İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 76. BİRLEŞİM · SALI

Tasarruf sahiplerinin mağduriyetlerine yol açan holdinglerin faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemler ve holding adı altında gerçekleştirdikleri izinsiz halka arz yoluyla oluşan mağduriyetin neden ve sonuçlarıyla bu süreçte spk'nın sorumluluğunun araştırılması hk. (10/18-282)

Kerim Özkul

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 76. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Mart 2005 · 1.579 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kerim Özkul (AK Parti), 29 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TASARRUF SAHİPLERİNİN MAĞDURİYETLERİNE YOL AÇAN HOLDİNGLERİN FAALİYETLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER VE HOLDİNG ADI ALTINDA GERÇEKLEŞTİRDİKLERİ İZİNSİZ HALKA ARZ YOLUYLA OLUŞAN MAĞDURİYETİN NEDEN VE SONUÇLARIYLA BU SÜREÇTE SPK'NIN SORUMLULUĞUNUN ARAŞTIRILMASI HK. (10/18-282)); konuşma 1.579 kelime.

Kerim Özkul (AK Parti, Konya). “Tasarruf sahiplerinin mağduriyetlerine yol açan holdinglerin faaliyetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemler ve holding adı altında gerçekleştirdikleri izinsiz halka arz yoluyla oluşan mağduriyetin neden ve sonuçlarıyla bu süreçte spk'nın sorumluluğunun araştırılması hk. (10/18-282)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 29 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kerim-ozkul-22-2005-03-29-tasarruf-sahiplerinin-magduriyetlerine-yol-acan-holdinglerin-faaliyetl (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA KERİM ÖZKUL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birleştirerek görüşmekte olduğumuz (10/16) ve (10/262) sayılı araştırma önergeleri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye'de sermayenin, tasarrufların birleştirilmesi ve yatırıma dönüştürülmesi taa Osmanlı döneminden başlayıp bugüne kadar gelen ve değişik modellerin uygulandığı bir süreçtir. Bu süreçte birbirinden çok farklı yollar, yöntemler denenmiş, farklı yatırımlar yapılmış ve bunların neticesinde farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Bugün görüşmekte olduğumuz araştırma önergelerinin konusu, bunlardan birisi ve sonuncusu olan çokortaklı holdingler olgusudur.

Değerli arkadaşlar, yatırım, üretim faktörlerine yapılan net ilaveyi ifade eder. Yatırımın en önemli unsurlarından birisi de, hiç kuşkusuz, sermayedir. Nitekim, yatırım için bu denli önemli olan sermaye bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin en önemli problemlerinden biridir. Sermayenin iki kaynağı vardır. Bu kaynaklardan ilki, millî kaynaklarla oluşturulmuş sermaye olarak nitelendirebiliriz. Sermayenin diğer bir kaynağı ise yabancı sermayedir. Yabancı sermayenin ülkemize birkaç yöntemle geldiğini söyleyebiliriz. Bu yöntemler içerisinde en çok hoşumuza giden, hiç kuşkusuz, doğrudan yapılan yatırımlardır. Nitekim, bu tür yatırımların yapılması amacıyla çok çeşitli teşvik ve muafiyetleri uyguladığımızı hatırlatmak isterim. Buna rağmen doğrudan yatırımın halen çok az olduğunu da, ne yazık ki, söylemek zorundayım. Doğrudan yapılan yatırımların yanında yabancı sermayenin bir başka geliş şekli ise portföy yatırımları şeklinde gelmesidir. Bunun ise ciddî riskler içerdiği açıktır. Ne zaman geleceği ve gideceği belli olmayan sıcak paranın gelişi de gidişi de bir derttir.

Şimdi, bütün bunlar çerçevesinde, bize öyle bir sermaye gerekli ki, hem maliyeti üretebildiğimiz katmadeğere orantılı hem vadesi yatırımlarımızın geri dönüşüne uygun hem de mal alma zorunluluğu taşımayan, ekonomik ve ideolojik baskı içermeyen bir dışkaynak şeklinde olsun.

Değerli arkadaşlar, işte, sanayi yatırımları finansmanının güçlüklerini devletimiz çok önceden görmüş ve bu güçlüğün aşılması için bazı girişimlerde de bulunmuştur. 1970'li yıllarda Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası kurulmuştur. Bununla sınaî yatırımların finansmanına destek olacak yatırım bankacılığı yapılması hedeflenmiş; ancak, politik etkiler ve bilinen bürokratik anlayış ve profesyonel yönetilememe gibi nedenlerle, bu yöntemle uygulamada başarıya ulaşılamamıştır. Bu amaçla verilen krediler yerini bulmamış ve sonuçta kötü neticeler alınmıştır. Daha sonra, bu bankanın ismi Kalkınma Bankası olarak değiştirilmiştir. Yine, finansman sorununu aşmak maksadıyla, Merkez Bankası, yurtdışındaki işçilerimizin tasarruflarını yurda getirebilmek için, dövizin yasak olduğu dönemlerde bile dövize çevrilebilir mevduat kavramını geliştirmiş ve birikimlerin yatırıma dönüşmesinin önünü açmaya çalışmıştır.

Daha sonraki yıllarda ise, ülkemizde, halka açık şirketler, çokortaklı şirketler ve işçi şirketleri gibi isimler altında çeşitli şirket türleri geliştirilmiştir. Bunlarda temel ortak amaç, yurtiçi ve yurtdışı birikimlerin yatırıma dönüştürülmesidir. İlerleyen yıllarda ise Sermaye Piyasası Kurulu oluşturulmuştur. Sermaye Piyasası Kurulunun oluşmasına temel dayanak olan Sermaye Piyasası Kanununda, halka açık anonim şirketler, hisse senetleri, halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıklar şeklinde tanımlanmaktadır. Sermaye Piyasası Kanununa göre halka açık olan veya açık sayılan şirketlerin önemli bir kısmı sermayelerinin asgarî yüzde 15'lik kısmına tekabül eden hisse senetlerini İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kota ettirmek suretiyle ve aracı kurumlar vasıtasıyla halka arz etmekte, hisse senetleri, burada oluşan fiyatlarla alınıp satılmaktadır. Halka açık olan bazı şirketlerin hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem görememekte, başka bir menkul kıymet piyasası da bulunmadığından, ancak, Türk Ticaret Kanununun hisse senetleriyle ilgili genel hükümleri uyarınca devir ve temlik edilebilmektedirler. Holding olarak yapılanmış ve isimlendirilmiş bu şirketler, araştırma önergelerine konu olan şirketlerdir.

Sayın milletvekilleri, bu şirketler 1990'lı yılların başında, dönemin ekonomik ve sosyal şartlarından ve toplumsal ihtiyaçların bir gereği olarak doğmuştur. Anadolu'nun sınaî gelişme potansiyeli olan bölgelerine kurulan bu şirketler, farklı bir finansman modelini benimsemişlerdir.

Kendiliğinden gelişen, yöre halkının ve yurtdışında çalışan işçilerin ortak olarak, katılımına dayanak olduğu çokortaklı bu model, girişimcilerin geliştirdikleri projelere veya mevcut tesislerine finansman temin etmek amacıyla başvurdukları bir modeldir. Başlangıçta öncü niteliğinde olan üç beş şirket, kısa sürede dikkate değer bir mesafe almış ve belli büyüklüğe ulaşmıştır.

Sermaye Piyasası Kurulu, yastıkaltı paralarının ve yurtdışı işçi tasarruflarının ekonomiye kazandırılmasına yönelik, bu, 1990'lı yıllarda kurulan çokortaklı şirket yapılanmalarıyla 1996 yılından itibaren ilgilenmeye başlamıştır.

Değerli arkadaşlar, Sermaye Piyasası Kurulu denetim ve gözetim görevini yaparken, aykırılıkları başlangıçta tespit edip, bunları yönlendirici ve düzenleyici olmak yerine, engelleyici bir tutum içerisine girmiştir. Hukuk normlarına aykırı olarak, ne yazık ki, siyasî konjonktürün etkisinde de kalmıştır.

Sermaye Piyasası Kurulu, öncü olan ve belli bir büyüklüğe ulaşan çok az sayıdaki şirketin tamamını belli bir renkle isimlendirerek, cezaî yaptırımlar uygulamak ve suç duyurusunda bulunarak işi savcılığa havale etmek gibi bir tutum içine girmiştir. O zamana kadar yaptıklarının hukukî ve cezaî sorumluluğunu da üstlenerek, kayıtdışılığı önlenebilir bir aşamada terk edip kurul kaydına girmek ve Sermaye Piyasası Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri içinde sermaye artırarak legalize olmak için çaba sarf eden öncü niteliğindeki bu şirketlerin, sermaye artırım taleplerini hukukî bir gerekçeye dayandırmaksızın yıllarca bekletmiş veya reddetmiş, yatırımlarına teşvik belgesi dahi almamaları için teşvik veren kurumları menfî yönde bilgilendirerek, âdeta muhbir durumuna düşmüştür. Bu durum, şirketlerin kayıtdışılığa yönelmeleri sonucunu doğurmuştur. Bu haksız yaklaşımın bir sonucu olarak, bu şirketlerin bir kısmı ile bu şirketleri örnek alan ve haksız menfaat temin etmeyi amaçlayan birtakım insanlar, Sermaye Piyasası Kurulunun politikalarını kendilerinin ekonomik olarak yaşamasını istemeyen iç ve dışgüçlerin bir oyunu olarak manipüle etmişlerdir. Nitekim, bunu kullanarak yurt dışındaki vatandaşlarımıza, şirketlerine daha fazla para aktarmaları gerektiğinin reklamını yapmışlardır. Bu talepler içinse dinî ve millî motifleri reklam unsuru olarak kullanmışlar, olayı neredeyse siyasî bir zemine taşımışlardır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaşanan bu süreci ve gelinen durumu şöyle özetleyebiliriz: 1990'lı yılların başında kurulmaya başlayan bu şirketler, kendiliklerinden, ülkede hissedilen finansman ihtiyacını gidermeye dönük bir model olarak kurulmuşlardır. İlk başlarda halka açık şirketlerin yerine getirmesi gereken şartları, teknik bilgi ve eleman eksikliği nedeniyle yerine getirememişlerdir. 1996 yılından itibaren, Sermaye Piyasası Kurulunun tespit ve direktifleri üzerine, bir kısmı kurul kaydına girmiş ve halka açık şirket statüsünü kazanmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu, süreç içerisinde, bu şirketlerin geliştiği ortamı, ortakların ortak olma saiklerini ve beklentilerini, bu şirketler tarafından arz edilebilecek ya da ihraç edilebilecek menkul kıymet türlerini, bunları nasıl tedavül edebileceğini dikkate almadan, borsada işlem gören şirketlere yönelik yasal yükümlülükler çerçevesinde çokortaklı şirketlerin halka arz uygulamalarının mevzuata uygun olup olmadığı konusunda yoğunlaşmış ve tespit ettiği aykırılıklar sonucu, bu şirketlerin yöneticileri hakkında izinsiz halka arz ve aracılık faaliyetinde bulundukları gerekçesiyle suç duyurularında bulunmuştur. Ayrıca, Sermaye Piyasası Kurulu, bu şirketlerin sermaye artışlarına izin vermeyerek çalışmalarını tıkama yöntemini tercih etmiştir.

Bir kurul düşünelim ki, bu kuruluşun hem amacı hem de ismi düzenleme ve denetleme olsun; sonra, aynı kurul, önüne gelen işlerle veya tespitleriyle ilgili tüm konularda, hiçbir şey yapmadan, mahkemelere suç duyurusunda bulunsun. 74 şirket hakkında 104 suç duyurusu... Bu, çok anormal bir sayıdır. Bunun adı, düzenleme ve denetleme değildir. Değerli arkadaşlar, bunun adı, olsa olsa topu taca atmaktır. Kaldı ki, mahkemelerin düzenleme gibi bir görevi de yoktur. Denetim ve gözetim göreviyle görevlendirilmiş Sermaye Piyasası Kurulunun bu zorlaştırıcı tutumu nedeniyle, birçok şirket kayıtdışılığı tercih etmiş, ayrıca, Sermaye Piyasası Kurulunun görevlerini tam olarak yapmaması nedeniyle, kötü niyetli kişiler de şirket kurma yoluna gitmişlerdir. Bunlar, basın-yayın kuruluşları aracılığıyla, ortak toplama amaçlı olarak, yoğun bir ilan ve reklam kampanyası yürütmüşlerdir. Bu safhada, ilgili tüm merciler, ilan ve reklamlardaki açık, izinsiz halka arzın hukukî soruşturmasını ve kovuşturmasını yapmamışlardır. Bu ilgisizlik, bazı şirketlerin kayıtdışı ortak toplamalarına zemin hazırlamış ve âdeta, onları teşvik etmiştir. Yine, bu ilgisizlik, batık bankerler benzeri, şirket bankerlerin doğmasına sebebiyet vermiştir. Bu şirketler, dövize yıllık yüzde 45 seviyelerine kadar, kâr payı adı altında, yüksek oranlarda, faizle para toplamaya başlamışlardır. Bunun doğal sonucu olarak, iyi ve kalıcı olanlar tökezlemiş, sahtekârların sayısı ise alabildiğince artmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu şirketlerin hisse senetleri Türk Ticaret Kanununun genel hükümleri çerçevesinde tedavül etmektedir; ancak, ortakların önemli bir kısmı kendilerini mudi veya ödünç veren alacaklı gibi görerek, şirketten hisselerini geri alma talebinde bulunmuş, bunun sonucu olarak da, Türk Ticaret Kanununun hükümlerine aykırı bir uygulamanın gelişmesine sebep olmuştur. 1996-1997 yıllarında, bu olayların kamuoyuna mal olmasıyla birlikte, sermaye renklendirilmiş, denetim ve düzenlemeler, denetim sonucu yapılan suç duyuruları, konjonktürün etkisiyle, ideolojik bir veçhe kazanmıştır. Bu durum, sorunu daha da büyütmüş, çözüm yerine, içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bazı şirketler ve sermayedarlar da, bu durumu, az önce ifade ettiğim gibi, iç ve dışgüçlerin bir oyunu olarak yorumlamış ve bu durumdan istifade etmeye çalışmışlardır.

Malumunuz olacağı üzere, yıkılan her kurum ve kuruluş, en büyük darbeyi önce kendi sektörüne vurur. Bu modelle kurulup, birçoğu bugün hayatiyetini bile kaybetmiş olan bu şirket bankerler, en büyük darbeyi önce sermayedarlarına, sonra sektördeki iyi niyetli ve dürüst şirketlere, daha sonra da ekonomimize vurmuştur.

Kuruluşlarından sonra yaklaşık onbeş, kuraldışı faaliyetlerinin tespitinden sonra dokuz on yıl geçmesine rağmen, bu konu, bugün bu Meclisin gündemini işgal etmektedir ve ortaklarıyla, şirketleriyle, kanayan bir yara olarak önümüzde durmaktadır.

Bu çerçevede, en önemli hususlardan biri, elbette, iyiler ile kötülerin ayrılması gerekliliğidir. Doğru dürüst çalışanların şaibeden kurtarılarak önleri açılırken, sahtekârlık yapan ve yapacakların önlerinin kapatılması bir zarurettir.

Bugünkü gelinen noktada, ihracatıyla, istihdamıyla, kapasite kullanımıyla, Türkiye'nin ekonomik atak yaptığı ve dünya ekonomisinde ekonomik büyüklük olarak derecelere girdiği bir süreçte, yatırım için finansmana ihtiyacımız olduğu tartışılmazdır. Hem büyümeye hem de sürdürülebilir bir büyümeye ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyacın, ülkemizin taşıdığı potansiyel kaynakların ekonomiye kazandırılması suretiyle sağlanması da, başlangıçta ifade ettiğimiz gibi, uygun şartları taşıdığında, iç ve dışborçlanma ihtiyacını azaltacaktır.

Bu sebeplerle, önergeye konu çokortaklı halka açık şirket modelinin kuruluş ve işleyişinde, bugüne kadar yaşanan tecrübelerle tespit edilen aksaklıkların giderilerek yeni bir finansal sistemin hayatiyetini devam ettirmesinin sağlanması, ülkemizin yararına olacaktır.

Bu konuda yapılması gerekli yasal ve idarî düzenlemeler söz konusudur. AK Parti olarak, kanayan bu yaranın tedavi edilmesi gerektiği inancı ve kanaatini taşımaktayız.

Bu nedenlerle, izinsiz halka arz yoluyla oluşan mağduriyetin neden ve sonuçları ile yaşanan bu süreçte Sermaye Piyasası Kurulunun da sorumluluğunun belirlenmesi amacıyla tüm ilgili tarafların katılımıyla bir konsensüs sağlanarak, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclisimizin bu konuyu araştırmasını gerekli görmekteyiz.

Bu nedenle, bu önergeye AK Parti Grubu olarak olumlu oy vereceğimizi bildirir, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 29 Mart 2005

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook