İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 69. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çalışma saatleri ve konuları hk.

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 69. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Mart 2005 · 1.602 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 10 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.602 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 10 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-03-10-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun tasarısının çerçeve 15 inci maddesinin geçici 8 inci maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben, uzun yıllar Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde çalıştım, hem işçi olarak hem sendikacı olarak, yaklaşık yirmisekiz yılım millî savunma işkolunda çalışarak geçti. O nedenle, Millî Savunma Bakanlığının çalışma düzenini ve ilişkilerini son derece iyi bilen ya da bildiğini düşünen arkadaşlarınızdan birisiyim.

Buradaki düzenleme, özü itibariyle fazla eleştirilmeyecek gibi gözüküyor; ama, eleştiri boyutunun Millî Savunma Bakanlığıyla bir ilişkisi yok; ancak, düzenlemeye geçmeden evvel, düzenlemeye ilişkin görüş ve düşüncelerimi açıklamadan önce, özellikle, bizim 1965 yılında düzenlemesi yapılıp, beş yıl sonra yürürlüğe giren 657 sayılı Devlet Memurları Kanunumuzun, özellikle 1990'lı yıllardan bu yana sık sık değiştirilmek istenmesinin altında yatan nedenlere değinmek istiyorum.

Bakınız, bu düzenleme, özellikle bu Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi; yani, Savunma Sanayii Müsteşarlığı olarak bildiğimiz müsteşarlığın personele ilişkin 8 inci maddesi, bizim eski, 1970'lerdeki sözleşmeli personel istihdamına ne kadar sağlıklı bakıldığını ortaya koyan bir düzenleme.

Metinde deniliyor ki: "Savunma Sanayii Müsteşarlığından, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine bağlı kalınmaksızın, özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda sözleşmeli personel çalıştırılabilir. Bu fıkra hükmüne göre çalıştırılacak olanlar, sosyal güvenlik açısından Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı veya Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilgilendirilir." Yani, sözleşmelilik, 70'li yıllarda, 80'li yıllarda bir istisna hükmüydü; tıpkı, Savunma Sanayii Müsteşarlığının bu metninde kendisini bulduğu gibi. Eğer bir kuruma, bir dalda uzmanlaşmış bir personel lazım, gerekli ise, onu, belki de personeli çalıştırabilmek için, onun rızasına uygun olarak Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilişkilendirme ya da Emekli Sandığıyla ilişkilendirme yolu tercih ediliyordu. Bu düzenleme, gerçekten doğru bir düzenlemeydi.

Gerçi, bugün, ilgili arkadaşla görüştüm, herhangi bir sıkıntı kalmamış; yani, Savunma Sanayii Müsteşarlığında, Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilişkisi kalan bir personel mevcut olmadığından, yapılan düzenleme, sadece "Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilgilendirilir" hükmünün metinden çıkarılmasından ibaret.

Değerli arkadaşlarım, biz bunu yaparken, özellikle ülkemizdeki kamu personel rejimini nasıl dejenere ettik, kimler bize müdahale etti, şimdi ne yapmak istiyoruz; ona değinmek istiyorum. Bu konuya, biraz evvel, benden önce konuşan İzmir Milletvekilimiz Sayın Öktem de değindiler.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, bildiğiniz gibi 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu olarak bilinen kanuna göre çalışanlar var; ama, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu içinde, 4/B ve 4/C olarak ilişkilendirilen çalışma biçimleri var, adına "sözleşmelilik" diyoruz. 4/B'ye göre çalışanların sayısı, biraz evvel Savunma Sanayii Müsteşarlığında belirttiğim gibi bir istisnaydı ve gerekliydi. O personeli, o şahsı bulup kamu hizmetinde kullanmak, kamu yararı açısından, kamu hizmeti açısından zorunluluk arz ediyordu ve uygulanmıştı, böyle de devam etmeliydi. Biz ne yaptık; daha doğrusu, bize ne yaptırdılar; kim ne yaptırdı bize; niçin, bizim personel rejimimizle sık sık oynanıyor değerli arkadaşlarım, tabiî, buna değineceğim.

Yine, 657 sayılı Yasa içerisinde, 2547 sayılı Yasaya göre çalışanlar var. Silahlı Kuvvetlerimizin Personel Kanunu bu kapsamda değerlendirilebilir, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun ve hâkim ve savcıların özlük işleri yine bu kapsamda. Bunun yanında, çalışanların yüzde 63'ü kamu iktisadî teşebbüslerinde çalışıyor. Bunun da 1 sayılı, 2 sayılı, 3 sayılı ya da 2 sayılı cetvelleri var, 4046'ya göre çalışanları var. Sözleşmelilik, değindim... İşçilik var, geçici işçilik var, kapsamdışı personel var, kapsamiçi personel var; yani, arapsaçına döndü. Bizim 657 sayılı Yasamız ya da kamu personel rejimimiz, tıpkı, bu yasanın kendisine benzedi. Neresinde, nasıl personel istihdam edildiği, özlük haklarının neye göre düzenlendiği belli değil. Şimdi, bu geçici maddeyle çıkarılan hüküm çıkarılmasa bile, böyle bir düzenleme gelmemiş olsa bile, ne Savunma Sanayii Müsteşarlığının bir rahatsızlığı var ne Millî Savunma Bakanlığının ne de hükümetin bir rahatsızlığı olmaması gerekir; ama, birileri diyor ki bize, artık, birkaç ay sonra, Kamu Personel Rejimi Yasasını getireceksiniz Meclisinize, o zaman zorlanmayın; kamuda bu tarz çalıştırma biçiminin önü iyice tıkansın. Kamu personel rejimi yasası geldiği zaman, o sözleşmelilik, eski, kamu hizmeti açısından zorunlu olan sözleşmelilik bir daha unutulsun, unutturulsun, bunları temizleyin diye birileri talimat vermiş. Kim vermiş bize bunu, kim müdahale ediyor bize?

Değerli arkadaşlarım, bizim kabul etmemiz gerekir ki, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunumuzun hazırlanışının temelinde de yabancı uzmanların raporları var; ama, özellikle, 1990'lardan günümüze kadar, bize, yabancıların müdahalesi alabildiğine arttı. Tabiî ki, biz, dışarıdan, yani, ülkemizin finansman ihtiyacını, üreterek, ürettiğimizi tasarruf edip yatırıma yatırarak, oradan elde ettiğimizi pazarlayıp kalkındırma, borçlarımızı ödeme yerine, sürekli olarak IMF'nin, Dünya Bankasının kapısını çalarsak, borç alırsak, borç verenler, işte bugünlerde olduğu gibi, bize emir verir konuma gelirler. Şimdi, bizim -657 sayılı Yasamıza demiyorum- tüm kamu personel rejimimize Avrupa Birliği müdahale ediyor, IMF müdahale ediyor, Dünya Bankası müdahale ediyor, OECD müdahale ediyor.

Hangi noktalarda müdahale ediyorlar bize? Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği, 1989'daki tam üyelik başvurusuyla birlikte, Türk kamu yönetimi ve bu yapının reformu üzerinde, doğrudan, kapsamlı etkiler yaratacak bir unsura dönüştü. Etkinin ana aracı da Katılım Ortaklığı Belgesi oldu. Bu kuruluşun ana kavramı da idarî kapasitenin güçlendirilmesi diye bize sunuldu ve biz, o doğrultuda, personel rejimimizde, kamu istihdam rejimimizde değişiklik yapmaya başladık.

IMF, 1994, 1999, 2002 ve sonrası niyet mektupları ve bunların üzerine yapılan stand by düzenlemeleriyle, kamu personel reformu adımlarını kamu harcama reformu kapsamında yönlendirmektedir; bir bakıma da dayatmaktadır. Ana niyet mektupları ile gözden geçirme mektuplarında yer verilen hükümler, personel maaş ve ücretlerini düzenlemek, ödemelerin enflasyona endekslenmesinden çıkarılmasına son vermek, personelin işten çıkarılmasını kolaylaştırmak, yeni personel alımını yasaklamak gibi düzenlemeler ortaya çıktığını görüyoruz.

Dünya Bankası, kamu yönetimi reformumuzun en yoğun ve en kapsamlı dayatmacı kuruluşu. Süreç 1998'de, 1999'da kamu malî yönetimi proje kredisiyle başladı. 2000 yılında imzalanan ekonomik reform proje kredisiyle sürdürüldü. Doğrudan etki, 2001 yılında imzalanan program amaçlı malî ve kamu yönetimi reform kredisi ve aynı yıl, yani, bunun adı PFPSAL I ve 2002 yılında imzalanan PFPSAL II anlaşmalarıyla, bizim personel rejimimizi, kamu istihdam biçimimizi yönlendirmeye başladılar ve Dünya Bankası çok yönlü olarak bizim kamu iktisadî teşebbüslerimizde çalışan insanları, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memurlarımızı azaltın dayatmasıyla bize ve dolayısıyla hükümete baskı kuruyor. Hükümet de, kimsenin anlayamayacağı tarzda düzenlemeleri, böyle, torba kanun mudur, çuval kanun mudur, ne kanunsa, böyle bir kanunla Meclisin gündemine getiriyor ve biz de, bunları yapmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, OECD'yi de kısaca hatırlatayım size. OECD de bize "regülasyon reformları" adıyla müdahalesini sürdürüyor. Burada kamu personel rejimi yasası geldiği zaman ayrıntılarıyla değineceğim.

Değerli arkadaşlarım, bizi, yabancılar, kamu kesiminiz verimsiz, kamu kesiminde şişkinlik var diye hükümetlerimizi, sadece AKP Hükümetini değil, geçmiş dönemlerdeki hükümetlerimizi de sürekli olarak baskı altına aldılar. Bu, asla doğru değil. Biraz evvel arkadaşım rakamları verdi. Benzer rakamları tekrar etmekten kaçınmak istiyorum; ancak, bizim 2 750 000 kamu kesiminde çalışanımızı, bu ülkenin 70 000 000 insanına, hizmet üreten insanımızı çok görüp "kamu kesiminiz şişkin, personelinizi azaltın" diye dayatma yapanlara bizim cevabımız kesinlikle "emredersiniz efendim" olmamalı. Biz, 70 000 000'luk bir ülkeyiz. İşte, bizim ülkemizde 2 750 000 kamu çalışanı var; işçisi, sözleşmelisi, kapsamiçi, kapsamdışı memuru, hâkimi, savcısı, askeri, polisi... Bu, fazla değildir. Sizin amacınız başka. Sizin amacınız, biz borç verdik, borcu borçla çevirmenizin önünü açtık, bu borçları ileride ödeyemeyeceksiniz; ileride ödeyemediğiniz zaman, tıpkı Osmanlının son döneminde olduğu gibi, Düyunu Umumiye gibi bir kuruluşla kamu yönetiminizi biz idare edeceğizin önünü açıyorlar değerli arkadaşlarım. Bu konuda çok dikkatli olmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, kamu hizmetinin temelini anayasal güvence altında olan ve düzenlemesi yasalarla yapılan memurluk statüsü oluşturur. Şimdi, memurluk, kadro sistemi içinde bir yandan kamu hizmetlerinin sürekliliğini ve ülkenin gereksinmelerine göre yerine getirilmesini güvence altına alan bir istihdam biçimidir; ama, bu istihdam biçimi bile artık dejenere edildi. O kamu personel rejiminde öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının, yani asker ve polis dışında hemen hemen tüm çalışma yaşamına girenlerin sözleşmeli olacağı düşünülecek olur ise, bizim kamu yönetimimizin önümüzdeki yıllarda nerelere doğru varacağını düşünmenizi isterim.

Değerli arkadaşlarım, maddeyle de ilgili, bağlantılı, Silahlı Kuvvetlerimizin içinde de olup bitenleri yakından bilen birisiyim. Bakınız, Silahlı Kuvvetlerimizde bile, yani Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde bile 1970'li yıllarda 36 000 işçi vardı, 1980'lerde 35 000 civarındaydı. Şimdi, öyle zannediyorum ki, Millî Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde çalışan işçi sayısı, herhalde 30 000'in altında; ama, 1975 yılında Gölcük Tersanesinde çalışmaya başladığımda, Gölcük Tersanesinde 657 kapsamında sivil memur 2 kişiydi; yani, toplam, Millî Savunma bünyesinde, memur statüsünde çalışan 5 000 yoktu. Bugün memur çalışan rakamını kesin olarak bilmiyorum; ama, 30 000'in üzerinde olduğunu biliyorum. Yine, işçiler eliyle görülen pek çok işin uzman çavuş ya da teknik assubay adı altında endüstri meslek lisesi mezunlarının assubay olarak alınarak fabrikalarda, fabrika gemilerinde işçi gibi istihdamı da, değerli arkadaşlarım, uluslararası çalışma ilişkilerine uygun bir çalıştırma yöntemi değil Millî Savunmada. Biliyorsunuz, kamu kesiminde memurlar önce fiilî durum yarattı, daha sonra Kamu Çalışanları Sendikaları Yasası geldi, ILO bizi eleştirdi. Şimdi, Avrupa Birliğine girebilmek için Silahlı Kuvvetlerin bünyesinde çalışan memurların da sendikalı olması gündeme geliyor. O zaman, memur sayısının ve uzman, erbaş ve assubayların fazlalaştırılmasının nedeni de, işçilerin hak alma konusunda gösterdiği mücadelelerdi. Yani, hangi kurum olursa olsun, palyatif tedbirlerle bir yere götürmek mümkün değil. Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin kamu yönetimini, IMF'nin, Dünya Bankasının, OECD'nin emirleriyle yerine getirmeye kalkışmak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANLütfen tamamlayın efendim.

İZZET ÇETİN (Devamla)Toparlıyorum Sayın Başkan.

Aldığımız krediler karşılığında borç aldığımız için, o borç verenlerin talimatlarıyla kamu personel rejimi düzenlemek... Bu yasalarda, ben, 1 inci maddede, 3 üncü maddede, pek çok maddede, her birisinde, işte, Telekomdaki personelin Türksat'a devri -Savunma Sanayii Müsteşarlığındaki sorun çözülmüş- Emekli Sandığıyla ilişkilendirilmesi, Emekli Sandığındakilerinin bir başkalarıyla ilişkilendirilmesi, sık sık değişikliğe uğratılması, çalışanların motivasyonunu bozuyor.

Şu anda, kamu kesiminde çalışan -özel kesimin zaten hiçbir güvencesi yok- işçilerin bile yarınından emin olmadıkları bir çalışma süreci içinde, şimdi, memurlarımız da, her gelen yasada "acaba bize ilişkin bir düzenleme var mı" diye, dairesinde iş yapacağına, televizyona ya da radyoya kulağını verir ya da ertesi gün gazeteleri araştırarak "acaba, biz ne oluyoruz" diye huzursuzluk içerisinde çalışırsa, elbette, kamu kesimi verimlilikten uzaklaşır. Eğer, kamu kesimini verimlilikten uzaklaştırmak için yoğun bir çaba içindeyseniz, söyleyecek bir şeyim yok; ama, sık sık kamu personel rejimiyle oynamanın çalışanların motivasyonunu bozduğunu, bu konuda fazla oynanmaması gerektiğini hatırlatıyor, Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 10 Mart 2005

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook