Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Nisan 2010 · 780 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
M. Nuri Yaman, 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 780 kelime.
M. Nuri Yaman (Muş). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 487 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun’un, Sabahattin Zaim Üniversitesinin kurulması hakkındaki görüşlerimizi belirtmek üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.
Aslında görüşülmekte olan bu üniversitelerin kurulmasıyla ilgili konularda çok şeylerden bahsetmem gerektiğine inanıyorum. Öncelikle meslek yaşamımın yaklaşık yarı yılını kapsayan yirmi yıllık süre içinde, üniversitelerin altyapısını oluşturan ilköğretim ve ortaöğretimde eğitimin kalitesinin yükseltilmesi ve eğitim kurumlarının hem fiziki koşullarının ve hem de kaliteli eğitimin ülkemde daha iyi geliştirilmesi konusunda hizmet veren bir mülki idare amiri olarak söylenecek çok sözlerim var.
Ancak, günün önemine değinmeden ve -Barış ve Demokrasi Partisinin- son süreçte yaşanan ve Türkiye’deki bütün halkları -Kürtlerin, Türklerin ve diğer etnik, kültürel ve dinsel kimliklerde bulunan tüm insanları- yakından ilgilendiren güncel birtakım olaylara da değinmeden geçemeyeceğim. Bu değineceğim olay, ne yazık ki, iki gün önce, benim de içinde bulunduğum ve Samsun’daki, kapatılan Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Türk’le ilgili saldırıyı kınamadan ve buradaki güvenlik önlemlerindeki eksikliklere değinmeden, benim de meslektaşım olan sayın il valisinin ve yol üzerindeki gerek Kavak ilçesinde gerekse Havza ilçesinde karşılaştığımız güvenlik zaafından kaynaklanan olumsuz durumlara değinmeden geçmenin mümkün olmadığına inanıyorum.
Evet, ne yazıktır ki, bu konuda sürekli pompalanan ve bu güzel Anadolu toprağında yaşayan insanlarımız arasında bu farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesi gerekirken, son bir yıllık süre içinde gerek Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasından sonraki gelişmeler ve gerekse Hükûmetin, deyim yerindeyse, bu sorunun, otuz yıldır süregelen bu sorunun çözümündeki beceriksizliği, yetersizliği ve bu konudaki eksikliklerinden kaynaklanan gergin ortam, ne yazık ki, iki gün önce, güzel ilimiz Samsun’umuzda böyle olumsuz bir olayla sonuçlandı.
Ben, buradan, olayın içinde bulunan ve olayı yaşayan bir kişi olarak sayın Samsun halkının tamamını bu oluşumun o çirkin yüzünün dışında tutuyorum ve bu olaydan sonra başta Samsun’un milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekili olmak üzere, bu konuyla ilgili diğer Samsun milletvekillerinin üzüntülerini bildirmelerini de burada belirtmeden geçemeyeceğim. O güzel insanların yaşadığı o güzel Samsun’da, Samsun’un gerçek yüzü o değildi, o olmamalıydı ama ne yazık ki, oradaki mülki idare amiri meslektaşlarımın, ya aymazlığı ya vurdumduymazlığı ya da yetersizliği diyeceğim, alınan güvenlik önlemlerinin bu kadar basit, bu kadar ilgisiz olmaması gerekirdi, çünkü biz sabahleyin olayın, davanın, önemli bir davanın, güvenlik nedeniyle ta Muş’tan Samsun’a nakledilen önemli bir davanın duruşmasının yapılacağı bir ilde, öyle inanıyorum ki, o mülki idare amiri, bu davanın buraya alındığını öğrendiği günden itibaren, hele hele duruşmanın yapıldığı günde, bütün iç güvenlik birimleriyle, jandarmasıyla, emniyetiyle, bütün kurumlarıyla, bence, uyumamalıydı. Bence o gün o davanın sonuçlanmasına kadar oradaki iç güvenlik birimleri, Samsun’un, o güzel insanların böyle bir provokasyona gelmemesi için her türlü önlemleri alması gerekirdi. Zaten, sabahleyin davanın görüldüğü duruşma salonuna girerken karşıda biriken ve belli bir damardan, belli bir düşünceden ve maalesef pompalanan bir düşüncenin sonucunda orada kümelenen insanların o attıkları sloganlardan da o milliyetçi, o şoven söylemlerinden de olay geliyorum dedi ve ne yazık ki oradaki güvenlik birimlerinin amirleri bu işareti de alamadılar.
Evet, orada hiç kimsenin tasvip edemediği, sözlerimin başında da belirttiğim gibi, herkesin içtenliğine inandığım kınamaları belki bizim üzüntümüzü birazcık hafifletti ancak Sayın İçişleri Bakanlığına o anda bildirdiğimiz telefon görüşmeleri ve o anda Sayın Valiyle bizzat benim yaptığım görüşmelerden sonra, iş işten geçtikten sonra alınan önlemlerin de bu konuda bir yararı olmadığını yol güzergâhında da gördük. Kavak ilçesine, ilgili hastanesine ve Havza ilçesinin hastanesine gittiğimizde de, her ne kadar bu iki ilçenin kaymakamları bizi hastanelerde karşıladılar ama üzülerek belirteyim, gözümüzün içine baka baka bu her iki hastanede de yine o damardan, o şoven ve o milliyetçi söylemden kaynaklanan kişilerin, şahısların sözlü ve eğer müsaade edilseydi belki de, fiilî birtakım saldırılarına da uğramamız işten bile değildi.
Bu nedenle buradan bir kez daha belirtiyorum: Ben de o meslekten geliyorum. Bir kişinin can güvenliğinin sağlanması, güvenlik önlemlerinin alınması, can ve mal güvenliği bakımından İçişleri Bakanlığının temsilcisi olan oradaki valilerin ve kaymakamların görevidir. Sayın Samsun Valisini telefonla aradığımda da telefonla ulaşılmayacak veya makamında olmadığını öğrenmenin de ayrıca bir üzüntüsünü taşıyorum. Böyle bir olayın, böyle bir provokasyonun gelişmesi ihtimalini düşünmeyen bir valinin de basiretsiz olduğu kanaatine vardım. Bu nedenle, bu olayın, öyle anlaşılıyor ki, o provokatif durumun birtakım uzantıları ve örneklerinin de -Türkiye’de yaşandığı gibi- olduğuna inanıyorum.
Samsun-Trabzon hattındaki o şoven duyguların yıllardır kullanıldığı, yaratılan o milliyetçi düşüncelerin orada patlak vermesinden önce de, biliyorsunuz aynı olaylar Trabzon’da da, birtakım açıklamalarda bulunan üniversite gençlerine, TAYAD üyelerine de geçmişte saldırılar oldu. Yine, Hrant Dink olayında yakalanan kişinin Samsun’da bir kahraman gibi karşılanması Türkiye’de yaşayan bütün vicdanları sızlattı. Ne yazık ki aynı sahneyi daha dün yine Samsun’da bu olayın müsebbibi olan kişinin oradaki duruşmasına gelirken de, üzülerek kamuoyunun da izlediği, destek niteliğindeki birtakım uygun görülmeler ve destek sloganlarının atılması da kamu vicdanını ve dolayısıyla Kürt halkının vicdanını da çok sızlatmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 14 Nisan 2010