İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 77. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 77. Birleşim · 1. yasama yılı · 8 Mayıs 2003 · 957 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 8 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 957 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 8 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2003-05-08-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73-4 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu yasa tasarısı üzerinde çalışırken, zaman zaman, Sayın Bakanımın söylemlerine ben de şaşırdığımı ifade etmek istiyorum. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Sayın Bakanım, bir işçi çocuğu olduğunu söylemişti. İkimiz de aynı yörenin insanıyız. Ben de bir orman köylüsünün oğluyum Sayın Bakan gibi; ama, çalışma yaşamına Sayın Bakanımız gibi bakmanın olanağı yok. Gerçekten, Sayın Bakanımız -Sayın Bakanım diye hitap ediyorum kendisine; çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Bakanı- bizi, çalışma yaşamına sadece bir tek gözle baktığımız şeklinde itham ediyor; oysa, asıl kendisinin çalışma yaşamına nasıl baktığını somut olarak gösteren, İş Güvencesi Yasasını çöp sepetine atmasıdır; hangi gözlükle, hangi tarafla baktığının somut göstergesi. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, çalışma yaşamı içerisine, bu tasarıda, bugüne kadar yapmış olduğumuz beş altı günlük görüşmelerde, şimdiye kadar çalışma yaşamının içerisinde olmayan, ama, yeni yasada yürürlüğe girecek olan, yürürlükten sonra da çalışma ilişkilerini nereye taşıdığı, nereye taşıyacağı belli olmayan yeni iş ilişkileri, iş sözleşme türleri girdi. Nedir bunlar; kısmî süreli çalışma, tam süreli çalışma, çağrı üzerine çalışma, geçici iş ilişkisi, belirli süreli, tam süreli çalışma, telafi çalışması, sıkıştırılmış iş haftasına göre çalıştırma, ödünç iş ve işçiyi kiralayarak çalıştırma. Bütün bunlar, işçiyi bir meta gibi, toplumumuzun bir avuç kesimine, güçlü kesimine teslim etme anlayışının tam yansımasıdır.

Sayın Bakanım, eğer, 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Görevleri Hakkında Kanuna bir bakarsa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri orada net olarak gözükür. Anayasamızın 48 inci maddesinde "Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir" 49 uncu maddesinde ise "Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır" denilmektedir. Yani, devletimize görevler yüklüyor. Çalışma Bakanlığı da, bu görevleri yerine getirmekle kurulmuş, Türkiye Cumhuriyetinin bir organıdır. O nedenle, Anayasanın okuduğum 49 uncu maddesindeki görevleri yerine getirmesi gereken Sayın Bakan, ne yazık ki, Anayasanın kendisine yüklediği görevleri değil, çok açıkça söylüyorum, işverenlerin, buralarda aylarca, yıllarca, hatta, geçtiğimiz hükümet döneminde, bir başka partiye mensupken görev aldığı hükümetler döneminde, oralardan gelen talepleri karşılamak için böylesi bir kriz ortamında bu tasarıyı getirdi.

Değerli arkadaşlarım, fazla çalışma konusu, bakınız, 1475 sayılı İş Yasamızın 35 inci maddesinde düzenlenmişti; 36 ncı maddesi zorunlu nedenlerle fazla çalışma, 37 nci maddesi de olağanüstü hallerde fazla çalışma hükümlerini içeriyordu. 1970'li ve 1980'li yıllarda üretim ilişkileri bu şekliyle bozulmadan, teknolojideki gelişmelerin çağımızı bu kadar etkilemediği dönemlerde fordist üretim ilişkilerinin egemen olduğu dönemlerde, ücretler yine baskı altına alınmak istenmişti. Tabiî, kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu toplumlarda emek-sermaye çelişkisi her zaman olacaktır. Biri, üretilenden daha fazla ücret almanın, diğeri de daha fazla kâr almanın mücadelesi içerisinde olmaları son derece doğaldır; ücret ve kâr maksimizasyonu, bu güçler dengesine göre kurulur.

Sayın Bakan, ikidebir "otuz yıldır işleyen bu maddeler bugüne kadar niye gelmedi" dedi. Kabul ediyorum, kabul etmek gerekir ki, sendikaların güçlü olduğu, işçilerin örgütlü olduğu, işçilerin haklarına sahip çıktığı, işçi önderlerinin, siyasal mülahazalarla kendilerine gelecek beklentisi içerisine girmeden sendikacılık yaptığı dönemlerde sendikalar güçlüydü ve öylesi dönemlerde bu yasaları, bizlere, sizlere dikte ettirmeye kalkanlar da, buralarda cirit atamıyordu. Bu Yüce Meclis, o dönemde, iş barışını kurabilmek, ülkemizde çalışma yaşamını daha verimli hale getirebilmek, işletmelerimizi daha kârlı, daha rantabl, uluslararası piyasalarda rekabet edebilir konuma getirebilmek için uğraşıyordu. Biz ne yapıyoruz; bugün, gerçekten, ekonomik krizin faturasını, hiç hak etmedikleri halde, çalışanlara, işçilere, işsizlere, emeğiyle, alınteriyle geçinenlere yıktık ve yirmibeş-otuz yıldan bu yana uygulanan yanlış ekonomik politikalar sonucunda borç batağına düşen ülkemizde, tüm yükü işçiye, işsize, yoksula yıkmanın aracı haline geldik. Gerçekten, üzüntü verici bir tabloyla karşı karşıyayız.

İşverenler, hiçbir zaman -iyi niyetli işverenleri yine tenzih ediyorum- Türkiye'de kazandıklarını Türkiye'de yatırıma harcamadılar. Kamu kurum ve kuruluşları da "özelleştirme" adı altında üretimden koparılınca, işsizlik arttı. Böyle bir ortamda bunun faturası, ne yazık ki, çalışanlara kesilmeye başlandı.

Evet, çalışanların örgütlerinin en zayıf olduğu, kendilerinin örgütlü olduğunun farkına varamadıkları bir ortamda -hiç kusura bakmayın, Anadolu'da "kurt, sisli havayı sever" diye bir deyim vardır- çullanıldı ve otuz yıldır işleyen İş Yasasının değiştirilmesi gündeme geldi. Gerekçesi, iş güvencesi idi. İş güvencesini de, sizler, oylarınızla, âdeta, çöpe attınız; 10'dan fazlayı 30'a çıkararak çöpe attınız, 30 Hazirana erteleme girişimiyle çöpe attınız.

Değerli arkadaşlarım, fazla çalışma ücretinin tanımı şudur: Günlük ve haftalık çalışma sürelerinin üzerinde yapılan her bir çalışma, fazla çalışmadır. Şimdi, buraya bakıyorsunuz "fazla çalışma" yerine "fazla süreli çalışma" kavramı da eklenerek... Asgarî ücretle çalışan bir işçi, işinin devamında, eğer, işveren, üretime katkı yapacak, çalış diyorsa, çalışmaya devam edecek. Hiçbir işçi, ben fazla çalışma yapacağım diyemez; böyle bir hakkı yoktur işçinin. Ne yapacak; işveren, işine devam et, üretimi artıralım, elindeki işi bitir dediği takdirde çalışacak. İşçi de, buna can atıyor. Niye; aldığı ücretle evine ekmek götürürken, hiç olmazsa, bir lokma da peynir alabilsin.

1475 sayılı Yasayı yapanları şükranla anıyorum. O zaman demişler ki: "Böylesi durumda, işveren, işçiye çalış diyorsa, ücreti normal çalışmadan yüzde 50 fazla olsun." Gayet güzel. 1475 sayılı Yasanın 36 ncı maddesinde de, 37 nci maddesinde de aynı hüküm var. Bu, toplu iş sözleşmeleriyle artırılabilir; ama, bakıyoruz, yeni İş Yasası Tasarısında "günlük çalışma süreleri" deyimi tamamen yok edilmiş.

Haftalık çalışma süresi 45 saat; işçi günlük izin aldı veya bir hastası var ya da kendisi hastalandı, hastaneye gitti ya da herhangi bir nedenle bir iki saat işine geç geldi, günün devamı olarak çalıştı; 8 saatin üzerine 3 saat daha çalıştı, dört gün boyunca 11 saat çalıştı; beşinci gün işe gelemedi, izin aldı. Sen, haftalık çalışma süresini tamamlamadın kardeşim, bu 3'er saatlik bölümleri fazla çalışma ücreti olarak hak etmedin. Niye; haftalık çalışma süresini doldurmadın.

Değerli arkadaşlarım, iş kazalarının en yoğun olduğu zaman işçilerin dikkatinin en çok dağıldığı -yorulduğu- zamanlara rastlar. Bu zamanlar, iş sürelerinin uzadığı zamanlardır; yani, fazla çalışma anlarıdır. Yasa koyucu, 1970'li yılların başında çalışma yaşamına bizden daha çağdaş, daha uygar, daha bağımsız baktığı için böyle bir düzenleme yapmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

63 konuşma daha · 8 Mayıs 2003

63 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook