İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 37. BİRLEŞİM · SALI

2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MİLLİ SAVUNMA, SAVUNMA SANAYİİ, İÇİŞLERİ, EMNİYET, JANDARMA, SAHİL, TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ) x TUR

Mehmet Erdemir

Yozgat Milletvekili ·

Genel Kurul, 37. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Aralık 2005 · 1.930 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Erdemir, 20 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MİLLİ SAVUNMA, SAVUNMA SANAYİİ, İÇİŞLERİ, EMNİYET, JANDARMA, SAHİL, TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ) x TUR); konuşma 1.930 kelime.

Mehmet Erdemir (Yozgat). “2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MİLLİ SAVUNMA, SAVUNMA SANAYİİ, İÇİŞLERİ, EMNİYET, JANDARMA, SAHİL, TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ) x TUR”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-erdemir-22-2005-12-20-2006-merkezi-butce-kan-tas-milli-savunma-savunma-sanayii-icisleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MEHMET ERDEMİR (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün 2006 malî yılı bütçeleri üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şüphesiz, her malî yılsonunda görüşülen ve kanunlaşan bütçe kanunları ve bir haftadan beridir uzun mesailer harcayarak görüştüğümüz 2006 malî yılı bütçesinin rakamlarla ifade edilen kısımları belli bir bütçe tekniği bilgisini, deneyimini ve devletin malî politikalarına vâkıf olmayı gerektirir; ancak, gece gündüz çalışarak çıkardığımız ve bütçenin rakamlarla ifade edilen kısmının, Türkiye'de yaşayan halkımızın büyük bir çoğunluğu için bir anlam ifade etmediğini hepimizin kabul etmesi gerekir.

Halkımızın tamamının ortak beklentisi, bu bütçelerde belirlenen rakamların, onların günlük hayatlarına, sofralarına, çocuklarının eğitimine, sokaklarda güvenle yürüyebilme arzularına, ülkenin millî birlik ve bütünlüğüne, işsizliğin, fakirliğin azalmasına, tarlasından elde ettiği ürünün alınterinin karşılığı olabilmesine olumlu katkı yapmasıdır.

İşte, ben de, bu kürsüden, bir vekil sıfatıyla, asıl olan milletimizin bu beklentilerine karşılık, işbaşındaki İktidarın son üç yılda neler yaptığını ya da onları nasıl hayal kırıklığına uğrattığını, herkesçe anlaşılabilir, başka bir türden, rakamlarla ifade edeceğim.

Değerli milletvekilleri, halkımız, Parlamentoya vekâlet verirken, bizlerden tek beklentisi, bu topraklar üzerinde, refah içerisinde, huzurlu, güvenli, adil, demokrasi anlayışı içerisinde, düşüncesini serbestçe ifade edebilen, kendisi ve çocukları için gelecek kaygısı taşımadan yaşayabilecekleri, içeride halkına karşı şefkatli ve merhametli, dünya platformunda ise heybetli ve kendinden emin bir devlet idaresi bekliyordu. Ancak, ne yazık ki, bu memleketin millî güvenliği, huzuru, iç barışı üzerinden politika yapmayacak kadar hassas olan herkes görmektedir ki, bu memlekette bazı şeyler yolunda gitmemektedir. Üç yılını doldurmuş İktidar, ülkenin kronik hale gelmiş problemlerini çözecek yerde, çeşitli bahanelere sarılmakta, hâlâ ortak mutabakat aramaktadır. Türkiye'de yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik, yağma, talan, kapkaç, dolandırıcılık, hırsızlık, intihar olayları her gün artmakta; ama, bunlara çare bulma noktasındaysa, maalesef, hiçbir şey yapılamamaktadır.

3 Kasım 2002 öncesi, meydanlarda, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar üzerine siyaset yaparak iktidara gelen hükümet, maalesef, bunlarda sınıfta kalmıştır. Millet sizin mazlumluğunuzu ve mağduriyetinizi sevmişti; ama, bugün, siz, mağrur oldunuz.

Ecdattan bir hatıra anlatmak istiyorum. Osmanlı padişahları, cuma günü saraydan faytonla ayrılıp da Yıldız Camiine giderken, vezirler ve sadrazamlar halkı toplar, ellerine 1'er mecidiye verir, padişaha bağırtırlarmış "mağrurlanma padişahım, senden büyük Allah var" diye. İşte, siz, öyle bir kültürden geldiniz, bizler de öyle bir kültürden geldik ve millet, sizin, mazlum ve mağdur olmanızı sevdi; ama, siz, bugün, maalesef, maalesef, mağrurlaştınız.

İşte, bu rakamlar da, Türkiye'nin huzur ve güven içerisinde yaşanabilir bir ülke olmaktan hızla uzaklaştığının ispatı.

Buraya şu vurguyu yapmak istiyorum: Bunları bu kürsüden ifade ederken, ülkesini seven bir fert olarak, son derece üzülüyorum ve kaygı duyuyorum.

Sizlere sunacağım rakamlar, Emniyet Genel Müdürlüğünden, resmî istatiklerden alınmış bilgilerdir. İşte, polis sorumluluk bölgesinde meydana gelen asayiş olaylarının, mevcut iktidarın işbaşına geldiği 2000 yılı içerisinde ve bulunduğumuz 2005 yılı içerisindeki rakamları:

2002 yılı; şahsa karşı işlenen suçların sayısı: Öldürme, yaralama, rehin alma, rüşvet, zimmet gibi suçlar 140 093. 2005 yılı ekim ayı sonuyla bu rakam 164 000'e çıkmıştır.

2002 yılında mala karşı işlenen suçların sayısı; yani, hırsızlık, yağma, gasp gibi suçlar 155 735'e çıkmıştır. 2005 yılı ekim ayındaysa 234 315'lere kadar çıkmıştır.

İşte, Türkiye ekonomisinin gerçek yüzü. O ballandıra ballandıra anlatılan ekonominin, iyi gidişatın, enflasyonun indiğinin, döviz kurunun sabitlendiğinin, borsanın yükseldiğinin, cumhuriyet tarihinin en büyük kalkınma hızına eriştiğimizin...

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul)Yalan mı?!

MEHMET ERDEMİR (Devamla)...ve millî gelirimizin de 2 600 dolarlardan 5 000 dolara çıktığı ekonomi gerçeğimizin karşısındaki suç oranlarındaki artışlarımız.

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul)Yalan mı?!

MEHMET ERDEMİR (Devamla)Demek ki, bu ülkede, birçok şey, konuşulduğu gibi değil; insanımız aç, insanımız işsiz, insanımız fakir, insanımız kendine ve devletine olan güvenini kaybetmiş, sokağa çıkmaktan korkar olmuş, vergi vermeyi âdeta aptallık, kaçırmayı uyanıklık gibi görmeye başlamış. Kendisine, iyi insanları değil, hırsızları örnek alır hale gelmiş. İşte, yukarıdaki rakamlar, insanımızın içinde bulunduğu ruh halinin bir yansımasıdır, bir sonucudur.

Bir insan niye hırsızlık yapar, bir insan niye bir başkasının canına kıyar, bir insan niye kredi kartı mağduru olup da kendi canına kıyar? Bu insanların hepsi bizim insanlarımız. Bizler, onlara hizmet etmek üzere vekâlet aldık ve yemin ettik; ama, onların umut bağladıkları iktidar, dertlere derman olmayıp, yerini hayal kırıklığı ve umutsuzluğa bıraktığında, ortaya çıkacak tablo da bundan başka bir şey değildir.

Ben, buradan, ülkenin huzurunu bozmak isteyenlere karşı bedenini siper eden Emniyet Teşkilatı mensuplarımıza ve tüm silahlı kuvvetler mensuplarımıza milletimiz adına şükranlarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığımız, mülkî ve idarî kadrosuyla ve kolluk güçleriyle, millî güvenliğimizin teminatı konumundadır. Valilerimiz ve kaymakamlarımız, bulundukları yerde devleti temsil ederler. Devlet geleneğimiz ve anlayışımız bunu gerektirir. Hele hele bu dönemde merkezî idarenin birçok görevi mahallî idarelere devrettiği dikkate alınırsa, bu temsil yetkisinin daha çok arttığı görülür. Halkımız, valisine, kaymakamına gösterdiği hürmeti, bağlılığı, onları o makamlara atayanların da, sonuna kadar sahip çıkarak, birilerine ezdirmeden görev yapmalarını sağlayarak göstermelerini beklemektedir; ama, Sayın Başbakan, Hakkâri ve Şemdinli ziyaretinde, kendisi aleyhine slogan atanlara, Sayın Valiyi istifaya davet edenlere, o meydanlarda "biz, sloganlarla ülke yönetmiyoruz, icraatlarımızla ülkemizi yönetiyoruz" buyurup, döndükten bir hafta sonra da Sayın Valiyi ve Şemdinli, Yüksekova Kaymakamlarımızı başka yerlere atamıştır.

Bu olay, orada görev yapan valimizin, kaymakamımızın değil, devlet idaresini elinde bulunduranların zayıflığının ve acziyetinin bir göstergesidir. Türkiye için hiçbir zaman iyi bir örnek olmayacak bu olay, bu türden her hadisede, aynı taleplerle karşımıza getirilecektir.

Sayın milletvekilleri, işbaşındaki iktidarın söylemleri ve izlediği politikalar ve özellikle Avrupa Birliği sürecinde ülkemizi içine soktuğu girdap, maalesef, terör olaylarının da son dönemde, yeniden artmasına sebep olmuştur.

İşte rakamlar: 2002 yılında gerçekleşen toplam terör olay sayısı 1 510, 2004 yılında bu sayı 2 238. Bunlar içerisinde, PKK terör örgütünün gerçekleştirdiği olay sayısı, 2002 yılında 255, 2004 yılında ise, bu sayı, neredeyse 4 katı artmış, 935 olarak gerçekleşmiştir.

Haftada birkaç terör olayı ve şehit cenazesi duyar olduk. Niyetimiz bunlar üzerinden politika yapmak değildir; ama, yüreği yanan anaların, babaların acısını kim, ne zaman dindirecektir?

Bunları konuşmayıp, dile getirmeyip, kabul mu etmeliyiz? Bu noktada terörle mücadele kapsamında çıkardığımız Topluma Kazandırma Yasasından ve Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yasadan da bahsetmemiz ve şu ana kadar ülkemize ne gibi katkılar sağladığını ya da bizden neler alıp götürdüğünü incelememiz gerekmektedir.

Şu bir gerçek ki, her iki kanun da birtakım çevrelerin dayatması sonucu Avrupa Birliği odaklı olarak önümüze gelmiştir. "Eve Dönüş" ya da "Topluma Kazandırma" olarak adlandırılan kanunla, öyle, sanıldığı gibi dağdaki terörist gelip, teslim olmamış, evine de dönmemiştir. Kamuoyunda af diye adlandırılan bu kanunla, terör örgütünün talimatları doğrultusunda cezaevindeki canilerden bazılarının talebi olmuş ve serbest kalıp, onlar tekrar evlerine değil, dağlarına dönmüştür.

Dağa yeniden çıkanların verdiği bilgiler ülke menfaatına hiçbir katkı sağlamamıştır, bilakis, bu kanunun çıktığı 2003 yılında ve geçtiğimiz yıl meydana gelen terör olayları sayısında, özellikle PKK bağlantılı olanlarda kat kat artış olmuştur. Şayet bizim bilmediğimiz bir faydası olmuşsa, lütfen, makam sahipleri bizleri ve kamuoyunu aydınlatsın.

Öte yandan 2004 yılında çıkarılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunu da mercek altına almamız gerekir. Adıyla ve basit ifadesiyle son derece masum görünen bu kanun aslında hükümetin bir aczidir. Özellikle belirtmem gerekir ki, bu kanun da Avrupa Birliği dayatmasıyla gündemimize getirilmiş, el çabukluğuyla çıkarılmıştır. Bir şahsa ve kuruma verilen zararın tazmini, ancak zarar vereni bağlar. Sanki terörün sebebi devlet, terör yapan devletmiş gibi, bu kanunla, dağdaki teröristin vatandaşa verdiği zararı Türkiye Cumhuriyeti Devleti tazmin etmektedir. Elbette, devlet, vatanının her köşesindeki ferdine sonuna kadar sahip çıkacaktır, halkının uğradığı her felakette tabiî ki yanında olacaktır, onun yaralarını saracaktır. Lakin bize bu kanunu çıkarmamızı telkin edenler, doğru ifadeyle, dayatanlar, alenen terör örgütüne destek veren ve hâlâ PKK için "terör örgütü" ifadesi kullanmayan, dostlukları fotoğraf karelerinde sahte tebessümlerle sınırlı Avrupalı dostlarımızdır. Sen bölücü terör örgütüne her türlü desteği vereceksin, ülkenden yayın yapan televizyon terör örgütünün alenî propagandasını yapacak, her platformda terör örgütünün Türkiye aleyhine gösterilerine destek olacaksın, 30 000 evladını şehit eden gözü dönmüş caniler topluluğuna hâlâ terör örgütü demeyeceksin, sonra çıkıp, bu örgütün zarar verdiği masum insanlara tazminat ödememiz için bize dayatmayla kanun yaptıracaksın...

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi -Sayın Bakanımıza şu soruyu sormak istiyorum- Bakanlığınızdan karşılanmak üzere İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulundan 30'ar kişilik gruplar halinde, tamamı 150 kişi olan Teftiş Kurulu heyetinizi Danimarka'daki insan hakları seminerlerine nasıl gönderiyorsunuz? Bir taraftan, bölücü örgütün propagandasını yapan Roj Tv'nin kapatılması için televizyonlarda milletin gönlünü su atıyorsunuz; ama, aynı ülkeye, insan hakları eğitimi için Teftiş Kurulunuzda görev yapan 150 memurunuzu 30'ar kişilik gruplar halinde, Danimarka'da insan hakları eğitimine gönderiyorsunuz... Bu mantığı anlamakta zorluk çekiyorum.

Böyle şey olmaz demeyi çok isterdim; ama, ülke olarak biz buna göz yumduk ve dik duruşumuzu gösteremedik maalesef. Bu kanunları çıkardık, şimdi de, bize kanunu yaptıranların beslediği terör örgütünün halkımıza verdiği zararları tazmim ediyoruz. Nasıl mı; kanunun çıktığı günden 2005 yılı kasım ayı sonuna kadar müracaat eden mağdur sayısı 177 000. Bunların içerisinde şu ana kadar incelenip karara bağlanan dosya sayısı ise, 4 514'tür.

Değerli milletvekilleri, iktidarın, işbaşında olduğu dönemde verdiği tavizler, hesap kitap yapmadan söylediği sözler, ortada hiç yokken ortaya atılan "Kürt sorunu" ifadesi, gereksiz yere çıkarılan kimlik tartışmaları, kararlı ve cesur olmak yerine, sergilediği yumuşak duruş, terör örgütlerine ve onları besleyenlere cesaret vermiştir. Bir zamanlar idamı tartışılan bölücübaşının, bu iktidar döneminde, maalesef, affı dahi tartışılır hale gelmiştir; ama, herkes bilmelidir ki, bu iktidarın söylemleri, bu milletin, Yüce Türk Milletinin söylemleri değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, burada terör bağlantılı başka bir probleme de dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Son dönemde ekonomik sebeplere bağlı olarak arttığı düşünülen içgöçün de, terör odaklarınca organize edildiği gözlemlenmektedir. Terör örgütleri, özellikle kırsal kesimden büyük şehirlere gelen insanların bir kısmına, kapkaç, hırsızlık, uyuşturucu kuryeliği ve terör taşeronluğu yaptırmaktadır. Bu durum, millî güvenliğimizi tehdit eder boyutlara gelmiştir. Maalesef, hükümet, şu ana kadar hiçbir çözüm geliştirme şansı gösterememiştir.

Aynı şekilde, gümrük kapılarında artan suiistimaller, sigara, uyuşturucu, patlayıcı madde ve silah kaçakçılığı ve bunların arkasında malum aşiret reisi ve terör örgütü olduğu iddiaları, hep zihinlerde yer almış; ama, yetkili makamlarca, bu iddiaların aydınlatılması noktasında hiç cevap verilmemiştir. Öyle ki, bu aşiret reisinin, güneydoğulu gençlerimizi "burs" adı altında Kuzey Irak'a götürerek, kendi bölgemizde potansiyel bir alan oluşturduğunu da artık herkes bilmektedir.

Değerli milletvekilleri, son günlerde, halkımızın huzurunu bozan, aklının karışmasına neden olan, Sayın Başbakan tarafından ısrarla gündemde tutulan bir millet tarifi vardır. Dokuzyüz yıldır bu coğrafyada yaşayan milletin tarifi bellidir. Terör elebaşısından kopya çekerek yeniden millet tarifi yapmamızın, bu millete hiçbir fayda getirmeyeceği, olsa olsa, bölücülere fayda sağlayacağı acı bir gerçektir. Bu devletin adı "Türk Devleti"dir, milletinin adı "Türk Milleti"dir, vatanının adı da "Türkiye"dir; yani, Türkiyelidir. Anayasamızın 66 ncı maddesinde, Türk tarifi mevcuttur: Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese Türk denir.

Sayın Başbakan, daha fazla zarar vermeden, bu tartışmaya son vermelidir. Bu ülkede, kimse, kültürel ve siyasal kimliğinden rahatsız değildir. Bu millete yeniden isim vermeye ve tarif etmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Kimse kimseyi aldatmasın; bu memlekette, işler, maalesef, iyi gitmiyor. Çözüm noktasında ise, karşımıza, hiçbir mazerete sığınma şansı ve hakkı bulunmayan siyasal ve sayısal olarak çok güçlü; ama, maalesef, dirayetsiz ve bu ülkenin ve devletin, yüce milletin büyüklüğünü, Parlamentodaki kendi sayısal gücü oranında temsil edemeyen, tek başına; ama, çaresiz bir hükümet var. O iktidar ki, millet ona umut bağlamış; ama, o, umutları yok etmiştir. Fakirlerin, gariplerin, kimsesizlerin değil, zenginlerin ve para baronlarının hükümeti olmuştur. Yolsuzluklara yeni ufuklar açmıştır. Sessiz çoğunluğun değil, çığırtkan azınlıkların, fırsat düşkünlerinin iktidarı olmuştur. Milletin dertlerine derman olmamış, çözüm yerine mazeretler üretmiştir. Ülkede zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmıştır. Emanet aldıkları makamları, baba mirası gibi heva ve hevesleri için kullanmışlardır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzanmasına göz yummuş, çanak açmışlardır.

Bu yüce milleti unutturup, altkimlik-üstkimlik safsatalarıyla parça parça etmeye çalışanlara prim vermişlerdir. O iktidar ki, iş başına geldikte sonra, bu ülkenin millî birliği, bütünlüğü, kırmızı çizgileri tartışılır hale gelmiştir.

Bu ülkede çözümsüzlük hiçbir zaman çözüm olmayacaktır. Çözemeyenler, bir gün, mutlaka, mutlaka, geldikleri gibi gideceklerdir.

Bu duygularla, İçişleri Bakanlığı bütçemizin yüce milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

58 konuşma daha · 20 Aralık 2005

58 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook