Ham Tutanak Metni
Diyarbakır Milletvekili ·
DEM Parti
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 4 Kasım 2026 · 1.104 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Kamaç (DEM Parti), 4 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Ham Tutanak Metni); konuşma 1.104 kelime.
Mehmet Kamaç (DEM Parti, Diyarbakır). “Ham Tutanak Metni”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 4 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kamac-2026-11-04-ham-tutanak-1 (erişim: 4 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/TutanakGoster/5485
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)MEHMET KAMAÇ (Diyarbakır)Teşekkürler Sayın Başkan. Kıymetli milletvekilleri, Sayın Bakan ve Bakanlığımızın kıymetli bürokratları ve basın emekçileri; ben de sizleri saygıyla selamlıyorum. Ticaret Bakanlığının bütçesini sosyal adalet açısından değerlendirmek istiyorum doğrusu. Çünkü ticaret politikası, piyasada zaten güçlü olanın imkânlarını arttırdığı ölçüde değil, kendi emeğiyle ayakta kalmaya çalışan insanlara ne kadar alan açtığıyla değerlendirilmelidir. Bir tarafta güçlü teminatı, finans bilimi ve farkı bankalarla çalışma imkânı bulunan büyük işletmeler, diğer tarafta dükkânının kirasını, çalışanın ücretini ve sattığı malı yerine koyma maliyetini aynı kasadan karşılayan küçük esnaf söz konusu. Bu iki kesime aynı şartları sunmak, eşit fırsat sunmak anlamına gelmez. Sosyal adalet, imkânları eşit olmayanların karşısına aynı şartları koyup sonucu onların sorumluluğuna bırakmak demek değildir. Sayfa: 9 Sayın Bakan, esnafın durumunu değerlendirirken satış tutarıyla kazancı birbirine karıştırmayalım. Fiyatların yükselmesi nedeniyle bir işletmenin cirosu artabilir ancak bu kazancının arttığını göstermez. Esnaf sattığı malı yeniden alırken daha fazla para ödüyorsa, kira ve diğer giderlerinden sonra elinde daha az kaynak kalıyorsa, görünürde büyüyen ticaretin içinde gerçekte küçülüyor olabilir. Küçük esnafın temel sıkıntılarından biri de tam da budur; işini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu işletme sermayesini koruyamamak. Müşteriye vadeli satıyor, tedarikçiye daha erken ödeme yapmak zorunda kalıyor, tahsilatı geciktiğinde kendi borcu gecikiyor; bu kez de krediye başvurduğunda karşısına teminat, kefil, kredi notu ve mevcut borç durumu çıkıyor; finansmana en fazla ihtiyaç duyduğu anda finansmana erişim şartlarını karşılayamaz hâle geliyor. Bu döngüyü kırmayan bir destek politikası esnafın sorununu çözemez. Sayın Bakan, bütün kredilerin yalnızca büyük işletmelere verildiğini söylemek doğru olmaz, küçük esnafa yönelik kredi ve kefalet mekanizmaları da var. Ancak bizim sorguladığımız, bu mekanizmaların kâğıt üzerinde bulunması değil, ihtiyaç sahibi esnaf için gerçekten erişilebilir olup olmadığıdır. Güçlü teminatı bulunan işletmenin krediye daha kolay ulaşabildiği bir düzende kamu destekleri de aynı ölçütlere sıkışırsa mevcut eşitsizlik yeniden üretilir. Kamunun görevi, bankanın zaten kredi vermeye hazır olduğu işletmeye yalnızca daha ucuz kaynak sağlamakla sınırlı kalamaz. Faaliyetini sürdürebilecek, iş yapabilecek fakat yeterli teminatı gösteremediği için dışarıda kalan küçük işletmeye de imkân sağlanmalıdır. Burada büyük işletmenin finansmana erişmesine karşı çıkmıyoruz. Büyük işletmenin de üretimde ve istihdamda yeri vardır. Ancak kamu destekli kaynağın sınırlı olduğu bir yerde bu kaynağın hangi işletmeye, hangi gerekçeyle ve nasıl bir toplumsal fayda karşılığında tahsis edildiğini sorguluyoruz. Bu nedenle, açıkça soruyorum: Kamu destekli ticari kredilerin ne kadarı mikro ve küçük işletmelere ulaşmaktadır? Kaç esnaf başvurmuş, kaçı yararlanmış, kaçının başvurusu hangi gerekçeyle reddedilmiştir? Aynı işletmelerin tekrar teker faydalandığı desteklerden ilk kez yararlanmak isteyen esnafın payı nedir? Bu bilgileri işletme ölçeği, il ve sektör bazında açıklayın. Kamu kaynağına erişimde ölçü, işletmenin siyasi yakınlığı, tanıdığı ve ilişki ağı değil; nesnel ihtiyacı, faaliyetinin sürdürülebilirliği ve sağladığı toplumsal fayda olmalıdır. Bunun güvencesi de iyi niyet açıklaması değil; açık ölçütler, gerekçeli kararlar, denetim ve itiraz imkânıdır. Sayın Bakan, her esnafa daha fazla borç vermeyi bir çözüm olarak sunamazsınız. İşi devam eden fakat geçici nakit sıkışıklığı yaşayan işletmeyle geliri borçlarını karşılamaya yetmeyen işletmenin ihtiyacı aynı değildir. Birincisi için uygun maliyetli işletme kredisi hayat kurtarabilir ancak ikincisini sürekli yeni krediye yönlendirmek ise sorunu erteleyip borcu büyütmek demektir. Bu durumda, borcun ödeme gücüne uygun biçimde yeniden düzenlenmesi, giderlerin azaltılması ve ticari faaliyetin yeniden değerlendirilmesi gerekir. Bu ayrımı yapan bir esnaf politikası istiyoruz. Krediye erişimde sadece taşınmaz teminatına dayanmayan, işletmenin gerçek nakit akışını, siparişini ve ödeme kapasitesini de dikkate alan değerlendirmeler geliştirmelisiniz. Kefalet ve garanti desteği, özellikle teminat açığı bulunan küçük işletmelere ulaşmalıdır. Kredinin vadesi de işletmenin gelir döngüsüne uygun olmalıdır. Mevsimlik iş yapan esnafa geliri her ay aynıymış gibi ödeme planını hazırlamak gerçekçi değildir. Bunların önemli bir bölümünün bankalarla, Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ve ilgili kuruluşlarla ortak çalışma gerektirdiğini biliyoruz. Ticaret Bakanlığının görevi, esnafın ihtiyacını bu kurumlar karşısında sahiplenmesi ve sonuç almasıdır. Sayın Bakan, küçük esnafı korumanın bir başka yolu, kredi ihtiyacını büyüten haksız ticari koşulları düzeltmektir. Küçük üretici, ürününü teslim ettiği hâlde parasını uzun vadede alamıyorsa büyük alıcının finansman yükünü kendi sırtında taşıyor demektir. Bu üreticiye kredi önermeden önce alacağını zamanında tahsil etmesini güvence altına almalısınız. Sayın Bakan, destek programını ilan etmek ile o desteği erişilebilir kılmak aynı şeyler değildir. Başvuruyu hazırlayacak personeli, danışmanlık alacak bütçesi ve yeterli teminatı bulunmayan küçük işletmeler için yerinde ve ücretsiz başvuru desteği sağlanmalıdır. Esnaf odaları ve ticaret odalarıyla birlikte çalışılarak hangi işletmelerin neden destek dışında kaldığı belirlenmelidir. Bölgesel eşitsizlikleri azaltmak için de yalnızca verilen krediyi değil, karşılanamayan ihtiyacı da ölçmelisiniz. Kadınların ve gençlerin kurduğu küçük işletmelerin aileden devralınmış bir mülkü veya güçlü bir kefili olmadan da finansmana erişebileceği yollar geliştirmelisiniz. Girişimcilik imkânını aile servetine bağımlı bırakamazsınız. Sayın Bakan, son olarak şunu da vurgulamak isterim: Esnafın müşterisi de bu ülkenin ücretlisi, emeklisi, çiftçisi ve işsizidir. Yurttaşın alım gücü zayıfladığında esnafın işi de zayıflar. Dolayısıyla, küçük esnafın geleceğini gelir dağılımından ve sosyal adaletten ayrı düşünemezsiniz. Beklentimiz açıktır: Küçük işletmelere ulaşılması, güvence altına alınmış finansman, şeffaf destek dağılımı, zamanında tahsilat, adil rekabet ve ödeme gücünü esas alan borç çözümleri. Bir bütçenin adaleti en güçlü işletmeye ne kadar kaynak sunduğuyla birlikte, en kırılgan işletmeye ayakta kalmak için nasıl imkân verdiğiyle de ortaya çıkar. Küçük esnaf ayrıcalık istemiyor; emeğiyle geçinebileceği, borcunu ödeyebileceği ve yarın da dükkânını açabileceği adil şartlar istiyor. Bu bütçenin bu sorumluluğu, o şartları oluşturmaktır. Sayın Bakan, bir başka konuya daha değinmek istiyorum serbest ticaret bölgeleriyle ilgili. Yaklaşık olarak 17 tane sınır kapısı bulunan bin kilometrelik bir alanda... Yani bu, şu demektir: Şırnak'tan tutun, Artvin'e kadar bir hilal çizdiğinizde burada neden serbest ticaret bölgeleri hiç yoktur ya da bu bölgede serbest ticaret bölgeleri açma gibi bir fikriniz, bir düşünceniz, bir planlamanız var mı? Doğrusu, bölgesel eşitsizlikleri dikkate aldığımızda, bunun neredeyse bilinçli bir politika olduğunu artık söyleyebiliyoruz. Nedeni şu: Çünkü serbest ticaret bölgelerinin özellikle bölge ticaretine etkisinin çok kıymetli olduğunu, çok değerli olduğunu biliyoruz. Yani gümrük muafiyeti vardır, vergi avantajları vardır, dövizle işlem vardır, esnek rejim vardır ama bir bölge bütün bu fırsatlardan mahrum bırakılıyor. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı, yok mu; bunu da sormak istiyorum. Sayfa: 10 İkincisi: Siz de konuşmanızda değindiniz: Helal akreditasyon. Tabii, helal akreditasyon bir boyutuyla uluslararası ticaretin bir parçasıdır ama sanırım, burada, işi biraz tersten alıyorsunuz. Yani, böyle, İslam hukuku açısından olaya baktığımızda... Gerçi beşerî hukukta da bu böyledir. Yani sonuçta İslam hukukunda haramlar sayılır, helaller sayılmaz. Dolayısıyla "ibahe alanı" diye bir şey vardır. Hakkında açık bir nas ve bir karar yoksa, bir belirleme yoksa her şey helaldir. Dolayısıyla, siz "helal akreditasyon" derken işi tersinden alıyorsunuz. Bununla ilgili, biliyoruz, yani uluslararası arenada da alanda da böyle bir akreditasyon firmaları ya da işte kuruluşları vardır, başta Amerika olmak üzere. Şimdi, Amerika gibi bir ülkede "helal akreditasyon" deyip helal ürünlere bir etiket yapıştırmak normal olabilir ama Türkiye gibi bir ülkede helal ürünlere siz etiket yapıştırmaya kalkarsanız Sayın Bakan, bu Bakanlığın bütçesi de yetmez, sayı da yetmez, imkânınız da yetmez. Dolayısıyla, bunu... Ki helal ve haramı belirleme noktası biraz da fıkhi bir konudur. Bunu da tekrar değerlendirmenizi istiyor, saygıyla selamlıyorum.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
8 konuşma daha · 4 Kasım 2026