Tarım kanunu tasarısı ve avrupa birliği uyum ile tarım, orman ve köyişleri kanunu (s.s.1052)
Erzurum Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 88. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Nisan 2006 · 983 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi), 13 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM KANUNU TASARISI VE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM İLE TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KANUNU (S.S.1052)); konuşma 983 kelime.
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum). “Tarım kanunu tasarısı ve avrupa birliği uyum ile tarım, orman ve köyişleri kanunu (s.s.1052)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-04-13-tarim-kanunu-tasarisi-ve-avrupa-birligi-uyum-ile-tarim-orman-ve-koyis (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1052 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, AK Parti Grubu içerisindeki bazı milletvekili arkadaşlar bizim Anavatan Partisinin rengini maalesef kıskanıyorlar. Evet, bizim rengimiz yeşildir; çünkü, biz çiftçi dostuyuz, aynı zamanda, bu büyük milletimizin, medeniyetin rengidir, kıskanmayın. Biz, soluk renk sahibi değiliz, belirgin renklerin sahibiyiz. Bunu kıskanmayın; bir. İkincisi, iki gün içerisinde, iki gündür maalesef milletin iradesine burada ipotek koydunuz, uzunca görüşülmesi gereken yasaları temel yasa halinde getirdiniz, birtakım gerçekleri milletin huzurundan, görüşünden kaçırmak istiyorsunuz; ama, aziz milletimiz maalesef bunları yutmuyor.
Değerli arkadaşlar, sizden önceki iktidarlar onbeş günde onbeş yasa çıkardılar, siz de beş günde beş yasa çıkarmak istiyorsunuz. Hızlı yasa çıkaran iktidarların gidişi de hızlı olmuştur, sizin gidişiniz de bu nedenle hızlı olacaktır diyor, konuya geçiyorum değerli arkadaşlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, çiftçi bugün perperişan durumdadır. Bu perişanlığın en önemli nedenlerinden birisi tarımsal girdi maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır, buna karşılık tarımsal ürün fiyatları çok düşüktür; tarımsal ürünün üretiminde mazot gibi kalemlerden alınan aşırı vergi de büyük bir problemdir.
Ben, burada, tamamen çiftçi temsilcilerinin görüşlerini yüce huzurunuzda aktarmak istiyorum değerli arkadaşlar. Şöyle ya da böyle tarım, zaten, dünyanın her yanında desteklenen, korunan, devletlerin sürekli gözettiği bir sektör. Bunun nedeni de gayet açıktır. Tarım, insanlığın olmazsa olmazlarındandır ve tarımda henüz serbest piyasa şartları olgunlaşmamıştır. Avrupa Birliğinde tarımın gayri safî yurtiçi hâsılaya katkısı yüzde 2, buna karşılık aldığı destek gayri safî yurtiçi hâsılanın yüzde 1'i kadardır. Ülkemize bakıyoruz, 2004 yılı verilerine göre, tarımın gayri safî yurtiçi hâsılaya katkısı yüzde 11,7; buna karşılık aldığımız destek gayri safî yurtiçi hâsılanın binde 7'sidir. Uluslararası piyasalarda ileri ülkelerin ulusal tarım organizasyonlarına sağladıkları destek ve sübvansiyonlar sonucu ürün fiyatları düşüktür. AK Parti Hükümeti, dışticaret ile destekleme politikalarını dengelemeye çalışacağına, bir yandan tarıma yönelik destek ve sübvansiyonları azaltırken, öbür taraftan kapılarını ardına kadar açarak dünyada tarımı destekleyen tüm ülkelerin ucuz ürünlerine kendi pazarlarında pay vererek Türk tarımını haksız rekabetle karşı karşıya bırakmıştır.
Serbest piyasa oluşurken fırsat eşitliği sağlanamamışsa, o piyasa koşulları bir daha asla sağlıklı bir çizgiye oturmaz. AK Parti Hükümeti bunu görememektedir ya da Hükümet bunun farkındadır ama IMF'nin ve Avrupa Birliğinin telkinleri altında kalıp, olması gereken politikaları uygulamamaktadır. AK Parti Hükümeti "rekabette eşitlik" ilkesini tesis edememesi yetmiyormuş gibi, bir de sanki Türk çiftçisi rekabetten kaçıyormuş, çiftçinin niyeti devletin sırtına binmekmiş gibi bir hava vermeye çalışmaktadır. AK Parti Hükümeti olarak hem suçlu hem de güçlüsünüz. Oysa, gerçek bu değildir. Türk çiftçisi rekabetten kaçmamaktadır. Çiftçinin, devletin sırtından geçinmek gibi bir niyeti de yoktur. Çiftçinin itiraz ettiği yer, rekabetin haksız bir zemin üzerine inşa edilmeye çalışılmasıdır. Avrupa kendi tarımını destekleyecek, sübvanse edecek, tarım ürünleri buna bağlı olarak ucuzlayacak; buna karşılık, Türkiye'de, her şeyden önce zaten mazot fiyatları ortada, her türlü destek ve yatırım indirimi kaldırılacak. Türkiye'de çiftçilik yapmanın tüm avantajlarını ortadan kaldıracaksınız, ondan sonra da Türk tarımı rekabet edemiyorsa, bu, hükümetin sorunu değildir diyeceksiniz. Çiftçi nasıl rekabet etsin? Şartları eşit değil ki! Dünyanın ileri ülkeleri bu hükümet gibi çiftçinin sırtına binmiyor ki! Bu, akla mantığa sığmayan bir politik yaklaşımdır.
Değerli arkadaşlar, bir de son zamanlarda popülist politika diye tabir edilen bir kürsü faşizmi başgöstermiştir. Kim çıkıp işçinin, emeklinin, çiftçinin hakkını savunmaya kalkarsa, hükümet, ezberden nutuk atmakta, zulmüne karşı koyanları popülist politika yapmakla suçlamaktadır. Çiftçinin hakkını korumanın neresi popülizmdir?! Siz, hükümet olarak, piyasa oluşurken, şartları eşitleyin, ondan sonra, çiftçiyi yargılayın. Hem çiftçinin canına okuyacaksınız, ondan sonra da, kalkıp, "destek yok, başınızın çaresine bakın, rekabet edin" diyeceksiniz. Rekabetten kaçan yok ki zaten. Bütün mesele, adalet ve bu adaleti sağlamak AK Parti Hükümetinin görevidir.
Değerli arkadaşlar, bakın, rekabet dediğiniz şey nedir; rekabet, verimlilik, kalite ve maliyete dayanmaz mı. Verimlilik ve kalite alanında, diğer ülkelerin üreticilerine göre üstün olduğumuz ürün çeşitleri yok mudur; elbette, vardır. Mesela, pamuk vardır. Bizim üreticimiz, dekara 550-600 kilo pamuk almaktadır. Şimdi, eğer, siz, başarılı bir hükümetseniz, pamuk üreticisi bu çiftçimizin, dekara 400 kilo pamuk alan bir Yunanlı çiftçiyle ya da verimi yüzde 40 daha az olan bir Amerikalı çiftçiyle rekabet edebilmesi gerekir. Gidin de sorun pamuk üreticisine; rekabet edebiliyor mu edemiyor mu; eğer yüzünüz varsa, gidin de sorun çiftçiye; ne hale düşürdünüz bu milleti, bu köylüyü.
Tarım alanında yaptıklarınız sadece tarımı mı tahrip ediyor, sadece çiftçiye mi zarar veriyorsunuz. Bakın, pamuktan örnek verdik, pamuktan devam edelim. Pamukta, yerli üreticinin nasıl zor durumlara itildiğini anlattık. Türkiye, 2004-2005 sezonunda 750 000 ton pamuk ithal eder duruma düşürülmüştür. Pamuk ithalatına 9 000 000 dolar da para harcanmıştır. Bu arada, olay, tarımı aşar; ekonominin makro dengelerini sarsacak, dışticaret dengesini net biçimde etkileyecek noktalara gelir. Biz, hükümetin yaptığı gibi, abartmayız, gerçekleri, rakamlarıyla birlikte sunarız.
Bakınız, Türkiye'nin 2004 yılı tarım ürünleri ihracatı 1980 yılına göre sadece yüzde 58 oranında artarken, aynı zaman aralığında ithalattaki büyüme oranı yüzde 5 322 olarak gerçekleşmiştir. Rakamlar, zaten, söylenmesi gereken her şeyi söylemektedir. Hükümetin tarım başarısızlığının inkâr edilecek tarafı kalmamıştır. Zaten, hükümet de, kendi başarısızlığını inkâr edemeyeceğini bilmektedir. Bunun için, çiftçi azarlamakta, halkı susturmaya çalışmaktadır. Ama şu bilinmelidir ki, Türk Halkı, sandığa kadar susar, sonra sandıkta bir konuşur, tasfiye olmak nedir, o zaman görürsünüz.
Şimdi, hükümet, güya tarımın anayasasını yapmak hazırlığındadır. "Tarıma uzun vadeli bir plan koymak lazım" diyorlar. Tamam, uzun vadeli bir plan lazım; ama, öyle her plan da tarımı düze çıkarmaz. Sırf zevahiri kurtarmak için yapılan planların hiçbiri amacına ulaşmamıştır. Bundan sonra da, zoraki açılımların tutmayacağı meydandadır, bellidir.
Şimdi, siz, tarımı düze çıkarmak niyetindeyseniz, "bunun için esaslı bir planımız var" diyorsanız, bu planı hazırlamak için masanın başına geçtiğinizde, o masada çiftçi mutlaka olmalıdır. IMF memuru, hazineci, bankacı, hepsi tamam; ama, tarım üreticinin tarımıdır, tarım ülkenin tarımıdır. Üreticinin etken olmadığı bir süreçte, siz, kalkıp da "tarımdaki sorunları halledeceğiz" diyemezsiniz. Bu, sorun çözmemenin de ötesinde, son derece ayıp bir şey olur.
Şimdi bu sözlerim üzerine hükümet diyecek ki: "Biz hesabını kitabını yaptık, biz çiftçinin halini de biliriz. Ürettiğimiz politikalar halk içindir." Açık ve net olarak söylüyorum: Bunlar düpedüz yalan. Nereden biliyorsunuz diyeceksiniz; şuradan biliyorum: Bu hükümetin temsilcileri, tarım konusundaki sempozyumlara, panellere, konferanslara katılıyorlar, milletvekilinden…
(Mikrofon otomatik tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
35 konuşma daha · 13 Nisan 2006