık işsizliğin büyüme iddialarına karşın yüzde 10’da katılaşması 2007’de de sürdü. Resmî verilere göre işsiz sayısı 2,5 milyonun altına düşmedi. TÜİK’in iş gücü arzını düşük göstererek sakladığı gerçek işsizlik ise yüzde 20’leri, mutlak rakam olarak da 5 milyonu bulmaktadır. Dolayısıyla gerilemeyen işsizlik hanelerine yeni gelirler getirmemiştir. TÜİK, 2007 tüketici enflasyonunu yıllık yüzde 8,7 olarak açıklamıştır. Ancak, alt ve orta kesimlerin tüketim sepetine daha uygun 130 madde üstünden yaptığımız araştırma, gerçek tüketici enflasyonunun yüzde 20’nin üstünde olduğuna dair önemli bulgular içermektedir. İki temel gösterge de ekmekteki yıllık fiyat artışı yüzde 18, kiradaki fiyat artışı da yüzde 20’dir. İmalat sanayisi reel ücretlerindeki gerileme eğilimi 2007’de de sürmüştür. Hükûmetin seçimler nedeniyle sulandırdığı kamu maliyesiyle hanelere dolaylı bir gelir damlamışsa da akmamıştır değerli arkadaşlar.
Tarımda büyümenin negatife dönmesi ve göçler, köylü kesiminde de önemli bir gelir erozyonu olduğunu göstermektedir.
2007’deki seçim ekonomisinin enflasyonun tırmanmasında etkisi bahane edilerek yeni zam ve vergiler ise 2008’in ilk aylarından itibaren yürürlüğe sokulmuştur. Ertelenen elektrik, doğal gaz zamlarının yanında vergi ve harçlarda artışlar da 2008’de yine devreye sokulup milletimize yük olmaya devam etmiştir. Mali disiplinin yeniden tesisi adına kamuda kemerler hızla sıkılmakta, eğitim ve sağlık başta olmak üzere sosyal harcamalar budanmakta, kamu yatırımları kısılıp özelleştirmeye daha da ağırlık verilmektedir. Türkiye ekonomisine tarihin en derin krizi olan 2001 daralmasının ardından üst üste yaşadığı büyüme başarısı öyküleriyle yerli yersiz övgüler düzülürken ve bu dönemin en önemli kısmında iktidar olan AKP’nin bu başarının da en önemli payını kendilerine çıkarırken, 400 milyar dolara çıktığı ve kişi başına 5.500 dolara yükseldiği iddia edilen gelir pastasının gerçekten sınıflara ve bölgelere göre nasıl paylaştırıldığından hiç dem vurmamaktadırlar. Bu çarpık büyümenin getirdiği katılaşan yüksek işsizlik, azalmayan iç borç yükü, büyüyen özel sektör borç yükü, askıya alınan sosyal devlet hizmetlerinden ve daha bir dizi çarpıklıktan hiç de bahsedilmemektedir. Aşırı değerlenmiş döviz kuru ile abartılı tarzda ölçülen millî gelir pastasının 2002’deki 181 milyar dolarlık büyüklüğünden, 2006’da 400 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığından söz edilmektedir. Ancak yaklaşık yüzde 80’i kullanılabilir gelir olarak hanelere giren bu gelirin, haneler arasında nasıl paylaştırıldığı araştırıldığında, dünyanın en adaletsiz gelir dağılımına sahip ülkelerden Türkiye'nin bu makûs tarihinde bir değişim görülmemektedir. AKP iktidarının ilk icraat yılı olan 2003’te toplam nüfusta yüzde 17,8’lik payı olan kâr, faiz, rant gelir sahiplerinin gelir pastasından aldığı pay yüzde 53,1 iken, 2006’da bu pay yüzde 56,1’e çıkmıştır. Yani büyüyen gelir pastasından esas olarak bu kesimin faydalanmış olduğu ortadadır. Buna karşılık, nüfustaki payı yüzde 33’ü geçen tarım kesiminin payı, aynı dönemde 12,7’den yüzde 9,5’a gerilemiştir değerli arkadaşlar. Pastayı büyüten ücretli kesimin ise büyüyen pastadan aldığı payda iyileşme olmamıştır. Gelir dağılımı, aileler arasında bu adaletsizlikle, bu çarpıklıkla da sürmektedir.
Değerli milletvekilleri, yaşanan ekonomik kriz ortamında tartıştığımız 2009 yılı bütçesinin sokakta, evde, mutfakta yaratacağı etkileri düşündüğümüzde, gerçekten halkın huzurunun iyiden iyiye kaçacağı anlaşılıyor. Bu kriz ortamında ekonomik durgunluğun had safhada olduğu, esnafın siftah dahi yapamadığı bir durumda eğer piyasayı canlandıramazsak korkarım ki 2009 yılı esnaf açısından, çiftçi açısından, memur açısından, işçi açısından, emekli açısından tam bir hüsran yılı olacaktır. Ekonomiyi canlandırmak için, hızla vergilerde indirim yaparak maaş ve asgari ücrette artışa giderek alışverişi artırmak gerekmektedir. Kredi kullandırma olanaklarının kolaylaştırılması, birikmiş ve ödenmesi neredeyse imkânsız hâle gelmiş kredi borçlarının hafifletilmesi ve gerekirse bir kısmının bankalar ve kamu arasında paylaştırılarak hafifletilmesi gerekiyor. Ortalık güllük gülistanlıkken tatlı kârların keyfini süren bankalar ve büyük işverenler krizden çıkış için de elini taşın altına koymalıdırlar. Yoksa krizin faturasının tamamının emekçi, yoksul halka çıkarılması daha büyük ve ciddi krizlere, sosyal patlamalara yol açacaktır. Buradan AKP Hükûmetini bir kez daha uyarıyoruz değerli arkadaşlar. Bu gidişle, sokaklar patlamaya hazır birer bombaya dönüşecektir. Yoksulluğun yarattığı travmanın boyutları bütün toplumu yakacak düzeylere ulaşmıştır. Örneğin, dün açıklanan asgari ücret aylık sadece 24 YTL artışla gerçekleşmiştir.
Değerli arkadaşlar, bu asgari ücret, bu toplumla âdeta alay etmektir. 24 YTL günlük 1 YTL’ye bile tekabül etmiyor! Asgari ücretlinin nasıl geçineceğini Sayın Bakana soruyorum. Vicdanlı olmak lazım. Ankara gibi yerde en ucuz kira 300 YTL’dir. Bu insan açlıkla baş başa kalacaktır. Evet, sosyal arayışlara girecektir. Çocuğu farklı yerlere girecektir, kapkaç yapacaktır, hırsızlık yapacaktır değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
103 konuşma daha · 26 Aralık 2008