İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

Ix.tur. (içişleri bakanlığı, tarım ve köyişleri bak.)

İsmail Özay

Çanakkale Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 34. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Aralık 2003 · 1.044 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

İsmail Özay (CHP), 22 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: IX.TUR. (İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, TARIM VE KÖYİŞLERİ BAK.)); konuşma 1.044 kelime.

İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Ix.tur. (içişleri bakanlığı, tarım ve köyişleri bak.)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2003-12-22-ix-tur-icisleri-bakanligi-tarim-ve-koyisleri-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı kamu güvenliğini sağlayan önemli bir bakanlığımızdır. Bakanlığın son yıllarda hızla gelişen birimi Sahil Güvenlik Komutanlığıdır.

Denizler günümüzde gelişen yeni ekonomi alanlarıdır. Denizlerde insan ve mal kaçakçılığı artarken, denizden yararlananların yarattığı kirlilik ve avlanmayla ilgili deniz canlılarına verilen zararlar önemli bir sorunu oluşturmaktadır.

Avrupa'nın en geniş deniz alanına sahip olan ülkemizde bu alanların kontrol altında tutulması büyük önem taşımaktadır. Bu anlayışla görev yapan sahil güvenlik botları, suç işlenen bölgeye ulaşana kadar, suç işleyenler, kirlilik yaratanlar veya kaçak balıkçılık yapanlar, suç delillerini ortadan kaldırabilmektedirler. O nedenle, botların havadan desteklenmesi, artık, günümüzde, çok önemlidir.

Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesine baktığımızda, verilen ödeneğin azlığı, bu konuya yeterince önem verilmediğinin açık bir göstergesidir. Ayrılan 102 trilyon 350 milyar lirayla, güvenlik güçlerinin hareket yeteneğini artıracak araçları almak ve teknolojik gelişmelere yetişmek mümkün değildir. Sahil Güvenlik Komutanlığının idarî ve teknik personeli askerdir. Asker olarak iyi eğitim alan bu personelin, deniz ekolojisi, balıkçılık, tarihî eser kaçakçılığı, sivil yaşamın gerçekleri gibi konulardaki bilgileri, maalesef, eksiktir. Bu nedenle, suçlu ile suçsuzun ayırt edilmesinde bazı güçlükler ve yanlış anlaşılmalar ortaya çıkmaktadır. Özellikle, ekonomik durumları yetersiz olan kıyı balıkçıları, bu yanlış anlaşılmalardan büyük zarar görmektedirler. Bunun önlenebilmesi için, sahil güvenlik yetkilileri ile balıkçılık kooperatiflerinin veya balıkçıların temsilcileri belli zamanlarda sorunların ele alındığı toplantılar yapmalıdırlar.

Jandarmanın görev yaparken halkla ilişkileri de çoğu zaman halkın yakındığı ilişkiler içerisinde gelişmiştir. İnsan haklarının en önemli gündemi oluşturduğu günümüzde, devletçe, bu konuya daha çok özen gösterilmelidir. Son yıllarda, Jandarmanın, karayollarında kontroller yapması hoş karşılanmamaktadır. Görevlilerin, ellerinde çapraz tutuşlu silahlarla yaptıkları bu kontroller, sivil ve askeri idare gibi geçmişte kalan değerlendirmelere zemin hazırlamaktadır. Bu eleştiriler gündeme geldiğinde, özellikle insan kaçakçılarına karşı önlem almak için bu kontrollerin yapıldığından söz edilmektedir. Ancak, sivilleşme ve Avrupa değerlerini gündemine alan ülkemizin, daha evrensel bazı uygulamaları bulması hiç de zor değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim yönetsel yapımıza göre, yerel yönetimler, bir bütün olan idarenin iki parçasından birini oluşturur. Yerel yönetimlerin merkezî idareyle eşgüdümünü sağlayan kurum İçişleri Bakanlığıdır. İçişleri Bakanlığı, yerel yönetimlerin merkezî idaredeki temsilcisi, haklarının savunucusu, onun yardımcısı olarak algılanmalıdır. Bu anlayışla baktığımızda, İçişleri Bakanlığı, geçen yıl, bu görevlerinden dolayı, maalesef, sınıfta kalmıştır ve üzülerek söylemek gerekirse, gelecek için de hiç ümit verici değildir.

Belediyelerin çalışmalarını iyileştirebilmek için, yasal düzenlemeye gerek duymadan, Bakanlar Kurulu kararıyla yapılabilecek birçok iyileştirme önerisi, Sayın Bakan tarafından gündeme bile getirilmemiştir. Başbakanın geçmiş siyasî konumuna, hükümet ve acil eylem planındaki yerel yönetim söylevlerine bakarak, bu hükümetin, sanki, yerel yönetimlere önem vereceği gibi bir izlenim uyanmıştı başlangıçta; ancak, geçen yıl bunun böyle olmadığı çok iyi anlaşılmıştır.

Belediyeler, Türk belediyecilik tarihinin en sıkıntılı yılını geçtiğimiz yıl yaşamışlardır. Hükümet, göreve başladıktan sonra ilk yaptığı bütçede, Anayasaya aykırı olduğunu bilerek, belediyelerin bütçeden aldığı payı yüzde 1 azaltarak, belediyelere ilk önemli darbeyi vurmuştur.

Geçen iktidar, bir kararname düzenleyerek, sokak aydınlatmasıyla ilgili yükümlülükleri belediyelerin üzerine yıkmıştı. Belediyeler, Danıştaya dava açarak, bu uygulamanın durdurulmasıyla ilgili yürütmeyi durdurma kararları aldılar. Hükümet, bu mahkeme kararlarına uymayarak, belediyelere borç faturaları göndermeye devam etti. Belediyeler, şu anda, 500 trilyona yakın borçlandırıldılar. Bu konuya, belediyeler lehine çözüm bulması gereken Enerji Bakanı, bütçe görüşmeleri sırasında "bu durum, akıl karıştıran bir durumdur" diyerek, herhangi bir çözüm getirmemektedir. Başbakan da, İçişleri Bakanı da, bu haksızlık karşısında ne seslerini çıkarmışlardır ne de bir önlem önermişlerdir.

Belediye gelirlerinin artırılacağı, bu hükümetin söz verdiği konuların başında gelmektedir. Geçen yıl, belediye gelirlerini artıran hiçbir karar alınmamış, verilen söz ve sözler yerine getirilememiştir. Oysa, bazı iyileştirmeler için, kanunî düzenlemeye bile gerek yoktur.

Belediye Gelirleri Yasasındaki harç ve vergiler, oniki yıl önce sosyal demokratların hükümette bulunduğu bir dönemde güncelleştirilmişti. Bugün, bu güncelleşmeyi yapmak, sorunu Bakanlar Kurulunun gündemine getirmek, ne belediyecilikten gelen Başbakanın ne de İçişleri Bakanının aklına gelmiştir.

Maliye Bakanımız, bütçe sunuşunda, ihracatçıların KDV alacaklarına kolaylık getirildiğinden bahsederek övünmektedir; ama, belediyelerin trilyonlarca lira KDV alacaklarına karşı aynı kolaylığı getirmeyi ağzına bile almamaktadır ve belediyelerin idarî kararlarla düzenlenebilecek daha birçok sorunu varken, sahipsiz kalan belediyelerin bu sorunlarına da çözüm getirilememiştir.

Hükümet, yerel yönetim konusu gündeme geldiğinde "reform" sözcüğünü çok kullanmaktadır. Reformdan hükümetin ne anladığını görmek için son günlerde çıkarılan üç yasaya bakmak yeterlidir. Bunlardan birincisi, pergel yasasıdır. Bu yasaya göre, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen yöntemle, mizah konusu bir uygulama önerilerek, büyükşehir belediye sınırları, hükümet konağının tepesine konan bir pergelle belirlenmiştir. Bir diğer komik reform anlayışı da, Denizli'de uygulanmaya çalışılan, bütün şehir belediye yasasıdır. Halkın haberi olmadan, geceyarısı baskınıyla yasalaşan bu model, AKP sayesinde, dünya yerel yönetimler tarihinde garip bir yöntem olarak yerini alacaktır. En acımasız olan belediye reformu da, belediyelerin kapatılması yasası olmuştur. Akşam, belediye sınırları içerisinde uyuyan vatandaşlarımız, sabah, köyde uyanmışlardır. Bu uygulama da dünyada örneği olmayan tek reformdur.

Değerli arkadaşlarım, bu "reform" sözcüğünü gerçekten sulandırdınız. Sizden, gelecek nesiller adına, çocuklarımız adına bir isteğim var: Ne olursunuz, şu "reform" sözcüğünü kullanmayın; yeni yetişen çocuklar, sizin uygulamalarınıza bakarak, reformun, dağıtmak, kırmak ve bozmak olduğunu zannedecekler.

Sırası gelmişken söyleyeyim, şu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına 1992 yılında koyduğumuz çekinceleri artık kaldırın. Bunun için kanuna falan gerek yok; Bakanlar Kurulu kararıyla 11 kısımdan oluşan, nerede ise metnin yarısını oluşturan bu çekinceleri korumak, artık, Türkiye'ye yakışmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anlayışınızla yerel yönetimlerde reform yapamayacağınız iyice anlaşılmıştır; ancak, bazı değişiklikler getireceğiniz belli olmuştur. Bu değişiklikleri yaparken, yetki düzenlemesi, denetim ve yönetimlerin demokratik yapılanması konusunda dikkatli olmalısınız. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, başta belediyeler olmak üzere, bazı yetkilerin yerel yönetimlere devrini öneriyoruz; ancak, yerel yönetimlerin kapasitesini artırmadan, demokratik denetim ve yerel yönetim yapılanmasını gerçekleştirmeden, aceleyle yapılmasını desteklemiyoruz. Özellikle, eğitim ve sağlık gibi sosyal devletin en önemli görevlerini zaafa uğratacak aceleci düzenlemelere karşıyız. Laik eğitimin tartışıldığı, gerici eğitim arayışlarının bulunduğu bir ortamda eğitimi yerelleştirmek, en büyük yanlışlık olacaktır. Eğitim birliğine zarar vermeden eğitim hizmetlerinin bir kısmının yerelleştirilmesi, gerçek bir yerel yönetim reformuyla olabilir. Bu da, laik eğitim tartışmalarının olmadığı, öğretmenlerin grevli, toplusözleşmeli sendikal haklarını elde ettikleri; öğrenci ve veli örgütlenmelerinin kurumsallaştığı ve eğitim yönetimine katıldığı bir ortamda gerçekleşebilir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu sürecin, toplumun önünde tartışılarak planlanmasına ve buna göre bir düzenleme yapılmasına katkı vermeye hazırız.

Yapılacak yerel yönetim değişikliğinde önem verdiğimiz diğer konu, denetimdir. İdarî, hukuksal ve demokratik denetim birlikte ele alınarak denetim konusu çözümlenmelidir. Buna göre, yerel yönetimler üzerinde merkezî idarenin her türlü vesayet yetkisi kaldırılmalıdır. Yargı denetimine ağırlık verilmelidir. Belediye Meclislerinin yetkilerinin artırılması, seçilmişlerin halk tarafından geri çağırılması ve referandum gibi demokratik düzenlemeler yapılarak, demokratik denetim geliştirilmelidir. Bu anlayışları taşımayan yerel yönetim reformu "reform" adını taşıyamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

55 konuşma daha · 22 Aralık 2003

55 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook