İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 112. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Genel Kurul konuşması

Kazım Türkmen

Ordu Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 112. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Temmuz 2004 · 1.316 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kazım Türkmen (CHP), 8 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.316 kelime.

Kazım Türkmen (CHP, Ordu). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kazim-turkmen-22-2004-07-08 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KÂZIM TÜRKMEN (Ordu)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Belediyeler Kanunu Tasarısının 62 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

62 nci maddenin öngördüğü koşullar, belediyenin bir sene içerisinde yapacağı faaliyetlerin yapılabilme olanaklarını, belli bir prosedür içinde, malî yönden olabilirliğini bağlamaktır. Bu yasalar görüşülmeye başlanıldığından bugüne değin, hem altkomisyonda görev aldım hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem bugün burada; ancak, hiçbir belediye başkanı arkadaşımızın "bizim yetkimiz ne olacaktır, belediye başkanları olarak bize hangi yetkiler verilecektir" sorusuna muhatap olmadım; sadece "bizim kaynaklarımız ne olacak... "Belediyeye bu kadar yetkiyi devrettiğinize göre, bu kadar hizmet alanını genişlettiğimize göre, kaynakların ne olacağı konusunda sürekli bizden bilgi istediler. Hem İl Özel İdaresi Yasası bu Genel Kuruldan geçti hem bugün Belediyeler Kanunu Tasarısını burada bitireceğiz, yarın da büyük ihtimalle Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısına başlayacağız; ancak, biz, milletvekilleri olarak, belediye gelirleri yasasının, daha doğrusu, mahallî idarelerin gelir yasasının ne olacağı konusunda hiçbir bilgi sahibi değiliz.

Burada, bütçeyi yapmış olmak, bir prosedürü yerine getirmekten ibarettir. Burada önemli olan, bütçenin, malî disiplin içerisinde, eylül ayının ilk gününde, başkanlık tarafından, encümene ve İçişleri Bakanlığına sunulmuş olması. Eylül ayının sonunda ise, yine malî disiplin bakımından, İçişleri Bakanlığının, belediyenin hazırlamış olduğu bütçeyi Maliye Bakanlığına ve dolayısıyla, encümenin bütçe üzerindeki düşünce ve kararlarını, kasım ayının ilk gününden itibaren meclise sunmuş olması gerekiyor.

Burada, meclisin, bütçe üzerindeki alt ve üst sınırlarda oynama yetkisi yoktur, sadece bütçe kalemleri içerisinde yer değiştirebilir. Burada asıl önemli olan şey şudur: Belediyeleri o kadar çok, geniş yetkilerle donattık ki, hizmet alanları çok fazla. Olması gereken de budur. Başka kanunların, başka kurumların yapamadığı, mahallî müşterek hizmetler dediğimiz zaman, bunun içerisine her şey girmektedir; ancak, burada, sadece gelirden bahsetmek, gelirlere göre belediyelerin başarısını bağlamak uygun da değildir. Bir kere, belediyecilik teknik bir iştir, mühendislik işidir, geleceği öngörme işidir. Sadece para yetmiyor. Ben bu düşüncelerimi, belediyede ondört yıl görev yapmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum.

Şimdi, bugünlerde -doğru veya değil, bilemiyorum- belediyelerimizin büyük bir bölümü borç batağı içerisindedir; bu doğrudur; ancak, birçok belediye başkanı arkadaşımızın, özellikle devlet kurumlarına olan borçlarının faizleri silinerek uzun vadede ödeneceği konusunda hükümetten beklentileri var. Böyle bir beklentinin olmuş olması doğru; ancak, bunu yaparken bir hakkaniyeti, bir doğruyu da gözden kaçırmamamız gerekiyor. Örneğin, öyle belediyeler var ki, Sosyal Sigortalara, Maliyeye hiç borçları yok. Borcunu ödeyen belediyede yaşayan vatandaşlar ile "canım, nasıl olsa bunu devlet öder" anlayışıyla borcunu hiç ödemeyen belediyeleri aynı kefeye koyarak aynı muameleyi yapmış olmak, o yöre halkına karşı son derece haksızlık olur diye düşünüyorum; ama, bütün bunlara rağmen, eğer, güzel kentleri oluşturamamışsak, şehirlerin büyümesini yeterince sağlayamamışsak, kentte oturanların -Ankara dahil- yüzde 60'ı hâlâ altyapısı noksan yerlerde, gecekondularda oturuyorsa, bunda ciddî bir malî yetersizlik söz konusudur. Gelecek yasanın ne olduğunu bilmediğimiz için, burada herhangi bir şey söyleyemiyoruz; ama, bu kadar yetki devredilirken, mutlak yapabilirlik olan parasal miktarı da aktarmış olmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, burada çok ciddî bir haksızlıkla karşı karşıyayız. Elbette ki benim bu söylediğim, büyükşehir belediyelerinde yaşayan milletvekili arkadaşlarımız için çok uygun olmayabilir. Büyükşehir belediyelerinin hizmet alanları çok daha geniş diye düşünmüş olabiliriz. Bakınız, en büyük haksızlık, büyükşehir belediyelerine, kendi hudutları içerisindeki gelirlerin yüzde 5'ini dağıtmak oluyor.

Şimdi, yeni yasaya göre değerli arkadaşlarım, bundan sonra hiçbir zaman büyükşehir belediyesi kurulamaz. Eğer, bu Genel Kurulda 750 000 nüfus azaltılamazsa, biliniz ki, bundan sonra büyükşehir belediyesi kurma olanağı yoktur. Örneğin, Trabzon'da yaşayan insanlarımızın medenî ihtiyaçları, gereksinmeleri, büyümeleri, Samsun'da oturan insanlarımızdan daha mı geridedir? İstanbul'da oturan insanlarımızın belediye hizmetlerinden yararlanma hakları, Ordu'da yaşayan insanlarımızın aynı hizmetlerden yararlanma haklarından daha mı fazladır?.. Şöyle söyleniyor: Efendim, bunlar büyükşehir belediyesi, onların, altyapı hizmetleri bakımından çok daha fazla paraya ihtiyaçları var.

Sayın milletvekilleri, bu yüzde 5'in dağıtımına şu şekilde katılmak mümkündür: Bütün belediyeler bundan yararlanmalıdır. Eğer, biz, bütün belediyeleri bundan faydalandıramazsak, kendi yöremizin insanlarına, Türk toplumuna, Türkiye'nin gelişmesine çok büyük zarar vermiş oluruz. Eğer, bugün, yüzde 5 payı, örneğin, Kars Belediyesi almış olsa, Kars Belediyesi, çok daha fazla iş yaratarak, İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e göçü önlemeyecek mi?.. İşin, bu yönüne hiç bakmıyoruz.

Şimdi, işin şu yönüne bakıyoruz: Sayın milletvekilleri, hangi yaşta olursak olalım, hangi mevkide olursak olalım, fakir fukara bir insanın, yiyecek ihtiyacı, duyduğu kalori ihtiyacı ile zengin insanın duyduğu kalori ihtiyacı ayrı mıdır aynı mıdır; elbette aynıdır. Biz, küçük şehirlerimizi, küçük beldelerimizi büyütmeden, genişletmeden onları nasıl çağdaş hale getirebileceğiz; bu mümkün değil. Dolayısıyla, bu bütçenin yapılışında bir adaletsizlik söz konusudur. Kaldı ki, büyükşehir belediyeleri de kendi aralarında bile bunu paylaşmakta oldukça zorluk çekiyorlar.

Yeni yasa, başta söylediğim gibi, Türkiye'de, yeniden büyükşehir belediyeleri olma olanaklarını kaldırıyor. Başkanım, Trabzon'un 750 000 nüfusa gelmesi kaç senede mümkün olur?! Olmasın dediğiniz zaman, oraya başka bir ekkaynak ve gelir sağlamak zorundasınız, bir adaleti sağlamak zorundasınız; çünkü, insanların bütün ihtiyaçları birdir.

O zaman ne oluyor; şehirler büyümüyor, gelişmiyor, güzelleşmiyor, oralara yeterince hizmet gitmiyor. Yeterince hizmet gitmediği zaman yeni iş sahaları açılmıyor. Yeni iş sahaları açılmadığı zaman insanlar ne yapıyor; kendi geleceğini, ekmeğini kazanmak için büyük şehirlere gidiyor; ama, bu sefer, büyük şehirler hızla bir gecekonduya dönüşüyor. İşte, bunu, göçü önlemenin tek yolu, bütün kentlerimizi malî yönden desteklemektir ve bu haksızlığı, mutlaka ve mutlaka orta yerden kaldırmaktır.

Belediyeler, bütün bunları yaparken, elbette ki, bütçelerini de yaparken, Belediyeler Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinde öngörüldüğü ve buradan geçtiği gibi, yapılacak işlerin de öncelik sırasını bütçelerine koyacaklardır; ama, bu öncelik sırası bir kritere bağlı değildir; her belediyenin, her beldenin ihtiyaçları farklıdır. Bazı beldelerin ihtiyaçlarındaki aciliyet çöp yakma sistemlerini kurmaktır, bazısında ise altyapıları kurmaktır; ama, bütün bunlara rağmen, gözlemimiz odur ki, belediyeler, bu bütçelerini yaparken, hizmetlerini yaparken, belirli bir sorumluluk almak zorundadır.

Bu tasarı, belediyelerin bütçelerindeki sorumluluklarını tamamen orta yerden kaldırmış, malî denetimi yok saymış, halkın denetimi tamamen orta yerden kaldırılmıştır. Çünkü, hükümetin izlemiş olduğu politikaya tam ters bir biçimde, hem belediyelere hem büyükşehir belediyelerine, alabildiğine, yeniden şirket kurma hakkı tanınarak, her türlü... Geçmiş olduğumuz dönemlerde İçişleri Bakanlığının bu konuda genelgesi vardır; yani, belediyelerin şirket kurması, Türkiye'de her türlü yolsuzluğun, vurgunun anakapısı denilmiş olmasına rağmen, yeni gelen tasarıyla, bu tamamen açılmıştır. Böyle bir durumda, bütçenin bütünlüğünden, bir bütçe disiplininden söz etmek söz konusu değildir.

Belediye başkanlarının, zaten atama yetkisi tek başlarına kendilerine verilmiş; sadece meclislere bir bilgi veriliyor; ancak, bu konuda nasıl bir kriter ortaya konulacağı belli değildir. Şu anda, bütün belediyelerin en büyük sıkıntısı budur; kendilerine müracaat eden insanlara iş bulmak, onlara iş kapısı açmak gibi sıkıntılarla karşı karşıyalar. Milletvekillerimiz de burada karşı karşıya; her belediyeye telefon açarak, şu adama, şu insana, fakir fukaraya iş veremez misin sorusunu soruyor. İşte, belediye başkanları, yeni şirketlerle istediği adamı almanın yolunu bulurken, belli bir süre sonra, o şirketlerde tam bir denetimi söz konusudur; malî denetim yoktur, halkın denetimi hiç yoktur. Böyle bir denetimin olduğu yerde, belli bir süre sonra, daha önce, Türkiye'de hepimizin acıyla yaşadığı, büyük ıstırap duyduğumuz bir biçimde, yolsuzlukların kapısı yeniden açılacaktır. O bakımdan, belediyelerin, mecbur olmadıkça, şirket kurmaları son derece yanlıştır; çünkü, bu şirketler, asıl yapılması gereken kamu hizmetlerini yapacaklardır. Halbuki, belediyelerin kamu hizmetlerini başka kuruluşlara devretmiş olması, Anayasa bakımından da zaten uygun değildir. Kendi görevlerini ve yetkilerini başka kuruluşlara dağıtarak hizmet verilemez. Hele hele, Avrupa Birliğine üye olmak istediğimiz böylesine bir dönemde, belediyelerimizde yolsuzlukların, yanlışlıkların yeniden ortaya çıkması, bunların kamuoyunda tartışılmış olması, Türkiye'yi son derece sıkıntıya düşürür. Onun için, bu yolu mutlaka ve mutlaka kesmek gerekiyor.

Belediyelerin İller Bankasıyla olan ilgisi, elbette ki, yeniden düzenlenecek; zaten, o bakımdan da, İller Bankasının sermayesi artırılmıştır bu Meclis tarafından; ancak, şunu da burada söylemek gerekiyor: İller Bankasına yapılacak her müracaat, belediye meclislerinin almış olduğu karara bağlıdır. İller Bankası, gelip, hiçbir belediyeye "ben senin altyapını yapayım, kanalizasyonunu yapayım" diye bir istekte bulunmuyor; belediyeler, meclis kararı alıyor, İller Bankasına müracaat ediyor, oradan para almak zorunda kalıyor. Geçmiş dönemlerde, İller Bankasından alınan paraların faiz oranları çok fazla olduğu için, hiçbir belediye bu faizin altından kalkamadığı için, alabildiğine borçlandılar. Şu anda, Türkiye'deki belediyelerin büyük bir bölümünün korktuğu borç, İller Bankasına olan borçlarıdır. İller Bankasına olan borçların faizleri silinir, anaparaları da uzun vadeye bağlanırsa, belediyeler, bütçelerini yaparken, bu esası dikkate alabilirler, o zaman, hizmet olanakları çok daha fazla olur. Belediyelerin hizmet alanını çok fazla genişletmiş olması, sadece kentin güzelleşmesi değildir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 8 Temmuz 2004

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook