İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 82. BİRLEŞİM · SALI

(2/96) esas numaralı 2429 sayılı ulusal bayram ve genel tatiller hk.

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 82. Birleşim · 3. yasama yılı · 12 Nisan 2005 · 1.560 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 12 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: (2/96) ESAS NUMARALI 2429 SAYILI ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİLLER HK.); konuşma 1.560 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “(2/96) esas numaralı 2429 sayılı ulusal bayram ve genel tatiller hk”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 12 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-04-12-2-96-esas-numarali-2429-sayili-ulusal-bayram-ve-genel-tatiller-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sendikalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, ülkemizde çalışma yaşamı bir hayli sıkıntılı. 2003 yılında yapılan 1475 sayılı Yasadaki değişiklik yerini 4857 sayılı Yasaya bıraktı, hepiniz biliyorsunuz. Çalışma ilişkilerinde bir düzelme ne yazık ki görülmüyor. Yasanın etkileri bugün ve bugünden sonra kendisini daha iyi hissettirecek.

Şimdi, ülkemizdeki örgütlenme özgürlüğünün önüne açabilmek için Sendikalar Kanunu ve ona bağlı olarak Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununda da değişiklik yapılmak üzere Çalışma Bakanlığınca hazırlık yapıldığı yine hepimiz tarafından bilinen bir gerçek. Bugün görüşmekte olduğumuz Sendikalar Kanununun 33 üncü maddesinin sekizinci fıkrasındaki değişiklik sadece bir talep üzerine gerçekleşen bir değişiklik. Ben burada arzulardım ki, böyle bir hüküm, gerçekten, biraz sonra açıklayacağım bazı katılmadığım bölümleri olmakla birlikte Türkiye'deki eğitimin içinde bulunduğu durum ve ülkemizdeki eğitim seviyesinin düşüklüğü gözönüne alındığında, eğer varsa, işçi ve işveren sendikalarının fonları, yani bütçelerindeki atıl duran kaynakların eğitime seferber olmasına karşı çıkmak pek mümkün gözükmüyor; ama, tabiî, eğitim sistemimizi bir bütün olarak ele aldığımız zaman ben sendikalara biraz haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Şöyle: Yani, ülkemizde bugün eğitimde birlik esas olması gerekir; Millî Eğitim Temel Kanununun bütün okullarımızda geçerli olması gerekir. Tabiî, kanunla kurulmuş özel okullar, vakıf okulları, üniversiteler mevcut, hatta daha ileriye gidecek olursak, ülkemizde bugün vakıf okulları yanında cemaatlerin, tarikatların da okulları var ve onlar okullarını Millî Eğitim Bakanlığına devretme gibi bir yükümlülük altında tutulmamış.

Şimdi, sendikalara bakıldığı zaman bir güvensizlik var orta yerde. Tabiî, yıllardan bu yana, yanlış yönetimler, yanlış yönlendirmeler sonucunda, sendikalar, ülkemizde, neredeyse, zaman zaman, özellikle 12 Eylül 1980 yılındaki o dönemde anarşizmin ve terörizmin kaynağıymış gibi gösterilerek suçlandı, yargılandı; DİSK kapatıldı, Hak-İş kapatıldı o dönemde, diğer sendikalardan pek çoğu faaliyetten menedildi ve o korku hâlâ atılamamış olacak ki, sendikaların kurduğu okullar, sanki, demokrasimiz için, cumhuriyetimiz için, tarikatların, cemaatlerin okullarından daha tehlikeliymiş gibi "doğrudan doğruya Millî Eğitim Bakanlığına devredilecek" hükmü geliyor. Bu hüküm olmasaydı bile, sendikalar, kurmuş oldukları okulları Millî Eğitim Bakanlığına devretmek isteyeceklerdi; çünkü, sendikaların gelir getirici faaliyette bulunması, halen yasak. Tabiî, sadece sendikaların gelir getirici faaliyette bulunmaları yasak değil, örgütlenmelerinin önünde büyük engeller var. Yine, sendikalar yasasında sendikaların -bu maddenin gündemi değil; ama, ileride konuşacağız- değiştirilmesi gereken işkollarının tespitinden tutun, yetki ve toplusözleşme haklarına kadar birsürü düzenlemenin yapılması gerekiyor.

Şimdi, ben Millî Eğitim Bakanlığına devir konusunun sadece sendikalara bir dayatma olarak sunulmasını, sendikalara yapılan bir haksızlık olarak görüyorum. Tabiî sendika denildiği zaman, akla, sadece işçi sendikaları geliyor. Oysa, bizim 2821 sayılı Sendikalar Kanunumuza baktığımız zaman, işçi ve işveren sendikalarından söz eder. Ben biliyorum ki, bu kanunun teklifi de işveren sendikalarından geldi ve kutluyorum işveren sendikalarını onbeş gün içerisinde hem Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonundan geçirdiler hem de Meclisin gündemine getirebildiler; sendika dediğin böyle çalışır. İşçi sendikalarının da, bunları örnek almasını diliyorum; gerçekten kutluyorum. Ben de, bu yasadaki bu hükme destek vermek istedim; ilk etapta, hükümetin tasarısı olarak komisyona gelen metni sahiplenmiştim; çünkü okulların devrinden söz ediyordu sadece metin; ama, baktık ki, komisyonda, arkadaşlarımızın önergesiyle, buraya, ilave olarak, aynen okuyorum: "Üyelik şartı aranmaksızın, nakit mevcutlarının yüzde 25'ini aşmamak kaydıyla ve genel kurul kararıyla, ilgili bakanlıklara devretmek üzere eğitim, sağlık, rehabilitasyon veya spor tesisleri kurmak veya bu amaçla aynî ve nakdî yardımda bulunmak."

Değerli arkadaşlarım, Sendikalar Kanununun daha 1 inci maddesindeki amacına bakarsanız, sendikalar, üyelerinin hak ve menfaatlarını korumak ve geliştirmek için kurulmuş örgütlerdir ve demokrasinin vazgeçilmez örgütleridir.

O amaç maddesini bir kenara bırakırsak, değişiklik yaptığımız, yapmakta olduğumuz bu 33 üncü maddenin 8 inci fıkrasından önceki 3 üncü fıkrasına bakınız: "İşçilerin veya işverenlerin meslekî bilgilerini artıracak, millî tasarruf ve yatırımın gelişmesine, reel verimliliğin artmasına hizmet edecek kurs ve konferanslar tertiplemek; sağlık ve spor tesisleri, kütüphane, basım işleri için gerekli tesisleri kurmak, işçilerin boş zamanlarını iyi ve nezih şekilde geçirmeleri için imkânlar sağlamak" deniliyor.

Şimdi, ister işçi sendikası olsun ister işveren sendikası olsun, bir spor tesisi kurmuş ise, zaten, kendisine üyeleri için bunu kurma hakkı verilmiş; bunu devretme mecburiyeti niye getiriliyor?! Sendikalar, işçilerin hak ve menfaatlarını geliştirmek, korumak için, onların sağlıklı yaşamalarını sağlamak için kurulmuş örgütlerse, eğer, bir sağlıkocağı gibi bir sağlık birimi oluşturup, 2 doktor, 3 hemşire, birkaç hastabakıcı istihdam ederek kendisine bir sağlık tesisi kurmuşsa, bunu bakanlığa devretmeye niye mecbur bırakıyorsunuz sendikaları?! İşletemez mi; aslî görevlerinden niçin menediliyor? Sayın Bakan, buranın çok önemle ele alınmasını rica ediyorum.

Yine, baktığınız zaman, aynı maddenin 6 ncı fıkrasında, sendikalar teknik ve meslekî eğitim okulları açabiliyorlar; diğer okulları da açabilirler ve isterlerse Millî Eğitime devredebilirler istemezlerse de çalıştırabilirler.

Bugün, Ticaret Odası üniversite açtı, ben de ilgiyle, gıptayla bakıyorum, izliyorum. Açsın, kursun, işletsin; sendikalara bu niye çok görülüyor; benim anlayamadığım nokta bu.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, sendikalar ve onların üyeleri işçiler -ister işçi sendikaları, ister memur sendikaları- bu ülkenin bütün yükünü çeken kesimlerin başında geliyor. 2000 Kasım ekonomik krizinden ve 2001 Şubat krizinden sonra, ülkenin bir an evvel düze çıkabilmesi için, ücretlerinden gönüllüce fedakârlık yaptılar, ücretsiz izne çıkmayı kabul ettiler, hatta bazı sendikalarımız toplusözleşmelerinde elde ettikleri ücretlerde indirimi işverenle oturup kabul ettiler. Niçin; ülkelerini sevdikleri için, onların çalıştığı işyerlerinin açık olması halinde, işlemesi halinde işlerini koruyabilecekleri için; onların yüreği yurtseverlikle dolu, onlara hiç kimsenin ama hiç kimsenin kuşkuyla bakmaya hakkı yok.

Ben, komisyondaki, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonundaki arkadaşlarımın... Okulları, hadi ben de anlıyorum, işletemeyeceği için devretsin; ama, rehabilitasyon merkezini, spor tesisini veya sağlık birimini de devretme gibi bir yere zorlanmasını anlayabilmenin, buna katılabilmenin, katkı verebilmenin olanağını görmüyorum.

İşçi sendikalarını da buradan uyarıyorum; bakınız, iki boyutu var.

Değerli arkadaşlarım, yarın, bu hüküm, Çalışma Bakanını da zorda bırakacak. Yarın, sendikalar arasında yetki ihtilafı her zaman olabilir, o işkolunda kurulu sendikalar yetki taleplerini Çalışma Bakanlığına ilettikten sonra, Çalışma Bakanlığının, sözümona, atıyorum, herhangi bir girişimi, uluslararası ya da herhangi bir uluslararası fondan elde ettiği bir miktar kaynakla yapmış olduğu, yapmaya başladığı bir tesis için sendikalara çağrı yapsa ve "arkadaşlar, falan yerdeki tesisimizi bitiremedik; sendika olarak siz de katkı yapın, gelin o spor tesisini ya da o eğitim tesisini bitirelim" dese, (A) sendikası da 300-500 milyar liralık bir kaynak aktarsa, denilecek ki tespitinde, Çalışma Bakanlığı, sendikalardan rüşvet alıyor, rüşvetle yetki dağıtıyor noktasına gelecek. Bu, hem Çalışma Bakanını yıpratacak hem Bakanlığı yıpratacak hem sendikaları yıpratacak hem de sendikalar arasındaki işbirliğini ve daha da genel söyleyeyim, çalışma yaşamındaki huzurun bozulmasına neden olabilecek kadar tehlikeli. O nedenle, bir kere, bunun komisyondan çıktığı biçimine benim katılabilmemin olanağı yok. Eğer kabul edilecekse bu hüküm, AKP'li arkadaşlarıma söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum, hükümetten gelen biçimiyle kabul edilmesi, amacına daha uygundur, amacına daha iyi hizmet eder; çünkü, yani, sağlık, rehabilitasyon ve spor merkezini ya da spor tesisini sendikaların elinden almak, daha evvel, üyeleri için, 2821 sayılı Yasada kendilerine verilen yetkinin ellerinden alınması anlamına gelecektir. Nasıl yapacağız; yani, ister devreder, ister devretmez diyemezsiniz. Yarın, bir sendika, bir spor tesisi yapmaya kalksa, yasal gerekleri yerine getirip müracaat etse ilgili kuruma, hemen Çalışma Bakanının ya da Sağlık Bakanlığının ya da Millî Eğitim Bakanlığının, koşarak gidip, daha kazma vururken, sen 33 üncü maddenin 8 inci fıkrasına göre mi, yoksa, 3 üncü fıkrasına göre mi kazmayı vuruyorsun bana bir söyle bakayım sendika; ağzından 8 çıkarsa benim, yok 3'e göre yapıyorum dersen senin... Böyle düzenleme olmaz değerli arkadaşlar... Böyle düzenleme olmaz; aykırı... Daha evvel verilmiş bir yetkiyi, hakkı -yani, daha keskin bir kelime söylemek istemiyorum- yok sayarak, onu görmezlikten gelip, yeni bir düzenleme yapıyorum zannıyla, kanun teklifi, tasarısı getirmek yakışmıyor değerli arkadaşlarım. Onun için, bu hükmün düzeltilmeye ihtiyacı var. Daha işin başındayız, çok da zor değil; verilecek küçücük bir önerge ya da düzeltmeyle, oradaki "sağlık, rehabilitasyon veya spor tesisleri" kavramının madde metninden çıkarılması halinde, biz de gönül rızasıyla destek vereceğiz.

İkinci bölümüne geldiğimiz zaman -gerçekten, bütün dünyada insanlık âlemini Tanrı doğal afetlerden korusun- 17 Ağustos depreminde, uzun yıllar görev yaptığım, sendikacılık yaptığım Gölcük yerle bir oldu. O zaman, sendika genel başkanıydım. Uluslararası üye olduğumuz Kamu Sendikaları Federasyonu -üyesi olduğum ve yönetim kurulu üyesiydim o dönemde- anında bize yardımda bulunmak istedi. Hiç unutmuyorum ve çok üzülüyorum, o günkü hükümeti de suçlamak ya da şey yapmak için değil, o acı ortamında, hemen dedim ki, bir yazıyla Başbakanlığa, Çalışma Bakanlığına: "Yabancı kuruluşlar bize, üyelerimize doğrudan yardım yapmak istiyorlar." Yardımı kabul etmek de, yapmak da Bakanlar Kurulunun iznine tabi. Yazılı bir talepte bulunmam istendi, yazılı talepte bulundum. Karar çıkmış. Tabiî, karar, Başbakanlıktan -Harb-İş Sendikası 200-300 metre mesafede olmasına rağmen- 18 günde geldi. O zamana kadar da, toplanan, yurt dışından gelen paraların Maliye Bakanlığınca irat kaydedilmesi gibi bir yanlış uygulamaya gidildiği için "hayır, biz yardım yapmayacağız, biz bilahara okul yapacağız" dediler ve Kocaeli'nde bir okul yaptı PSI.

Şimdi, geçtiğimiz aylarda yaşadığımız güneydoğu Asyadaki tsunami olayıyla birlikte, hem işçi sendikalarından hem işveren sendikalarından o bölgeye de bağış ve yardımda bulunmak isteyenler oldu; yine aynı engelle karşılaşıldı. Bunun aşılmasında yarar var. Sadece bununla da yetinilmemesi gerekir. Yasaklı demokrasi olmaz değerli arkadaşlar. Yasaklı demokrasi ayıplı demokrasidir. Onun için, çalışma yaşamında, sadece, böyle palyatif, bizim önümüze getirilen birtakım düzenlemelerle hepimizin katılacağı yasaklar değil, hepimizin içselleştirebileceği, demokratikleşmeye katkı yapabilecek, barajların, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerden tutun, Sendikalar Yasasını bir bütün olarak ele alıp, içindeki antidemokratik hükümlerin de değiştirilmesinde yarar görüyorum ve tekrar söylüyorum, bu "sağlık, rehabilitasyon ve spor tesisleri" kavramı, sendikaları da işçi-işveren, ayırımsız söylüyorum, Çalışma Bakanlığını da yıpratacak bir terim olarak oraya girmiş. Komisyondaki arkadaşlarımdan da özür dileyerek söylüyorum, böyle bir düzenleme doğru düzenleme değil. Bunun çıkarılması halinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz de destek vereceğiz. Bu düzenlemeyle, böylelikle sendikalar da, elindeki kaynakları, isterlerse, genel kurullarından alacakları kararla yaşama geçirip, ülkenin eğitim alanına da sürebilecekler.

Hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 12 Nisan 2005

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook