İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Nevingaye Erbatur

Adana Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 34. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Aralık 2010 · 834 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nevingaye Erbatur (CHP), 16 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 834 kelime.

Nevingaye Erbatur (CHP, Adana). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nevingaye-erbatur-23-2010-12-16-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2011 yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak amacıyla söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bütçesi üzerinde konuştuğumuz kurumun temel görev alanı, aile kurumu üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Bu bağlamda ailenin demokratik bilinç sahibi bireylerden oluşan bir yapıya kavuşturulması ve aile bireylerinin birbirlerine saygı ve sevgiyle bağlanmaları ve her bir aile bireyinin temel hak ve özgürlüklerini yaşayabilmelerini sağlayacak politikalar geliştirilmesi gerekmektedir ancak ne yazık ki baktığımız zaman ailenin, kadının eşit birey olarak yer almadığı ama daha çok erkeklerin egemen olduğu bir sistem olduğunu bugün maalesef görmekteyiz.

Erkek ve kadın arasındaki güç dengesizliğinin ciddi ve yaygın bir sonucu da cinsiyet temelli şiddettir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışmalarının tam da merkezinde bir konu olan kadına yönelik şiddet, ülkemizde hâlâ en yaygın aile sorunu olarak devam etmektedir. Ayrıca, namus adına işlenen cinayetler de kadına karşı ayrımcılık ve kadını kontrol etmenin uç uygulamasıdır ve kadının yaşama hakkını elinden almaktadır.

Bunların önlenebilmesi için, 4320 sayılı Ailenin Korunması Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin, gerek kadın örgütlerinin gerek avukat ve hâkimlerin sıklıkla dile getirdiği sorunlarla ilgili araştırmaların bu kurum tarafından yapılması gerekmektedir ama maalesef bunların yapıldığını görmüyoruz. Ayrıca, yapılacak araştırmalarla yasanın uygulamasının nasıl sağlanacağı, aile içi şiddet mağdurlarının nasıl korunacağı ve bunun için hangi platformların oluşturulacağı yani tutarlı bir aile politikasının nasıl oluşturulacağı da gene bu kurumun yapacağı araştırmalarla ortaya çıkmalıdır.

Geleneksel anlayışa göre kadının temel ve birincil görevi annelik ve çocuk bakımıdır. Evet, bu, kadınların sahip olduğu en güzel özelliktir. Gelecek nesilleri yetiştirme görev ve sorumluluğunu yüklenen kadından, bu görevini, ev içindeki komşuluk ve akrabalık ilişkileri çerçevesinde titizlikle yerine getirmesi beklenir ama ailedeki erkekler maalesef bu görev ve sorumluluğu paylaşmazlar, onlar daha çok zamanlarını dışarıda geçirirler ve ev içi sorumlulukların tamamının kadınlar tarafından yerine getirilmesini beklerler ve böylece çalışma yaşamından uzak kalan kadın, aynı zamanda, toplumun diğer yaşam alanlarından da uzak ve kopuk yaşamaktadır. Dolayısıyla, kadınlar karar alma süreçlerine katılamamakta, güçsüz kalmakta ve onların günlük yaşamlarını etkileyecek kararların alınmasında kendilerini etkisiz ve aciz hissetmektedirler. Ailedeki erkek ise kadının güçlenmesini istememektedir, aynen Hükûmetimizin de yaptığı gibi. Neden böyle söylüyorum? Çünkü hâlâ bir kadın valimiz yok. Bu kürsüden sıklıkla dile getiriyorum: Yönetim kademesinde kadınlarımız yok ve hâlâ bir kadın valimiz yok.

Hükûmet politikalarının sonucunda büyük bir uçurum oluşturan gelir dağılımında adaletsizlik, aileyi ve aileyi oluşturan bireyleri, özellikle de kadın ve çocuğu yaralamakta, kadın ve çocuk yoksulluğu pekişmektedir. Ülkemizde insanların yüzde 1’i ulusal gelirin yüzde 49’unu alırken geri kalanı ulusal gelirin yüzde 51’ine ulaşabilmektedir. Yoksul aileler, aile göçleri, kadın ve çocuk emeğinin sömürüsü, aile refahının yetersizliği ve aile parçalanmaları yaşanılan aile sorunları olarak görülmektedir ve ben Sayın Bakanımızdan bu konuda, bu konularda bu kurumun yaptığı araştırmaların neler olduğunu da öğrenmek istiyorum.

Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan “Sosyal Yardım Alanların Yardım Algısı ve Yoksulluk Kültürü” adlı bir araştırma, Hükûmetin eleştirilere hedef olan sosyal yardımlarının ihtiyaç sahibi aileler üzerindeki etkisini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. Yapılan yardımlar insanları muhtaç ve bağımlı konuma getirmekte, yardım alanlar çalışma yaşamına girme konusunda gönülsüz olmakta, istihdam sürecinin dışına çıkamamaktadır. Yardım alabilmek için kamuoyu nezdinde, kendi sosyal ortamında, arkadaş çevresi içerisinde yardıma muhtaç damgası vurulan kadın ve çocuk, yoksulluğu çok daha derin yaşamakta ve hissetmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ve çeşitli sivil toplum örgütleri, konunun uzmanları Hükûmeti bu araştırmanın öncesinde ve sonrasında defalarca bu yardımların yapılış biçimi konusunda uyardık, sosyal yardımın bireyi küçük düşüren bir biçimde sunulmasının yanlışlığını dile getirdik. Olması gereken, aileyi ve bireyi güçlü kılan ve sosyal devlet ilkesine uygun bir aile politikası belirlemektir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının uygulamaya koyacağı aile sigortası politikası bunun başarılı bir örneği olacaktır. Aile sigortası, sosyal refah devletinin ailelere kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmeleri için sağladığı bir gelirdir, ailenin geçimini sağlayan kişi işsiz kaldığında ödenir. Bu gelirle aile temel ihtiyaçlarını karşılayabilir. Aile sigortasıyla kimse işsiz kalmaz. Uluslararası Çalışma Örgütünün kabul ettiği 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi’nin öngördüğü dokuz sigorta dalından biri olan aile sigortası ülkemizde ne yazık ki uygulanmamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, aile sigortası kurumunu hayata geçirerek sadaka dağıtan devletten sosyal devlete geçişin önemli basamaklarından birini inşa etmiş olacaktır. Aile sigortası ile kadını ve çocuğu küçük düşüren, rencide eden, yardım alanı sosyal çevresine ifşa eden sosyal yardım manzaraları son bulacaktır. Aile sigortasında, devlet her ay ailenin banka hesabına insan onuruna yaraşır bir yaşamı sağlayacak miktarı yatıracak ve paranın kullanımı kadının inisiyatifinde olacaktır. Bu uygulama ile aynı zamanda kadının evde daha güçlü konuma gelmesine destek olunacaktır. Hakların sağlanması, uygulanması, korunması ve geliştirilmesi uygulayıcıların temel sorumluluğundadır. “Yasaları çıkardık ama uygulamada sorun var.” demek ülkeyi yöneten Hükûmete yakışmaz, mutlaka gerekli önlemlerin alınması gerekir. Bunun için, toplumsal cinsiyet bakış açısının ülkenin ana plan ve programlarına, yasalara entegre edilmesi ve uygulanması gerekir. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde vurguladığı gibi, nüfusun yarısı gelişirken diğer yarısının gelişmemişliğiyle toplumsal kalkınma nasıl sağlanabilir? Anayasa’mızda söylendiği gibi –inşallah öyle söylüyordur- kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapmalıyız. Kadının güçlendirilmesi ailenin güçlendirilmesidir. Bu da topluma gelişme olarak döner. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, kadınları güçlü olan bir Türkiye göreceğiz, bunu hep beraber yaşayacağız.

Bu duygularla hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

78 konuşma daha · 16 Aralık 2010

78 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook