17 şubat medeni kanunun kabülünün yıldönümü hk
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 60. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Şubat 2005 · 1.124 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ali Şahin (AK Parti), 17 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 17 ŞUBAT MEDENİ KANUNUN KABÜLÜNÜN YILDÖNÜMÜ HK); konuşma 1.124 kelime.
Mehmet Ali Şahin (AK Parti, İstanbul). “17 şubat medeni kanunun kabülünün yıldönümü hk”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-sahin-22-2005-02-17-17-subat-medeni-kanunun-kabulunun-yildonumu-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Medenî Kanunun kabul edilişi vesilesiyle gündemdışı söz alan Adana Milletvekili arkadaşımız Gaye Erbatur Hanımefendiye katkıda bulunmak için huzurunuzdayım.
Bugün 17 Şubat, bundan yetmişdokuz yıl önce, Türk Kanunu Medenîsi dediğimiz Medenî Kanun kabul edilmişti, 743 sayılı Kanunla, Türkiye Büyük Millet Meclisince.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, Türkiye, cumhuriyeti ilan ettikten sonra, aslında 19 uncu Yüzyılda başlamış olan gelişmeyi sürdürerek, büyük bir hukuk devrimini gerçekleştirmiştir. Döneminin en ileri kanunu kabul edilen İsviçre Medenî Kanunu esas alınarak hazırlanan Türk Kanunu Medenîsi, bu hukuk devriminin en önemli temel kanunlarından biriydi.
Türk hukuk hayatında fevkalade önemli bir yeri olan ve işlevi bulunan Türk Kanunu Medenîsi, yürürlükte bulunduğu yetmişbeş yıl içinde, ilki 1938 yılında olmak üzere, değişik zamanlarda pek çok kez değişikliğe uğramıştır.
Saygıdeğer arkadaşlarım, canlı varlıkların, organizmaların zamanla yaşlanması ve beklenen performansı göstermekten yavaş yavaş uzaklaşması gibi, sosyal varlıklar olan kanunlar da zamanla yaşlanmakta ve günün ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermekte zorlanmaktadır. Bu sebepledir ki, kanunların, özellikle Medenî Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu ve usul kanunları gibi temel kanunların belli bir süre geçtikten sonra baştan aşağıya yeniden gözden geçirilmesi ve yaşanan çağın ve gelişen teknolojinin ihtiyaçlarına cevap verebilir hale getirilmesi kaçınılmazdır.
Nitekim, son yıllarda Almanya ve İsviçre'de de bu yola gidilmiş, Alman ve İsviçre medenî kanunlarında yapılan köklü değişikliklerle, bazı kurumlar geliştirilerek, en yeni sosyal görüşlere ve ihtiyaçlara cevap verebilir duruma getirilmiştir.
Ülkemizin de bu gelişmelerden uzak kalması düşünülemeyeceğinden, Adalet Bakanlığında oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanan kanun tasarısı, 22.11.2001 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu olarak kanunlaşmış ve 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Yine bu kanunla bağlantılı olarak, 3 Aralık 2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun da kabul edilerek aynı tarihte yürürlüğe konulmuştur.
Bu değişiklik yapılırken, 17.2.1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin günümüz dünyasında Türkiye'nin ihtiyaçlarına ve çağdaş görüşlere uygun olan tecrübesinin yanında, Anayasamız ve ülkemizin imzaladığı uluslararası sözleşmeler de dikkate alınmıştır.
Yeni Türk Medenî Kanununun 1 inci maddesinin birinci cümlesinde, önceki kanundaki "kanun lafzıyla ve ruhuyla temas ettiği bütün meselelerde meridir" hükmüyle aynı anlama gelecek şekilde "kanun sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır" ifadesine yer verilmiştir. Bu ifadeyle, Türk Medenî Kanunu, sadece maddelerde kullanılan kelimelerin anlamlarıyla değil, bunları da aşacak bir şekilde, toplumun sosyal hayatında temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir düzenleme olarak düşünülmüştür.
Tabiî ki, bu kanunda aksayan, yeniden düzenlemeye ihtiyaç duyulan hükümler, bugün olabileceği gibi, gelecekte de ortaya çıkabilecektir; zira, ihtiyaçlar değişiyor, gelişiyor, yeni anlayışlar ve değerler ortaya çıkabiliyor ve zaman her şeyi eskitebiliyor.
Türk Medenî Kanunu, İsviçre Medenî Kanunu gibi, hâkimlere en geniş yetkileri tanıyan bir kanundur. Olayları kazuistik bir yöntemle değil, genel kurallarla düzenlemiştir; ama, uygulamada karşılaşılan ve kanunda çözümü olmadığı düşünülen konularda, öncelikle, o konuda bir örf ve âdet olup olmadığını araştırmak, varsa bulunan hükmü, yoksa kanun koyucu olunsaydı nasıl bir hüküm konulacak idiyse, ona göre karar verilmesi imkânı, Kanunun 1 inci maddesinde öngörülmüştür. Kanun koyucu, bu hükümle, uygulayıcılardan en önemli konumda olan hâkimlere duyduğu güveni ortaya koymuştur.
Aslında, medenî kanunlar, toplumda herkesi ilgilendiren en önemli kanunlardır. Yeni Türk Medenî Kanununun 28 inci maddesinde de, kişiliğin, sağ doğmak kaydıyla, doğumla başladığı ve ölümle sona erdiği ifade edilmektedir. Hatta, aynı maddede, çocuğun, sağ doğmak kaydıyla, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyeti kazandığı da vurgulanmaktadır.
Bu hükümler de gösteriyor ki, medenî kanunlar, doğum öncesinden başlayarak, ölümden sonra da insanla ilgili bütün ilişkileri düzenleyen temel kanunlardır.
Öte yandan, Medenî Kanunun ayrı bir bölümü olabilecek olan Borçlar Kanunu, bizde ayrı bir kanun olarak çıkarılmış bulunmaktadır. Türk Medenî Kanunundan sonra, Borçlar Kanunu da, günün ihtiyaçlarına uygun olarak düzenlenmiş ve tasarı kurumların görüşlerine sunulmuştur.
Bunun yanında, yine, özel hukuk alanında temel kanun niteliğinde olan Türk Ticaret Kanunu da, oluşturulan bir komisyon tarafından yeniden hazırlanarak çalışmalar tamamlanmış, bu ay içerisinde kurum ve kuruluşların görüşüne ve kamuoyunun bilgisine sunulacaktır. Keza, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun da, Bakanlığımızca bir komisyon oluşturulmak suretiyle, günün ihtiyaçlarını karşılayacak ve alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına da imkân verecek şekilde yeniden düzenlenmesi ve buna ilişkin çalışmaların kısa bir süre içinde tamamlanması planlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu temel kanunların gelişen ve değişen toplum ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi çalışmalarının yanı sıra, bu kanunlarla istenilen amaca ulaşılabilmesi ve özellikle Türk Medenî Kanununun başarısı için, yargıda gerekli yeniden yapılanma en kısa zamanda gerçekleştirilecektir.
Bu amaçla, Bakanlığımızca, yani, Adalet Bakanlığınca hazırlanan, istinaf kanun yolunun ülkemiz yargı sistemine dahil edilmesini amaçlayan 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun kabul edilmiştir. Söz konusu kanunla, şu anda yargılama faaliyeti iki dereceli olarak yürütülmekteyken, buna bir derece daha eklenerek, adaletin tam bir şekilde gerçekleşmesi sağlanmış olacaktır.
Saygıdeğer arkadaşlarım, en iyi kanunları da yapsanız, sonuçta iyi bir yargı sistemine, kaliteli ve mesleğini seven hukukçulara ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bağlamda da, Türkiye Adalet Akademisi kurulmuş ve faaliyete başlamıştır.
Bütün bu çalışmaların arasında, Türk Medenî Kanununun özel bir yeri bulunmaktadır; toplumun medenîleşme seviyesini gösteren en önemli kanun olan bu kanun, insan hayatını bütün yönleriyle etkileyen hükümler içermektedir. 4721 sayılı Türk Meden Kanunu, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmesine rağmen, gelişen ve değişen toplum ihtiyaçları karşısında, değişik zamanlarda, değişiklik talepleri gelmekte olup, bu talepler, yapılacak kanun yapım çalışmalarında değerlendirilecektir.
Bizim görevimiz, toplumun her alanda daha ileri ve iyi bir seviyeye ulaştırılmasıdır. Bu bakımdan, üzerimize düşen görevi yerine getirmek üzere bütün gayretimizle çalışmaya devam etmekte olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Sayın Erbatur, yeni Medenî Kanunumuzun mal rejimiyle ilgili "edinilmiş mallara katılım rejimi" konusunda, geçtiğimiz yasama yılında, benim, bu rejimle ilgili yürürlük tarihinin, kanunun yürürlük tarihinden değil, evlilik birliğinin kurulduğu tarihten başlamasıyla ilgili bir görüşüm olduğunu ifade etti. Doğrudur. O dönemde Adalet Komisyonu üyesiydim ve 2001 yılında çıkarılan Türk Medenî Kanununun yasalaşması sürecinde, o komisyonda görev yaptım. O komisyondaki görev esnasında, yürürlük tarihi konusunda farklı bir düşünceyle, muhalefet şerhimde, nitekim, hem komisyonda tutulan tutanaklarda vardır hem bunu kamuoyuna da açıklamışımdır. Hâlâ aynı düşüncedeyim. Eğer böyle bir öneri gelirse, Mehmet Ali Şahin olarak bu öneriyi desteklerim.
Bunun ne önemi var diyeceksiniz. O zaman da muhalefet şerhinde de ifade etmiştim: Edinilmiş mallara katılım rejiminin Türkiye için yeni bir rejim olduğunu, eski rejimden daha iyi şartları taşıdığını; ama, yürürlük tarihi konusunda bir haksızlığa yol açtığını o zaman da söylemiştim, hâlâ aynı düşüncedeyim.
Biraz önce de ifade ettim; bu Medenî Kanun ve diğer kanunlar zaman içerisinde mutlaka değişiklik yapmayı gerektiriyor. Kuşkusuz, Adalet Bakanlığımızca bu konuda da mutlaka bir değişiklik gündeme gelecektir. Verilmiş olan teklifler var, onlar Genel Kurulumuzun gündemine gelecektir. Geldiğinde, kuşkusuz, bu konudaki düşüncelerimi yeniden ifade etme ve o doğrultuda hareket etme gibi bir mecburiyetimin olduğunu biliyorum; çünkü, geçmişte öyle bir tavır takındım; çünkü, siyasîler ilkeli olmak ve tutarlı bulunmak durumundadırlar. Dün ak dediğine ertesi gün kara demek, siyaset kurumunu halk nezdinde zayıflatır. Bunun bilinci içerisinde olduğum için, Sayın Erbatur'a, bana böyle bir açıklama yapma imkânı verdiği için ayrıca teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 17 Şubat 2005