İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 30. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (tbmm,rtük,cumhurbaşkanlığı,saşıştay başkanlığı anayasa mahkemesi başkanlığı) birinci tur

Mehmet Daniş

Çanakkale Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 30. Birleşim · 2. yasama yılı · 5 Aralık 2007 · 536 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Daniş (AK Parti), 5 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (TBMM,RTÜK,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAŞIŞTAY BAŞKANLIĞI ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI) BİRİNCİ TUR); konuşma 536 kelime.

Mehmet Daniş (AK Parti, Çanakkale). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (tbmm,rtük,cumhurbaşkanlığı,saşıştay başkanlığı anayasa mahkemesi başkanlığı) birinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 5 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-danis-23-2007-12-05-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-tbmm-rtuk-cumhurbaska (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DANİŞ (Çanakkale)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 2008 malî yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa özel koşullar altında meydana gelen, oluşturulan, devletin egemenliğine ve değerler düzenine ilişkin temel ilkeleri içeren ve devletin vatandaşlarıyla olan ilişkilerini tek elden düzenleyen, zor koşullar altında değiştirilebilen, en yüksek dereceli hukuk kuralları olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’nin çok partili siyasi yaşama geçtiği 1945 sonrası bağımsız bir anayasa mahkemesi kurulması yolunda artan teklifler, 1961 yılında kabul edilen cumhuriyet tarihinin ikinci Anayasası’yla hayata aktarılmış ve 1962 tarihinde de resmen Anayasa Mahkemesi kurulmuştur ve bu da Avrupa’da ilklerdendir.

Anayasa Mahkemesi kanun hükmünde kararnameleri, kanunları denetlediği gibi, Yüce Divan olarak da görev yapmaktadır hepinizin bildiği gibi. Yaklaşık çeyrek asırlık bir süre içerisinde ülkemizde pek çok siyasi, hukuki, kurumsal sorunlar yaşanmıştır. 82 Anayasası’nın ilk yürürlüğe girdiği zamanlarda sınırlı siyasete izin verilmesi, siyasi yasaklar, askerî darbeyi yapan Konseyin Başkanına, yani sonraki Cumhurbaşkanına tanınan olağan dışı özel yetkiler, yirmi yıldır devam eden üniversitelerin yönetimlerine dair sorunlar, ekonomik hayatın düzenlenmesinde, özelleştirme, hükûmetin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerine dair tartışmalar, Millî Güvenlik Kurulunun yetki alanının ne olduğu, bağımsız özerk kurumlar sorunu, Cumhurbaşkanının yetkileri ve son olarak da Cumhurbaşkanı seçimine dair yaşanan sorunlar, büyüyüp krize dönüşen tartışmalar, Anayasa Mahkemesinin yasama organına, Danıştayın yürütme organına bir demokratik hukuk devletinde olağan karşılanmayacak müdahaleleri, çeyrek asırlık süreçte yaşanan ciddi tartışmalardan ana başlıklarıdır.

Anayasa Mahkemesi kararlarının herkes için bağlayıcı olduğu, onun üzerinde bir merci bulunmadığı gerçeğinden yola çıkarak değerlendirdiğimizde, bir yüksek yargı kurulunun problem hâline gelmesinin ne kadar derin sancı oluşturacağını görmek zor olmaz. Anayasa Mahkemesi gibi yüksek bir yargı organı derin tartışmaların konusu olmamalıdır, ama olmuştur, dünden bugüne de zaman zaman olmaktadır.

Öyleyse, yüksek mahkemeyi böylesine tartışmalardan kurtaracak bir hukuksal yapıya ihtiyaç vardır. Bu noktada, hem görev kapsamının daha net tayini hem de üye yapısının daha sağlıklı hâle gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bir de dava yoğunluğunun altından kalkabilecek bir yapılanma gereği ortaya çıkmıştır. Bu, aslında, daha önce Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından da gündeme getirilmiştir. Mesela, teklif edilen çerçeve içinde üye sayısının artırılması ve üyelerin bir kısmının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi öngörülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasalar insan ürünü metinlerdir. Tüm insan ürünü gibi tartışmaya ve değişmeye açık olmalıdır. Yaşadığımız olumsuzlukların, yaşanan görüntülerin kaynağı maalesef 82 Anayasası’nın kendinde, temelinde yatmaktadır. Türkiye’de münferit krizler yoktur, siyasi, hukuki sorunlar yoktur, topyekûn bir Anayasa sorunu vardır. 82 Anayasası’nın geçirdiği olumlu değişikliklere rağmen otoriter, vesayetçi ve devletçi zihniyetinden tümüyle kurtulunamadığı, bu nedenle yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğu da genel kabul gören bir iddiadır.

Yukarıda değindiğim konular da TÜSİAD’ın, TOBB’un, Türkiye Barolar Birliğinin özellikle 2001 ve 2007 taslaklarında mevcut eleştirilerdir. Dolayısıyla, ülkemiz sivil bir anayasayı fazlasıyla hak etmektedir. Partimiz, yeni anayasanın devlet, toplum, birey arasındaki ilişkileri, hak, özgürlük ve sorumluluk temelinde düzenleyen bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmasından yanadır. Yeni anayasa, cumhuriyetimizin değiştirilmez temel nitelikleri olan demokratik, laik ve sosyal, hukuk devleti ilkelerini tam olarak hayata geçirmeli, bireylerin haklarını en etkili şekilde korumalı, temel hak ve özgürlükleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği ilke ve standartlarda güvence altına almalıdır. Hazırlanacak yeni anayasa kısa, öz ve açık olmalı, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında ilişkiler, parlamenter sistem esas alınarak açık, net ve anlaşılabilir bir şekilde belirlenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 5 Aralık 2007

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook