İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 99. BİRLEŞİM · SALI

Vakıf haftası nedeniyle

Mehmet Ali Şahin

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 99. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Mayıs 2006 · 1.435 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ali Şahin (AK Parti), 9 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKIF HAFTASI NEDENİYLE); konuşma 1.435 kelime.

Mehmet Ali Şahin (AK Parti, İstanbul). “Vakıf haftası nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-sahin-22-2006-05-09-vakif-haftasi-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Çorum Milletvekili arkadaşımız Sayın Ali Yüksel Kavuştu Beyin, Vakıflar Haftası dolayısıyla yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya katkı sağlamak için huzurunuzdayım; kendisinin duyarlılığına çok teşekkür ediyorum.

Dün, Vakıflar Haftasını, Sayın Başbakanımızın, milletvekili arkadaşlarımızın, 10'a yakın bakan arkadaşımızın ve sivil toplum örgütlerimizin değerli başkanlarının ve yetkililerinin katılımıyla Ankara'da başlattık. Bugün de sempozyum programı var, üç oturum halinde. Çok önemli konuların tartışılacağı bu haftayı "Vakıflar Haftası" olarak birkaç yıldır düzenli şekilde kutluyoruz; çünkü, vakıflar, dünü bugüne taşıyan, bizim de vakıflarla ilgili görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirerek, bugünü geleceğe aktarmak zorunda olduğumuz bir alandır.

Ülkemiz baştan sona vakıf eserleriyle doludur. Türkiyemizin hangi bölgesine giderseniz gidiniz, gözünüze, mutlaka, ecdat yadigârı bir vakıf eseri çarpar. Vakıflar Genel Müdürlüğünün görevi, bu vakıf eserlerini yaşatmaktır. Maalesef, ülkemizde, yılların ihmali sonucu yıkılmaya yüz tutmuş, harabe haline gelmiş "yok mu bana bir el uzatan" diye âdeta haykıran vakıf eserleri var.

Doğrusu, şu tespitimi sizlerle paylaşmak isterim: İlk göreve başladığımda, dönemin Vakıflar Genel Müdürü arkadaşıma sormuştum bizim, Vakıflar Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanına giren ne kadar vakıf eserimiz var, anıt eserimiz var diye; bana "9 489 eserimiz var" demişti. Ancak, Vakıflar Genel Müdürlüğünün kayıtlarına girmemiş, ama, Türkiye'de var olan, toplam vakıf, eseri sayısı, anıt eser sayısının 18 500 olduğunu tespit ettik. Şu anda Vakıflar Genel Müdürlüğü, 18 500 vakıf eserini ayakta tutmak, yaşatmak, eğer restorasyona ve tamire ihtiyaç varsa bunları yapmakla yükümlü.

Bizden önceki dört yıllık dönem içerisinde, sadece 46 tane vakıf eseri restore edilebilmiş. Gelir gelmez, birçok vakıf eserine el atılması lüzumunu gördük, hissettik ve geçtiğimiz cumartesi günü, Adana'da, Sayın Başbakanımızın da katılımıyla, üç yıllık süre içerisinde onardığımız, restore ettiğimiz 1 111 vakıf eserinin, orada, toptan, yeniden hizmete alınması törenini yaptık. Bu şu demek: Bu dönem içerisinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakıf eserlerine sahip çıkma konusunda önemli bir başarı yakaladı; yani, üç yılı aşkın bir süre içerisinde 1 111 vakıf eserini onardık, restore ettik. Daha da, el atmamız gereken, restore etmemiz gereken birçok vakıf eseri var. 2006 yılındaki hedefimiz, 750 vakıf eserini daha restore etmek ve onarmaktır.

Şunu sorabilirsiniz bana: Peki, bu eserleri restore edecek, onaracak parayı nereden buluyorsunuz? Şunu memnuniyetle belirtmeliyim: Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2003 yılı bütçesi 40 trilyon Türk Lirasıydı. Vakıflar Genel Müdürlüğü, genel bütçeden bir tek kuruş para almaz, kendi imkânlarıyla, kendi gelirleriyle, kendi çarkını döndüren bir kamu kuruluşudur; ama, 2006 yılı bütçesinin 10 kat artarak 400 trilyon Türk Lirasına, 400 000 000 Yeni Türk Lirasına çıtığını ifade etmek istiyorum. Bu, yeni anlayışın, vakıflara yeni sahip çıkma ruhunun bir farkıdır. Ben, önümüzdeki yıllarda, Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinin bunun da üstüne çıkacağını şimdiden sizlere müjdelemek isterim; çünkü, ne kadar emlakimiz var, arsamız var, tarlamız var… Kayıtlarımıza baktığımızda, Türkiye genelinde 59 000 parça, Vakıflar Genel Müdürlüğüne, tapuda kayıtlı gayrimenkul olduğunu tespit ettik; ama, ben, demin söylediğim gibi, anıt eserle ilgili rakamın da yanıltıcı olduğunu düşünerek arkadaşlarıma dedim ki "burada da bir yanlışlık olabilir. Tüm tapu kayıtlarını inceleyeceksiniz, araştıracaksınız; ben inanıyorum ki, bu rakam artacaktır." Gerçekten öyle oldu; şu anda, Vakıflar Genel Müdürlüğünün üstüne tapuda kayıtlı olan emlak sayısı 67 000'dir. Bir de vakıf ilişiği olan gayrimenkul sayısı var; o 119 000'di, o da 136 000'e çıktı. Yani, sadece bu taramayla 25 000 parça yeni vakıf eserini Vakıflar Genel Müdürlüğünün kayıtlarına geçirmek mümkün oldu. Bunların önemli bir bölümünün de İstanbul'da olduğunu zikredersem, herhalde, bunların parasal değerinin ne olduğu konusunda da bir fikir vermiş olurum.

Şimdi, bu gayrimenkulleri biz değerlendiriyoruz; yap-işlet-devret modeliyle değerlendiriyoruz, kat karşılığı vermek suretiyle değerlendiriyoruz. Bakın, bu yollarla, üç yıl içerisinde yapılan yatırımların parasal değerini söylüyorum: 400 trilyon Türk Lirası yatırım; bir kuruş kasamızdan para çıkmadan, yap-işlet-devret ve bir de kat karşılığı modellerle. Gayrimenkuller alıyoruz; tabiî ki, bunları kiraya vererek değerlendiriyoruz ve burada, iktidar-muhalefet, hep birlikte çıkarmış olduğumuz bir yasal düzenleme vardı; o da, işgal altındaki vakıf taşınmazlarının hazine arazileriyle takas edilerek, hem vatandaşlarımızın mülkiyet sorununu çözmek hem de vakıf arazilerini böylece değerlendirme imkânı sağlayan bir yasal düzenleme yapmıştık. Mesela, İstanbul'da Okmeydanı, Eyüp'te Alibeyköy, işte, Sarıyer'de, İstanbul'da Beykoz'da ve Antalya'nın Kepez'de bu tür sorunlar vardı. Bu tür sorunları çözmek için de bir yasal düzenleme yaptık. Bu konuda, Maliye Bakanlığıyla imzalamış olduğumuz protokol sonucu işlemler de, bir bir devam ediyor. Biz, işgal altında, üstünde toplu yapılaşma bulunan vakıf arazilerini hazine arazileriyle takas ediyoruz; çünkü, vakıf arazileri özel mülkiyete konu olamıyor, satamıyorsunuz. Yapmanın bir tek çaresi olarak bunu bulduk. Vakıf arazilerini hazineye veriyoruz, o değerde hazine arazisini alıyoruz, onu da vakıf amaçları için kullanıyoruz; böylece, bir taşla iki kuş vuruyoruz: Bir, vatandaşın tapu problemini çözmek istiyoruz; bir de, daha önce üstünde toplu yapılaşma olduğu, işgal altında olduğu için yararlanamadığımız o taşınmazlara karşılık olarak almış olduğumuz taşınmazları, şimdi değerlendirme imkânına sahip oluyoruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, gerçekten, üç yıllık süre içerisinde -demin de ifade ettiğim gibi- önemli mesafeler aldı. Daha, önümüzde, yapacağımız çokça iş var.

Şimdi -biraz önce Sayın Kavuştu da ifade etti- yeni vakıflar yasasına ihtiyaç var. Bunu şunun için söylüyorum: Bizim, bu vakıf anlayışını, vakıf kültürünü devam ettirmeye ihtiyacımız var.

Vakıf, varlığı olan bir insanın, kendi varlığından bir bölümünü, diğer insanlar istifade etsin diye tahsis etmesidir. Şu anda görmüş olduğumuz vakıf eserleri, o kişilerin kendi mal varlıklarından bir parçayı ayırarak yapılmış olan eserlerdir. Nitekim, Fatih'in Vakfiyesi şöyle başlar: "Ben ki İstanbul fatihi Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alun terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın almış olduğum İstanbul'un Taşlık mevkiindeki 136 bap dükkânımı, aşağıdaki şartlarla vakfı sahih eylerim." Bu, şu demek, buradaki cümle önemli: "Bizzat alın terimle kazanmış olduğum paralarla aldığım" cümlesi çok önemlidir. Padişahtır, devlet imkânlarını kullanarak da bunu yaptırabilirdi; ama, vakfın altında yatan budur; kendi öz parasıyla, kendi imkânlarıyla yapacak.

Bizim, bu anlayışı, bugün de devam ettirmeye ihtiyacımız var. Yeni vakıflar kuruluyor mu; kuruluyor. Ama, şunu söyleyebilirim: Biz göreve geldiğimizde -rakamı yanlış söylemeyeyim- 4 500 küsur, Medenî Kanuna göre kurulmuş vakıf vardı, yeni vakıf vardı; ancak, bu, şu anda 121 adet düşmüştür. Yani, her şeyde artıyor da, Medenî Kanuna göre kurulmuş yeni vakıf sayısında azalma var. Peki, nedir bunun cevabı diye araştırdığımızda şu gerçekle karşılaştık: Biz, biliyorsunuz, burada, kamu kurum ve kuruluşları bünyesindeki kamu vakfı dediğimiz vakıflarla ilgili bir yasal düzenleme yaptık "vatandaştan vergi alır gibi, bir kamu kuruluşuna gittiğinde, zorla, bağış adı altında para almayın arkadaş" diyen bir yasal düzenleme yaptık. Tabiî, bu vakıfların bir kısmı kendiliklerinden kapandılar. Bu düşmenin önemli sebeplerinden bir tanesi bu. Bir tanesi de, sanıyorum Türkiye'de vakıf kurmak oldukça zor; çok ciddî bir meblağ gerekiyor, çok formaliteleri var ve bir de, geçmişte vakıflarla ilgili, sanki, vakıf kuranlar ve vakıflar, potansiyel suçluymuş gibi algılanmış. Bu, ciddî bir caydırıcılığa neden olmuş; yani, yahu, kendi paramla rezil oluyorum dedirtmişiz bazı vatandaşlara. Her şeyin istismarı olduğu gibi vakıf da istismar edilmiş. Birtakım kötü niyetli insanlar, bu ülkeyle, cumhuriyetle, onun ilkeleriyle problemi olan insanlar, vakıf müessesesinin içine de girerek istismar etmek istemişler; ama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür, bunlarla, mutlaka, yasal çerçevede mücadele etmiştir, edecektir. Böyle vardır diye, biz, vakıflar üzerinde bir tahakküm kurmamalıyız. Bu, sivil bir alandır. Vatandaşlarımızı, mümkün olduğu kadar yeni vakıflar kurmaya teşvik etmeliyiz.

İşte, bu anlayışla, yeni vakıflar yasa tasarısını hazırladık ve Meclise sevk ettik. Şu anda komisyondadır, temmuz ayına kadar yasalaştırmayı düşünüyoruz. Vakıfların özgürlük alanını genişletiyoruz. Bir vakıf yöneticisi bir evrakı süresinde teslim etmedi yetkili makama diye, hakkında azil davası açılabiliyor bugünkü mevzuata göre! Vakıflarla ilgilenen arkadaşlarımız bilirler; kaç tane azil davası var. Bunlara gerek yok; önce uyarı yaparsınız, uyarıya rağmen yerine getirmiyorsa para cezası verirsiniz, belki üçüncü kez hakkında dava açarak azil yoluna gidebilirsiniz.

İşte, bütün bu imkânları getiren bir düzenleme ve en önemlisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü, mevcut olan vakıflarımızdan, her yıl, gelirlerinin yüzde 5'i oranında bir denetim payı alıyor. Şimdi, yeni yasa bunu ortadan kaldırıyor. Artık, Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak, vakıflarımızdan denetim payı adı altında bir para filan almak istemiyoruz; çünkü, imkânlarımız arttı; vakıflarımız, o paraları vakıf amaçları doğrultusunda rahatlıkla kullanabilsinler. Bir vatandaş, bir vakfa emlakini bağışlamak istiyor. Alım Satım Vergisi alıyoruz, Veraset İntikal Vergisi alıyoruz… Bunlara da gerek yok; çünkü, bunlar, hayır için harcanıyor. Devletin yapması gereken birtakım işleri, vatandaşlar, kendi paralarıyla kurmuş olduğu vakıflar kanalıyla yapıyorlarsa, devlet olarak, hükümet olarak yapmamız gereken nedir "hay Allah razı olsun sizden, teşekkür ederiz"dir. Onlara zorluk çıkarmak değil; onlara, bu alanda daha rahat hareket etmeyi sağlamaktır ve teşvik etmektir.

Biz de, bu anlayışla yeni bir tasarıyı hazırladık, komisyonda görüşülecek, sanıyorum yakın zamanda da Genel Kurula gelecek, orada da bunu teferruatlı şekilde görüşürüz.

Ben inanıyorum ki, yeni hazırladığımız Vakıflar Kanunu, Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde, bu alandaki en özgürlükçü vakıflar yasası olacaktır; bu konuda son derece iddialıyım. Tabiî ki, hem komisyonda hem burada, siz değerli arkadaşlarımın katkıları da olacaktır, onlardan da yararlanacağız.

Ben, vaktinizi aldım; Vakıflar Haftası dolayısıyla, bu düşüncelerimi, bu faaliyetlerimizi kısaca sizlerle paylaşma imkânı buldum. Sayın Kavuştu'ya, yeniden, böyle bir fırsat verdiği için gündemdışı konuşmasıyla, teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 9 Mayıs 2006

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook