2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Kahramanmaraş Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 34. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Aralık 2010 · 1.093 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Akif Paksoy (MHP), 16 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.093 kelime.
Mehmet Akif Paksoy (MHP, Kahramanmaraş). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-paksoy-23-2010-12-16-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü ile Devlet Personel Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, 12 Aralıkta kaybettiğimiz Türk halk müziğimizin nadide sanatçısı merhum Abdurrahman Kızılay’a Cenabı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, başta ailesi ve Irak’taki Türkmen karındaşlarımız olmak üzere milletimize baş sağlığı diliyorum. Ayrıca, idrak ettiğimiz muharrem ayının da İslam âlemine hayırlar getirmesini diliyorum.
Kıymetli arkadaşlar, sosyal hizmetler ve yardımlar insanlık tarihi boyunca var olagelmiştir çünkü yoksulluk dün de vardı, artarak bugün de var, yarın da olacaktır. Madem yoksulluğu önleyemiyoruz o zaman yoksulların ıstırabını bir nebze de olsa dindirebilmeliyiz. Ayrıca günümüzde sosyal yardımlar, devletin kendi sorumluluğu altına almış vatandaşlar bakımından bu yardımlardan yararlanma bir sosyal hak kabul edilmiştir. Dünyada günlük 1 dolar ile geçinenlerin sayısı 1 milyar, 2 dolarla geçinenlerin sayısının ise 3 milyar dolaylarında olduğu ifade edilmektedir. Sayın Bakan ise Komisyonda, ülkemizde günlük 1 doların altında bir gelirle yaşayan toplum kesimi bulunmadığını açıklamış. Ne demek? 1 doların altında gelirle yaşayan toplum kesimi kalmadı, o zaman 2 doların altında yaşayan mı var? Kaldı ki 1 dolar kriteri yoksul ülkeler için kıstas olup gelişmiş ülkeler için bu kriter 4 dolardır. Hani sizin döneminizde millî gelir önce 5 bin dolara sonra 10 bin dolara en sonda kasım ayında 16 bin dolara çıkmıştı. Bu millî gelir birilerinin geliri ama halkın millî geliri değil. Bakın niye, açıklayayım: Forbes dergisinin rakamlarına göre Türkiye 28 milyarderle Japonya ve Kanada’yı geçerek İngiltere’nin ardından altıncı sıraya yükselmiş. Derginin yayın yönetmeni Forbes “Dünyada en düşük milyarder artışına Orta Doğu sahne oldu oysa esas başarı aynı dönemde milyarder sayısını 12’den 28’e çıkartan Türkiye’ye ait.” diyor. Sayın Babacan da ekim ayı itibarıyla yurt içindeki toplam mevduatın yüzde 45’inin 1 milyon TL’nin üzerinde hesabı bulunan yaklaşık 33 bin kişiye ait olduğunu açıklamış. Bu gelirin kimin geliri olduğunu yukarıdaki rakamlar açıklıyor. Bir de aşağıdaki rakamlara bakalım. Türk-iş raporunda kasım ayı için 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 862 TL, yoksulluk sınırı ise 2.807 TL olarak açıklanmıştır. Hâlen 10 milyon aktif yeşil kartlı bulunmakta, pasiflerle bu sayı 13 milyona ulaşmaktadır. Hadi onu da bıraktık, 3 milyonu aşkın kişinin hiçbir sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Toplam 22 milyon istihdamın yarıya yakını kayıt dışıdır. Hepsinden acısı da 16 bin dolar fert başına geliri olan bir ülkede asgari ücret 600 TL’dir.
AKP Hükûmetinin sekiz yılda Türkiye’ye getirdiği sahte cennet bu işte, adaleti saraylara hapseden cenneti budur. Bu eserinizi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor. Zenginleşen siz ve yandaşlarınız, yoksullaşan Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları. Ne mutlu size, ne mutlu ki yoksulluğa mahkûm ettiğiniz vatandaşlarımızın çaresizliğini oy kapısı yapmışsınız. Ne kadar övünseniz azdır diyorum, hem de nasıl övünseniz… Sayın Başbakan, meydanlarda, kış aylarında elektriği olmayan köylere buzdolabı dağıtmakla, devletin valilerini kömür kamyonlarının şoför mahalline bindirmekle övünüyor; çocuk başına 25 ila 45 TL arasında değişen eğitim yardımlarıyla, devlet kesesinden zengin-fakir ayrımı yapmadan ders kitabı dağıtmakla övünüyor. Vatandaşın anayasal hakkını lütuf gibi sunuyor, sanki cebinden ihsanda bulunuyor ve böylece beytülmalın imkânlarıyla vatandaş iradesi manipüle edilmeye çalışılıyor.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu 2009 yılı raporunda, belediyelerin hayır işi yapmaktan asli görevlerini yapmaya fırsat bulamadıklarını belirtiyor. Bakın, ne diyor Devlet Denetleme Kurulu: “Sosyal hizmetler ve yardımların vatandaşa ulaştırılmasında, kurum fazlalığı ve koordinasyonsuzluk nedeniyle mükerrer uygulamalar görülmektedir. Bu durum, belediyelerce yapılan sosyal hizmet ve yardımları sürekli olarak tartışma konusu yapmaktadır. Her bir belediyede farklılık ve derinlik gösteren söz konusu uygulamalar sosyal devlet olgusuna zarar vermektedir.” Bu hâliyle Türkiye’nin sosyal bir devlet olduğu söylenebilir mi? Peki, siz Hükûmet olarak bu raporun gereğini yerine getirmek zorunda değil misiniz? Huzurlarınızda Sayın Bakana soruyorum: Bu raporla ilgili bugüne kadar yaptığınız bir işlem varsa lütfen açıklayınız.
Bizim çok güzel bir atasözümüz var “Sağ elin verdiğini sol el duymamalıdır.” şeklinde. Devri iktidarınızda bu yardımlar neredeyse davul zurnayla dağıtılıyor. Köylerde yardım alacak kişiler cami minarelerinden hoparlörle anons ediliyor, böylece yardıma muhtaçları sağır sultan bile duyuyor, o zaman sağ elin verdiğini sol elin duymaması nerede kalıyor?
Kıymetli arkadaşlar, Devlet Personel Başkanlığı bütçesi üzerinde de birkaç söz söylemek istiyorum. Devlet Personel Başkanlığı kamu personel rejiminin düzenlenmesinden sorumlu önemli bir kurumdur, ancak AKP iktidarı döneminde bu Kurum da asli fonksiyonundan uzaklaştırılarak kamu idaresi Hükûmetçe -tabiri yerindeyse- şirkete dönüştürülmüştür.
Sayın Bakanın Komisyonda verdiği rakamlara göre hâlen kamuda 2 milyon memur görev yapmaktadır. Özellikle 4/B ve 4/C’li sözleşmeli personel uygulaması giderek amacından sapmaktadır. Sözleşmeli personel istihdamının iki asli unsuru var:
1) Görevin gerektirdiği nitelikte eleman temin etmek.
2) Personel zorluğu çekilen yerlere eleman temin etmek.
Bu uygulamanın en önemli vasfı ise geçici olmasıdır. Bugün batıda da doğuda da Ankara’da da Van’da da her hizmet ve sınıfta, Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere bütün kurumlarda sözleşmeli personel ataması giderek yaygınlaşmaktadır. Üstelik bu personelin büyük bir bölümünün yasalarla düzenlenmesi gereken özlük hakları yönetmelik veya yönergelerle düzenlenmektedir. Kısacası AKP Hükûmeti döneminde sözleşmeli personel uygulaması istisnai olmaktan çıkarılıp sürekli bir istihdam hâline dönüştürülmüştür. Bir de buna sayıları 300 bini bulan kamuda çalışan taşeron işçileri eklediğimizde durumun vahameti daha da iyi anlaşılacaktır. Bu personel en gizli, en özel yerlerde kamuya hizmet vermekte ancak kamu görevi ile çalışmamaktadır, hiçbir yetkisi ve sorumluluğu da bulunmamaktadır. Ya bunları kadroya alın, taşeronlaşmayı kaldırın veya bu personelin gördüğü görevler için kadro ihdas edin, bu kadrolara atama yapın. Yasa, devletin asli ve sürekli işlerinin memurlar eliyle yürütülmesi gerektiğini emretmektedir. Olmazsa yasayı değiştirin, “memurlar” yerine “taşeron işçi” ibaresini ekleyin, bu sorundan da kurtulursunuz.
Diğer bir husus, özürlülerin istihdam meselesi. Hükûmeti bu konuda göreve davet ediyor, özürlü istihdamı konusunda yasaların emrettiği şekilde gereğini yapmayan başta Millî Eğitim, Sağlık, Tarım, İçişleri bakanlıkları olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar hakkında gerekli işlemleri yapmaya davet ediyorum.
Bizim iktidarımızda vatandaşlarımız öncelikle istihdam imkânlarının artırılmasıyla yardıma muhtaç olmaktan kurtarılacak, olanlara ise AB ülkelerindeki uygulamalar gibi, yardım yerine sosyal destek sağlanacaktır. Yoksul vatandaşlarımız gerek Anayasa’mızın sosyal devlet ilkesinden kaynaklanan gerekse de örflerimiz ve inançlarımızdan kaynaklanan bu yardımları onurları kırılmadan, fişlenmeden, teşhir edilmeden, sağ elin verdiğini sol el duyamayacak şekilde alacaklardır, çünkü biz, Sevgili Peygamberimiz’in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sözünü kutlu şiar edinmiş bir davanın mensuplarıyız. Üstelik bu yardımlar ayni olmaktan çıkartılarak nakde çevrilerek böylece vatandaşımız ihtiyaçlarını dilediği şekilde kendisi temin edebilecektir. Belediyelerin tamamen siyasi mülahazalarla çalışan yardım mekanizması denetim altına alınacak, yardım, sağlık, bakım vesaire hizmetleri tek bir merkezden yürütülecektir.
Kamu personel reformu bütün tarafların katılımı ve rızasıyla yeniden düzenlenecektir. İhtiyaçlar ve nüfus ölçeğinde özellikle öğretmen atamalarına konan sınırlar kaldırılacak, daha çok sayıda öğretmen ataması yapılarak öğretmenlerimiz açısından drama dönüşen atama ümidi gerçek olacaktır. Sonuç olarak, adalet saraylardan ibaret kalmayacak, haramzadelerin, rantçıların, yandaşların yem boruları kesilerek refahın geniş toplum kesimlerine yayılması sağlanacak diyorum.
Bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
78 konuşma daha · 16 Aralık 2010