Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(ss.508)
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 100. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Haziran 2004 · 1.740 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 10 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI(SS.508)); konuşma 1.740 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(ss.508)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 10 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-06-10-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-ss-508-4 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 508 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesi üzerindeki görüşlerimizi belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Tabiî, Genel Kurulda sayın milletvekillerinin bulunmayışı da Telekomun özelleştirilmesi konusunda milletvekillerinin özgür iradelerinin oluşmadığını açıkça ortaya koymaya yetiyor. Herhalde, herkes burada mahcup mahcup oturma yerine kaytarmanın daha doğru olacağını düşünmüş.
AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Ne alakası var!..
İZZET ÇETİN (Devamla)Yani, tasarıyı hazırlayanların bile tasarıya inanmadıklarının, bunun ülkeye bir yarar sağlamayacağının, çalışanlara bir yararı olmayacağını benimsemiş olmalarının somut göstergesi de Meclisteki tablo. Hiç kimsenin bu Meclisi bu şekilde çalıştırmaya da hakkı olmaması gerekir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, 4 üncü madde kurum çalışanlarıyla ilgili hükümleri düzenlemektedir. AKP İktidarının pek çok icraatında olduğu gibi bu düzenlemesinde de olumsuzluğun aslan payı ne yazık ki yine çalışanlara çıkarılmaktadır. Çünkü, bu tasarıyla Türk Telekomda çalışanların iş güvenceleri yok edilmekte, hemen hemen tüm personelin kurumda kalıp kalmayacağı yönetim kurulunun insafına terk edilmektedir.
Konunun özüne geçmeden önce, Türk Telekomun özelleştirilmeye başlanmasından bu yana, yani 1993-1994'lü yıllardan bu yana, on yıldan bu yana kurum çalışanlarının nasıl huzursuz edildiğini sizlere anımsatmak istiyorum. 1995 yılında, yanılmıyorsam, Posta Telgraf ve Telefon İdaresinin (PTT) ayrılmasından sonra kurum çalışanlarına o zaman da, özellikle memurlarına... Tabiî, Anayasamızdaki kamu hizmetlerinin devlet memurları eliyle görüleceğine ilişkin hüküm değiştirilmiş ve memurlarımıza, isteyenlerin sözleşmeli statüye geçebilecekleri dayatılmıştı. O tarihte, çok iyi anımsıyorum- PTT'de çalışan memurlar -hemen hemen tamamına yakını- "acaba, sözleşmeliye mi geçsek yoksa kurumda mı kalsak, eğer sözleşmeliye geçersek bir yılın sonunda iş aktimiz feshedilebilir mi" diye, eş dost, bildik, tanıdık, bu konudan anlayan kim varsa, kapı kapı dolaşmışlardı ve aylarca, hatta, yıllarca huzursuz edilmişti. Ortalık sakinleştikten sonra, çalışanlar, bu kez, huzursuzluklarının başka bir noktada düğümlendiğini gördüler; sözleşmeli statüye geçme özendirilmek istendiği için, sözleşmeli statüye geçenler, kurumda çalışan memurlardan çok daha yüksek ücret almaya başladıklarında, güvence nedeniyle kamu yönetiminde, yani, memur statüsünde kalanlar oldukça huzursuz oldular; pekçoğunun huzursuzluğu, halen devam etmekte.
Yine, 2000 yılı içerisinde, 4673 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle, bu sefer, yeni bir durumla karşı karşıya kalmıştı kurum çalışanları. Mühendisinden teknik elemanına, teknisyenine, teknikerine, işçisine, odacısına kadar, kurum çalışanlarının tamamı, memur statüsünde olanlar, bu sefer 1475 sayılı Yasaya tabi olarak çalışmaya zorlanmış ve yine, teknisyenlerin kurmuş olduğu Teknik Elemanlar Derneği, o günkü siyasal partileri kapı kapı dolaşarak durumlarının ne olacağını sormaya başlamışlardı.
Şimdi, bakıyoruz, bu yasa tasarısında da, çalışanlar, yine huzursuz; çünkü, ek madde 29'a göz attığınızda, açıkça "22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsamdışı personelden, Türk Telekomda çalışmaya devam etmek istemeyenler ile Türk Telekomda çalışmaya devam etmek istemekle birlikte bu istekleri Yönetim Kurulunca uygun görülmeyenlere ilişkin personel listesi hisse devir sözleşmesinin imzalanmasından itibaren otuz gün içerisinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir" denilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu kadar büyük keyfîlik olmaz. Yani, iktidara geldiğinizden bu yana, geçen süre içerisinde, kadrolaşma girişimlerinizi, çabalarınızı... Bırakınız, muhalefet partisi olarak bizim ya da duyarlı yurttaşlarımızın, bürokratlarımızın huzursuzluğunu, geçtiğimiz hafta TÜSİAD Başkanı bile kadrolaşma çalışmaları konusunda hükümetin dikkatini çekti. Burada da bu olacak diye düşünüyorum.
Şimdi, ben, size bir örnek vereyim: BOTAŞ'ın denetimi sırasında gözüme ilişti, bir baktım; Diyanet İşleri Başkanlığında daktilo memuru, imam-hatip lisesi mezunu bir personel oradan alınmış, BOTAŞ Genel Müdür Yardımcılığı unvanı ona uymadığı için müşavir olarak görevlendirilmiş. BOTAŞ'ta, 1981'de jeoloji mühendisliğini bitirmiş -ismini bile bilmiyorum, hiç tanıdığım birisi değil; ikisinin de ismini bilmiyorum- 1992'de hukuk fakültesini bitirmiş olan genel müdür yardımcısı off'a alınmış, iki sefer görevden alınmak istenmiş; ama, o günkü koşullarda görevden alınamayınca -belki alınmıştır şimdi- bütün yetki ve sorumlulukları, görevleri, o daktilo memuru, lise dengi okul mezunu, imam-hatip lisesi mezunu görevliye verilmiş.
HACI BİNER (Van)Telekomdan bahset...
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)İmam-hatiple ilgisi ne?!
İZZET ÇETİN (Devamla)Şimdi, burada da bütün Telekom çalışanları huzursuz. Siz istiyorsunuz ki, memurlar... Neye göre saptıyorsunuz; buradan okuyorum: Sadece, genel müdür ya da Telekom Yönetim Kurulunca uygun görülmeyenler... Nedir keyfiyet; kimi uygun göreceksiniz, kimi uygun görmeyeceksiniz, ölçünüz ne, somut bir kriter koyabilmiş misiniz? Diğer özelleştirmelerde, istihdam yapısının değişmesi ya da ihtiyaç fazlası personelin bir başka kuruma nakledilmesine ilişkin düzenlemeler vardı; burada böyle bir düzenleme de yok.
Maddeyle, Türk Telekom hisselerinin satışı sonucunda, kamu payının yüzde 50'nin altına düşmesi halinde personelin nakline ilişkin hükümler yeniden düzenleniyor. Kamu payı yüzde 50'nin altına düşmese dahi, burada, yönetim kurulunca gerekli görülen personelin başka kurumlara nakli öngörülüyor, düzenleniyor; yani, tam bir keyfîlik.
Tasarıya göre, yine, özelleştirme gerçekleştirilmese bile, personelin tasfiyesi yapılmakta ve aslî ve sürekli kadrolar dağıtılmaktadır. Bu durumda, Türk Telekomun kimler tarafından yönetileceği, bu yöneticilerin yasal güvencelerinin neler olacağı tasarıda boşlukta kalmıştır. Aslî ve sürekli görevlerdeki personelin, yani, kurumu sevk ve idareyle görevli personelin de başka kurumlara naklinin öngörülmesi, kurumdaki kamu payının temsilinde sıkıntılara yol açacaktır. Yine, kamu payı yüzde 50'nin altına düşse dahi, bu paylar nasıl temsil edilecektir? Bu yasadan sonra, kurumda çalışmak istemeyenler başka kurumlara nakledilecekler; ölçüsünü biraz evvel söyledim; keyfîlik; yani, bizden olan, bizden olmayan... Ancak, çalışmak isteyenlerin ise, bu istekleri tek başına yeterli olmayacak, bu konuda yönetim kurulu karar verecek. Yönetim kurulu hangi kriterlere göre karar verecektir?! Önceki sözleşmelerde nakle tabi personel konusunda istihdam yapısının değişmesi ve ihtiyaç fazlası olma koşulu varken, burada, bu kriterin yerine, yönetim kurulunun iradesi devreye girmiştir; bu konuda keyfîliği önleyecek hiçbir kurala yer verilmemiştir. Bu, çalışanların kişiliklerinin erozyona uğramasına neden olacak, çalışanlar hem birbirinden kuşku duymaya başlayacak hem de iktidara yakın olma hevesi içine girecekler; belki de, o kurumda çalışmak için, gerçek kimliklerinin dışında, yine eş dost peşinde koşarak devlet kapısında torpil aramaya başlayacaklardır. Bu durumda, kurumun içi çok rahat bir şekilde boşaltılabilecektir. Boşalan kadrolara iş mevzuatına tabi atama yetkisi de yönetim kurulundadır, hem de kamu payı yüzde 50'nin altına düşmese bile.
Değerli arkadaşlarım, burada, insanın aklına ister istemez bir soru geliyor: Bu kanunla, yandaşlara ve partililere bir geniş istihdam alanı ya da kadrolaşma alanı mı yaratılmak isteniliyor? 406 sayılı Kanunun ek 29 uncu maddesiyle düzenlenen, kurumda çeşitli statülerde çalışan personelin başka kurumlarına nakline ilişkin hükümler değiştirilerek, 4046 sayılı Kanunla uyumlu hale getirilmektedir. Bu düzenleme yapılırken, personelin kazanılmış hakları yok sayılmıştır; çünkü, ek madde 29'a göre, başka kurumlara gönderilecek personele ödenecek aylık ve tazminatlarla ilgili hükümler ile 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesine göre ödenecek aylık ve tazminatlara ilişkin hükümler birbirinden farklıdır. Bu düzenleme, kurum personelinin kazanılmış haklarının aleyhine düzenlemedir.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, özelleştirme yandaşları, şimdiye kadar, hep, özelleştirmenin yeni iş alanları yaratacağını, istihdamı artıracağını, yatırımın artacağını, işsizliğin azalacağını söyleyegeldiler; ama, durumun öyle olmadığı, bu düzenlemenin içinde gizli; yani, kurum çalışanları, her halükârda huzursuz edilecek, başka kurumlara gönderilmek için Devlet Personel Başkanlığına listeleri gönderilecek, keyfîlik içerisinde onlara yer bulunmaya çalışılacak.
Burada dikkatimi çeken bir başka konu, şimdiye kadar, 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi uyarınca, işinden olanlar açısından, Özelleştirme Fonundan karşılanan ödenekler burada hazineye yıkılıyor. Bunun amacının ne olduğunu da anlayabilmiş değilim.
Ayrıca, AKP olarak siz, geçtiğimiz yıl kamu kesiminde imzalanan sözleşmelerle, 1980'lerden bu yana özelleştirme mağduru olan işçileri diğer kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştireceğinize ilişkin bir düzenlemeyi imza altına aldınız; Hak-İşle, DİSK'le, Türk-İşle yapılan sözleşmelerde bu metin var. Özelleştirme mağduru binlerce işçi, kapı kapı dolaştı, belki hepinizin kapısını aşındırdı; aylarca, Türk-İşte, aç susuz yattılar kalktılar. O konuda, önce, onları, yeni bir yasal düzenleme yaparak diğer kamu kuruluşlarına, -57 nci hükümet döneminde olduğu gibi- yerleştireceğinizi söylediniz; aradan bir yıl geçti, önerinizi geri çekip, bunu Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleştireceğinizi söylediniz. Yine aradan dört ay geçti, 20 bakan bir araya gelip, ne hikmetse, o kararnameyi imzalayıp, işlerlik kazandıramadılar. Şimdi, sayıları muhtemelen 4 000 - 5 000 civarında; ama, giderek artacak bu özelleştirme mağdurları da sizin, hükümet olarak kapınızda ve çözüm bekliyor; ama, her gün onları oyalamaktan herhalde zevk alıyorsunuz. Çünkü, birbuçuk yıldan bu yana 4 600 işçinin, özelleştirme mağdurunun sorununu çözemediniz; şimdi de Telekomda çalışan binlerce kişiyi bu şekilde huzursuz ederek, özelleştirmenin ne kadar acı sonuçlar doğurduğunu onlara yaşatıyorsunuz; ama siz hâlâ anlamamakta direniyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, özelleştirme çabalarının, çalışmalarının içerisine girmiş ve bu işten yarar görmüş bir tek ülke yok. Özelleştirme, deminki konuşmamda da söyledim, kamuyu küçültelim, devlet üretimden elini çeksin diyerek gerçekleştirilmek istenildi; ama bu istek pek çok ülke tarafından reddedildi. Bakınız, Japonya, Endonezya, Güney Kore gibi ülkeler, IMF'nin direktiflerine boyun eğmedikleri için bugün ülkelerini hızlı bir şekilde kalkındırdılar ve bugün IMF'yi pek çok ülke reddediyor; çünkü, IMF politikalarının hiçbir ülkeye yararı yok. Bu uyguladığınız özelleştirme politikaları, heveslendiğiniz, stratejik kurumları yok pahasına satma politikaları hem devletimizi hem yurttaşlarımızı hem çalışanlarımızı fakirleştirirken, bir avuç yerli yabancı tekelci sermayeyi, çokuluslu şirketi mutlu edecektir.
Bakınız, zamanım daraldı; ama, Başkanın izniyle, 1990'ların başında IMF'deki görevinden istifa eden Granadalı ekonomist Davison Budhoo ne diyor IMF için: "IMF'nin görevi yoksul ülkelerdeki ekonomi olaylarının, Batının gelişmiş ekonomilerinin yararına olacak biçimde yönlendirilmesi ve yönetilmesidir. IMF'ye göre, bir ülkenin büyümesi için halkın unutulması gerekir." Tıpkı, sizin halkı unuttuğunuz gibi!
IMF ve Dünya Bankası yeni bir uluslararası mafyadır, her türlü rüşvet, yolsuzluk ve bunun gibi usullere başvurur. IMF, birkaç ülkede bazı temel istatistikî endekslere yanlış değerler verir. Bu sahtekârlığının amacı, o ülkede yıkıma yol açan ekonomik önlemlerin gerekliliğini kanıtlamaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Çetin.
İZZET ÇETİN (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan.
Böyle yanlış istatistikler ortaya çıkınca yorum yapmazlar ve sorumluluk kabul etmezler. IMF, ayrıca, köleleştirdiği hükümetlerle işbirliği yaparak, politikalarına karşı çıkmaya cüret eden insanları bastırma yoluna gider ve demeçleriyle kamuoyuna IMF'nin hoşuna gitmeyen bir imaj çizen kişilere karşı baskıcı önlemler alınmasını istemekten çekinmez. IMF'nin yapısal uyum programını reddederek IMF'nin iradesine karşı gelen bir ülke, derhal uluslararası alandan tecrit edilir ve baskı altına alınır. Son yıllarda bu kaderi paylaşan ülkeler arasında Nijerya, Brezilya, Trinidat, Tanzanya, Zambiya, Peru sayılabilir. Şimdi, sayenizde Türkiye de oraya giriyor!
Değerli arkadaşlarım, Telekom, gerçekten, büyüklüğü itibariyle, dalında, dünyanın en büyük 13 üncü kuruluşu. Yıllarca, böyle bir kuruluş 30 milyar dolar eder, 25 milyar dolar eder, 20 milyar dolar eder, o günkü dışborçlarımız kapanır, ülke borçtan kurtulurdu diye kamuoyunda müthiş bir manipülasyon yapıldı. Şimdi de, değeri 3-5 milyar dolar dolayında diye, ayrıca da, kamu hizmeti görmüyor diye, bu hizmetler kamuya gerekli değildir diye antipropagandalarla, özelleştirmeyi allayıp pullayıp halkımıza yutturmaya çalışıyorsunuz.
Stratejik kuruluşlara bu ülkenin her zaman ihtiyacı var. Üretimden koparılmış olduğumuz bir dönemde, bırakınız stratejik kuruluşları, üretim yapan her türlü kamu kurum ve kuruluşuna ihtiyacımız var. Bu ülkenin, yeni iş alanları açmasına, yatırımlar yapmasına, kamunun yeni alanlarda yol göstericilik yapmasına ihtiyaç var.
Telekomun özelleştirilmesinden vazgeçelim ve işsizliği, istihdamı çözme çabası içerisine girelim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İZZET ÇETİN (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan.
Borçları, üreterek ödeyebiliriz, mirasyedi gibi satarak ödeyemeyiz.
Demin söyledim, uyguladığınız politika, borcu borçla kapatma ya da elde avuçta ne varsa satma politikasıdır. Bütün bunları satsanız bile, borçlarınızı kapatmaya yetmeyecektir. Onun için, ekonomi politikalarınızı gözden geçirin, halkı unutmayın diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 10 Haziran 2004