İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 111. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Genel Kurul konuşması

Kemal Demirel

Bursa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 111. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Temmuz 2004 · 1.101 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Demirel (CHP), 7 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.101 kelime.

Kemal Demirel (CHP, Bursa). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-demirel-22-2004-07-07 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KEMAL DEMİREL (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Belediyeler Kanunu Tasarısının "Hizmetlerde aksama" başlıklı 57 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi en içten sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz 57 nci madde, belediye hizmetlerinde aksama durumunda, yapılacak olan uygulamayı belirlemektedir. Herhangi bir nedenle, belediye, yapmakla yükümlü olduğu görevleri yerine getiremezse, ortaya çıkabilecek sorunları önlemek amacıyla, merkezî idarenin müdahale koşulları belirlenmiştir. Hiç kuşkusuz, belediye hizmetleri aksadığı takdirde, halkın hayatı zorlaşacaktır. Kamu hizmetlerinin kesintisiz sunumunu sağlamak, devletin görevleri arasında olduğu için, merkezî idarenin inisiyatifi ele alması bu maddede öngörülmüştür.

Hangi durumlarda merkezî idarenin müdahale edeceği konusu da, görüştüğümüz maddede belirlenmiştir. Belediye hizmetlerindeki aksama, halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayatî ölçüde etkilerse, İçişleri Bakanlığı harekete geçecektir. Bakanlık, yetkili sulh hukuk hâkiminden olayın tespit edilmesini isteyecektir. Eğer, mahkeme, belediye hizmetlerinde aksaklık tespit ederse, İçişleri Bakanlığı durumun düzeltilmesini ilgili belediyeden isteyecektir. Aksama belediyece giderilemezse, vali duruma müdahale edecektir. Vali, belediyenin araç, gereç ve personeliyle sorunu çözmeye çalışacaktır; gerekirse, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının da imkânlarını kullanabilecektir.

Sayın milletvekilleri, bu madde, yürürlükte olan 1580 sayılı Belediye Kanununda olmayan, oldukça yeni bir düzenlemedir; bu nedenle, üzerinde dikkatle durmaya, incelemeye ve düşünmeye ihtiyacımız vardır.

Maddeyle, yeni bir denetim ve vesayet yöntemi getirilerek, belediyelere müdahalenin yöntem ve araçları artırılmaktadır. İçişleri Bakanlığına, kesin bir çerçevesi olmayan takdir ve müdahale yetkisi verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, hizmetin ciddî biçimde aksaması ve hayatî derecede olumsuzluk, göreli kavramlardır. Bunların ölçütleri nelerdir, hizmetlerin ciddî bir biçimde aksadığına kim karar verecektir; tabiî ki, bunların ölçütleri belirsizdir. Bu nedenle de, sübjektif uygulamaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Görüştüğümüz madde, bu yönleriyle, baskı ve tehdit içermektedir. Ayrıca, bu uygulamalar, siyasal ayırımcılığa ve kayırmacılığa yol açmaktadır. Bunun önlenmesi için, hizmetlerin aksama ölçütlerinin tartışmaya meydan vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde, uygulamadaki sorunları aşmak mümkün olabilir.

İçişleri Komisyonundaki tartışmalarda, Bakanlık yetkilileri, aksamanın kademeli olarak saptanacağını, bu nedenle de maddenin haksız işlemesinin çok güç olduğunu iddia etmişlerdir. Bakanlık yetkilileri, bu maddenin, halkın ihtiyaçlarının karşılanmamış olması ihtimali dikkate alınarak tasarıya eklendiğini ve bu haliyle yeterince objektif olduğunu belirtmişlerdir; ancak, bu çok iyimser bir bakış açısıdır.

Bakanlık emriyle, vali, seçilmiş belediye organlarının görevlerini haksız yere üstlenirse, bu, halkta büyük bir tepki yaratacaktır. Vatandaşların kendi özgür iradeleriyle seçtikleri yöneticilerine devletin güven duymaması, aynı zamanda devletin vatandaşına da güven duymaması anlamına gelecektir. Bu durumda da, dolaylı olarak, vatandaşın devlete olan güveni zedelenecektir.

Maddede, belediye hizmetlerinde aksamayı belirleme yetkisi, tamamıyla İçişleri Bakanlığına verilmemiştir; Bakanlığın talebi üzerine, yetkili sulh hukuk hâkimi, hizmetlerin aksamasının halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayatî derecede olumsuz etkileyip etkilemediğine karar verecektir. Yetersizlik tespitinde bulunma yetkisinin yetkili sulh hukuk hâkimine bırakılmış olması, hukuk sistemimiz açısından da son derece hatalıdır. Kamu hizmetine ilişkin idarî bir konuda adlî yargının görevli kılınması, idarî yargının görev alanını düzenleyen Anayasanın 155 inci maddesine aykırıdır. Bu yetki, ancak idarî yargı teşkilatı içindeki bir merci tarafından kullanılabilir. Adlî yargı teşkilatının idarî yargı teşkilatına göre daha yaygın olduğu düşünülerek böyle bir uygulamaya gidilmesi yanlıştır. 155 inci madde hükmü, pratik zorunluluklar ileri sürülerek görmezden gelinemez.

Sayın milletvekilleri, üzerinde çalıştığımız Belediyeler Kanunu Tasarısının, yerel yönetim reformu amacına hizmet ettiği ileri sürülmektedir. Bu iddiadaki bir tasarıda, 57 nci madde tarzında idarî vesayet örnekleriyle karşılaşmak şaşırtıcıdır. 1982 Anayasasının 127 nci maddesinin beşinci fıkrasında, merkezî yönetimin yerel yönetimler üzerinde idarî vesayet yetkisine sahip olduğu söylenilmiş ve kavramın kriterleri de sayılmıştır. Bu durumda, yerel yönetimler üzerinde idarî vesayet uygulamaları yapılıp yapılmaması, yasama organının tercih kullanabileceği bir konu olmayıp, anayasal bir zorunluluktur.

Değerli arkadaşlarım, öte yandan, idarî vesayetin yerel yönetimlerin hangi işlemleri üzerinde olacağı ve bunun yoğunluğu yasalarda belirlenmemektedir. AKP İktidarı, bu yasa tasarısıyla, belediyelere daha fazla özerklik tanımayı ve idarî vesayeti azaltmayı amaçladığını açıklamıştır; ancak, bu maddede gördüğümüz üzere, tam tersine, belediyeler üzerinde son derece geniş kapsamlı idarî vesayet yetkileri İçişleri Bakanlığına verilmektedir. Merkezî idareye böylesine geniş kapsamlı vesayet yetkileri tanımak, anayasal bir zorunluluk değildir. İdarî vesayetin asgarîde tutulmasını Anayasanın 127 nci maddesinin engellemediği düşünüldüğünde, böyle bir yaklaşımla nasıl reform yapılacağı sorusunu sorma hakkı doğmaktadır.

Değerli milletvekilleri, mevcut 1580 sayılı Belediye Kanununda İçişleri Bakanlığının önemli vesayet yetkileri vardır; ama, tasarının 57 nci maddesi, merkezî yönetimi tamamen belediyelerin yerine geçiren düzenlemeler içermektedir. Bu tasarı yasalaştığı takdirde, 57 nci madde gereğince, İçişleri Bakanlığı, belediyelerin görev ve yetkilerini alma yetkisine sahip olacaktır. Elbette, Anayasanın 127 nci maddesinin tanıdığı mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması sebebiyle böyle yetkiler düşünülebilir; ancak, Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararları ışığında, tasarının 57 nci maddesi, olası ve ciddî iptal tehlikesi taşımaktadır. Bu madde, AKP İktidarının iddia ettiği gibi, belediyelerin özerkliğini artırmamakta, hatta, var olan özerkliklerini kısıtlamaktadır. İçişleri Bakanlığının yapacağı ciddî aksama belirlemesinin taşıdığı muğlaklık Anayasa Mahkemesi için olası bir iptal nedeni olacaktır. Bakanlığın emriyle, valinin, belediye organlarının görev ve yetkilerini sınırsız bir süreyle kullanabilmesi, hukuk ve hakkaniyetle bağdaşmamaktadır; bu yetki devri, ancak, belli bir süreyle verilmelidir.

Sayın milletvekilleri, bu tasarı yasalaştığı takdirde, daha yeni seçilmiş bir belediyenin, çöp toplama görevini ciddî bir biçimde aksattığının tespit edildiğini ve Bakanlık emriyle duruma vali tarafından el konulduğunu varsayalım. Valinin, diğer kamu kurum ve kuruluş personeli yardımıyla bu sorunu üç ay içerisinde çözdüğünü ve çöp toplama işini tekrar belediyeye devrettiğini düşünelim. Belediye bu görevini tekrar yerine getiremezse ne olacak? Vali, o belediyenin çöp toplama görevini bir daha mı yüklenecek? Diyelim ki, seçime dört yıl var ve belediyenin bazı hizmetlerinde sürekli olarak ciddî aksama var; dört yıl boyunca bu durumdan vali mi sorumlu olacak?

İçişleri Bakanlığının vali aracılığıyla belediye hizmetlerine müdahale yetkisi her ne kadar yargı denetimine açık olsa da, bu durum, endişeleri gidermeye yeterli değildir; çünkü, yargısal denetim, doğası gereği, sonradan işleyen mekanizmadır. Bakanlık işlemi iptal edilse bile, temyizi dahil, yıllar geçecek ve yargı kararı, gerçek bir yarar sağlamayacağı noktada uygulanabilecektir.

Aynı zamanda, görüştüğümüz maddede, belediye hizmetlerinde meydana gelen aksamayı düzeltmesi için verilen süre belirsizdir. Bu sürenin, hizmet türleri gözönünde bulundurularak belirlenmesi gerekir. Farklı belediyelere, aynı hizmette meydana gelen aksamayı düzeltmesi için, farklı süreler verilebilir; bu da, uygulamada, kayırmacılık ve keyfîlik yaratacaktır. Valinin, aksayan belediye hizmetini ne kadar sürede yerine getirmekle yükümlü olacağı da belirsizdir. Aynı hizmette meydana gelen bir aksama için bir ilimizdeki vali duruma üç ay müdahale ederken, diğer bir ilimizdeki valinin altı ay müdahale etmesi, uygulamada eşitsizliğe ve adaletsizliğe yol açacaktır. Bu nedenle, görev ve yetkinin belediyeye geri verilme zamanı takdire bırakılmamalı, açıkça belirtilmelidir.

Genel olarak bu maddeyle ilgili olarak önerilerimizi sıralamak gerekirse; hizmetlerde yetersizliğe ilişkin 57 nci maddenin son bendinde öngörülen "yetkili sulh hukuk hâkimince tespit" ibaresi kaldırılmalı, bu yetki Danıştaya verilmelidir; çünkü, buradaki, idarî bir konudur ve Danıştayın çalışma alanında yer almaktadır. Ayrıca, "ciddî şekilde aksama" kriterleri açıklanmalıdır. Aksaklıklardaki ciddiyet veya ciddiyetsizliğin kriterlerinin ne olduğuna açıklık getirilmelidir. Hizmetlerin aksaması durumunda, hesap verme sorumluluğu anlayışı çerçevesinde, duruma müdahale yetkisi belediye halkına verilmelidir.

Bu önerilerimizin Komisyon ve Hükümet tarafından dikkate alınacağı umuduyla, hepinize en içten sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

60 konuşma daha · 7 Temmuz 2004

60 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook