İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 77. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeler hakkında

Mehmet Kemal Ağar

Elazığ Milletvekili · Dyp

Genel Kurul, 77. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Nisan 2004 · 1.480 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Kemal Ağar (Dyp), 22 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KIBRIS SORUNUYLA İLGİLİ SON GELİŞMELER HAKKINDA); konuşma 1.480 kelime.

Mehmet Kemal Ağar (Dyp, Elazığ). “Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeler hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 22 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kemal-agar-22-2004-04-22-kibris-sorunuyla-ilgili-son-gelismeler-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyetinin tarihî günler yaşadığı dönemleri hep birlikte idrak ederek gidiyoruz. Günbegün, 24 saat içerisinde fevkalade önemli gelişmeler olmaktadır ve bütün bu gelişmelerin, Meclisimizce yakînen ve canlı olarak takibi gerekmektedir. Zaman zaman da, noksan olan bilgilendirilmenin daha bir sıklıkta yapılmasını beklerdik; ancak, ortaya çıkan gelişmeler, mutlak şekilde Meclisimizle paylaşılma gereğini ortaya çıkarmaktadır.

Kıbrıs konusunda bir uzlaşmazlık belgesi halinde ortaya çıkan ve Türkiye'nin uluslararası düzeyde imzaladığı anlaşmalardan doğan hak ve hukukunu kısıtlayan ya da ortadan kaldıran planın bütünüyle aceleye getirilerek referanduma sunulmasını teşvik suretiyle hükümetimiz, millet ve tarih önünde büyük bir sorumluluk yüklenmiştir ve elbette ki bu ağır sorumluluk, hükümeti var eden iktidar grubuyla müştereken paylaşılmaktadır. Önümüzde yaşayacağımız üç dört günlük sürenin sonunda Meclis bir kararla karşı karşıya kaldığında, bu sorumluluğun temelinde iktidar grubunun ta kendisi olacaktır.

Birleşmiş Milletler çevrelerinden edindiğimiz bilgilere göre, 9 000 sayfalık planın eklerini inceleme fırsatını dahi bulamayan müzakere heyetimiz, Genel Sekretere gönderdiği bir mektupla, referandum sonrası imzayla sözleşme haline gelmesi tasarlanan Annan Planının eklerini oluşturan metinlerdeki bağlayıcı hükümlere ilişkin olarak çekince beyanında bulunmuştur. Gizli tutulduğu anlaşılan bu yazılı beyana rağmen hükümet, siyasî bir kararla referandum sürecinin içinde kalmakta direnerek, Kıbrıs Türk Halkını da, kendisinin de bilmediği bir metni hemen oylamaya mecbur etmektedir. Bizatihi kendilerinin çekince koymak mecburiyetini hissettikleri bir metnin bütün kontrollerden geçmiş gibi kabul etmek suretiyle referanduma sunulmasının doğruluğunu, ben, takdirlerinize sunmak istiyorum.

Bir örnek vermek gerekirse -dün de bir basın toplantısında bir sayın parlamenter ifade etmişler-Annan Planındaki kurucu sözleşme taslağının 3 numaralı ekinde yer alan Kıbrıs deniz sahasına ilişkin federal kanun hükümleri, tanınmadığı ve onaylamadığı deniz hukuku sözleşmesinde Türkiye'yi taraf haline getirmektedir. Böylece, Türk savaş ve ticaret gemilerinin Ada etrafındaki 12 millik alandan geçiş hakkı bile kısıtlanmış olacağı gerçeği ortadadır ve buna benzer henüz incelenmemiş nice hükümlerin var olduğu, eklerin olduğu ifade edilmektedir.

KKTC ve Türkiye'nin menfaatlarını gözetmediği açıkça bilinen bir planı -iyi tarafları olabilir, hep bunlar anlatılmaktadır; kötü tarafları yeterli ölçüde ifade edilmemiştir- usulüne uygun olmayan ve Anayasamıza aykırı şekilde, yıllarca ambargo altında yaşamış ve bu kez mal ve mülkünden de olacak bir halkın psikolojik zafiyetinden yararlanarak, onlara acele tarafından onaylatma amacı güden hükümet, bu istikametteki yoğun bir propaganda faaliyetinin fiilen de içinde olmaktadır. Karşıt propaganda faaliyetlerine tavır koyanların, aynı şekilde, hiçbir propagandanın içinde olmama mecburiyetleri olduğu gerçeği ortadadır.

Bilindiği gibi, yeni gelişme, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden çıkarılmak istenen karar ve son anda vetoyla geri dönen karar meselesidir. Bunun da derin bir şekilde değerlendirilme mecburiyeti vardır.

Bilindiği gibi, Kıbrıs Rum Hükümetinin büyük ortağı AKEL, tutumuna belirginlik kazandırmak üzere, referandumun ertelenmesini talep etmişti. Bu taktiğin beklenen sonucu verememesi, sonunda ABD ile AB'nin ağır baskısı karşısında, AKEL, yeni bir taktikle, planın aynen uygulanacağına dair bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı alınması durumunda pozisyonlarını değiştireceği sinyalini vermiştir.

Şimdi, burada, dikkatinizi çekmek istediğim konu, Türk tarafının derogasyonların AB açısından güvence altına alınmasına ilişkin ısrarlı girişimlerine ciddî bir destek vermek için bugüne değin hiçbir özel çaba sarf etmeyen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, bu defa, sadece hükümetin ortağı olan bir siyasî parti AKEL'in talepleri doğrultusunda derhal harekete geçmesi ve böyle bir kararı referandumdan önce çıkarmak için olağanüstü çaba göstermesi, Genel Sekreterin, ABD, İngiltere ve AB baskısı altında ne denli Rum yanlısı tutum sergileyebileceğinin açık bir göstergesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Ağar.

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla)Şu açıdan meseleye dikkat çekmek istiyorum: Bu tutum, ayrıca, Rum tarafının, referandumda hayır sonucu çıksa da, 1 Mayıstan sonra Annan Planını kendi lehlerinde iyileştirmek üzere verecekleri uğraşta, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterini rahatlıkla yanlarında bulacağı konusunda bir gösterge olarak karşımızdadır.

Şimdi, dünkü karar ne getirmiştir, ne değildir; bu konuda hükümetin gerekli bilgiyi vermesini beklerdik; ancak, bu saate kadar böyle bir şey görülmedi. Müsaadeniz olursa, Yüce Meclise bu konuda kısaca bir bilgi arz etmek istiyorum.

İngiltere tarafından hazırlanan ve Rusya'nın veto ettiği karar tasarısının ana amacı, Kıbrıs Rum tarafının talepleri doğrultusunda, Türkiye'nin sözleşmelerden doğan garanti hakkını tümüyle ortadan kaldırmak ve kabul edildiği takdirde, Annan Planı uygulamasını tümüyle Birleşmiş Milletlere bırakmaktır.

Tasarı, bir denetleme komisyonu kurmakta ve planın tümünün uygulamasını bu komisyonun yetkisine bırakmaktadır. Böylece, Kıbrıs, bugün Irak'ta olduğu gibi, belki, ondan da öte bir manda ülkesi durumuna sokulmaktadır.

Belki de Bremer 2 diye adlandıracağımız bir denetleme komisyonu başkanı atanmakta ve başkanın yanına, ekonomik, siyasî, hukukî ve güvenlik konularından sorumlu 4 danışman atanmaktadır. "UNSIMIC" kısa adı verilen bu teşkilatın güvenlik bağlamındaki yetkisi, Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinden daha da fazladır.

Komisyonun silahlı kuvvetleri, Ada'da konuşlanmış tüm Türk ve Yunan Silahlı Kuvvetleri mensuplarını tümüyle kontrol yetkisine sahiptir. Güvenlik açısından, kanun ve nizamın temini ve soruşturma yetkisi de bu kuvvetlere verilmektedir.

Komisyonun yetkileri 1 Mayıs 2004'te başlayıp asgarî 2010 yılına kadar devam edecektir; ihtiyaç duyulduğunda da, sonsuza kadar işletebilmesi yetkileri verilmektedir.

Kıbrıs'a uygulanması öngörülen silah ambargosu, askersizleştirilme çerçevesine sokulmakta, bu da Birleşmiş Milletler Anayasasının Yedinci Bölümü hükümlerine tabi olmaktadır ve böylelikle, Türkiye'nin herhangi bir müdahalesine karşı, silahlı müdahale de dahil olmak üzere, uluslararası bir yetkinin önü açılmaktadır.

Garanti anlaşmaları ve garantör ülke mefhumu ortadan kaldırılmaktadır.

Ada'ya asker gönderme imkânları, silah kullanmayı yasaklayan Birleşmiş Milletler Yasasının 2 nci maddesinin dördüncü paragrafı uyarınca ortadan kaldırılmaktadır; tüm uygulamanın uluslararası barış ve güvenliği ilgilendirir bir olay olarak kabul edilmesi dolayısıyla, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yetkisi altına girmektedir.

Şimdi, meseleye bu yönüyle bakıldığında, böylesine ağır hükümler içeren ve Türkiye'nin bütün menfaatlarına aykırı olan bir karar tasarısı veto edildikten sonra da, Kofi Annan tarafından tekrar beyanda bulunularak, referandumdan sonra tasarının yeniden masada olacağı ifade edilmiştir.

Şimdi, bütün bu gelişmeler olurken, hükümet, buna seyirci kalmakta, hiçbir tepki göstermemekte ve bakanlarımız tarafından da "önemsenecek bir şey yok" denilebilmektedir. Durumun vahametini takdirlerinize sunmak istiyorum.

Meseleye başka bir yandan bakıldığında, Rusya, bu tasarıyı veto ederken, Yunanistan'ın iddia ettiği gibi, Türkiye'nin menfaatlarını falan gözetmiş değildir. Rusya, Annan Planına "evet" çıktığı takdirde, doğu Akdeniz'de, başta İngiltere ve Amerika olmak üzere AB'nin kontrolünde bir stratejik üssün yaratılmış olacağının bilincinde ve kendi menfaatları doğrultusunda oy kullanmıştır. Aslında, Rusya ve Türkiye'nin stratejik menfaatlarının, bu karar tasarısı bağlamında da bir uyuşma halinde olduğu görülmektedir.

Hüzün verici bir taraf da, bugün Sayın Denktaş'ın bir beyanını gördüm; kırk yıldan beri "Allah Türkiye'den razı olsun"un dışında bir söz söylemeyen Sayın Denktaş'ın, bugün "Allah Rusya'dan razı olsun" demek zorunda kalmasını da, hazin bir tecelli olarak, yine takdirlerinize ifade ediyorum.

Bütün bu gelişmeler devam ederken, biraz evvel konuşan iki sayın milletvekilimizin de -şükranlarımı ifade ediyorum- çok vukufiyetle ifade ettikleri gibi, Kanada Parlamentosunun da 24 Nisanı Ermeni soykırımını anma günü olarak büyük bir çoğunlukla kabul ettiğinin üzücü haberini aldık. Elbette, Sayın Elekdağ'ın ifade ettikleri gibi, kaderini bu ülkenin geleceğine bağlamış olan bütün Ermeni vatandaşlarımızı bu konunun dışında tutmak kaydıyla, millî davalardaki gevşeklik, zafiyet ve umursamazlığın, gelecekte ne ölçüde daha farklı olumsuz gelişmelere sebebiyet vereceği de açık bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bugün, hepimizin varlığı, ülkenin, cumhuriyetin devamı, bekası ve Türkiye'nin hak ve menfaatlarının korunmasıdır; varlığımızın sebebi budur ve elbette ki, her Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de, başlangıcından ebediyete kadar, bu çerçeve içerisinde hareket etmek durumundadır. Yaşadığımız günler önemlidir; bugünlerde, günbegün, dakikabedakika, anbean önemli gelişmeler olmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün üyeleri, büyük bir kemali ciddiyetle, bu meseleleri takip etmek durumundadırlar. Yarın, Büyük Millet Meclisi tarihî bir kararla karşı karşıya geleceği noktada, bütün bu meseleleri, en ince noktasına kadar kavramak durumundadır.

Bütün bu gelişmeler devam ederken, elbette ki, 23 Nisan 1920'nin 84 üncü yıldönümü gelmektedir. Yarın, bu salonlarda yine beraber olacağız, müştereken görüşme imkânımız olacak ve bu çerçeve içerisinde, milletimiz, Cumhurbaşkanından da, Başbakandan da, Türkiye televizyonlarından, ulusa sesleniş biçiminde, meseleyi bütün açıklığıyla, bütün yönleriyle anlatmasını beklemektedir. Kıbrıs'ta seçim yasakları başlamadan evvel, mutlak şekilde, Türkiye'de, millet, meselenin her yönüyle bilgilenmek mecburiyetindedir. Türkiye'nin dört bir tarafından, bu konudaki merak, bu konudaki talep, telefonlarla, telgraflarla, çeşitli nakil vasıtalarıyla bize ulaşmaktadır. Ben, başta İktidar Partisi Grubumuz olmak üzere, Parlamentonun tümüyle, bu tarihî sorumluluğu taşıyacak ağırlık içerisinde olduğu inancı içerisindeyim; hepimizin yapması lazım olan konu budur.

Bir diğer önemli konu da, geçtiğimiz günlerde, konunun, dünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının içeriğinin anlaşılmasından sonra ortaya çıkan sonuçlardan sonra da, kısa bir dönem evvel devam edegelen olaylarla ilgili bir konuyu da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Demokratik ülkelerde, elbette Genelkurmay Başkanlarının basın toplantısı yapmaları âdetten değildir veya hükümetlerin bilgisi dahilinde kamuoyunu bilgilendirmek maksadıyla bu toplantıları yaptıkları açık bir gerçektir, bilinen bir gerçektir.

Gazete haberlerinden okuduğumuz ve tekzip edilmediğine göre de, Sayın Başbakanın Japonya seyahatinde bu basın toplantısını telefonla takip ettiğini öğrendiğimizde, hükümetin bilgisi dışında gerçekleşen bir basın toplantısı olduğu anlaşılmaktadır. Meselede, açıklamadan net bir mesaj alınması konusu, bugünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla açıklığa kavuşmuştur. Beklenen, sadece, Ada'nın, Türkiye'nin askerî stratejik konumu açısından, Türkiye'nin hak ve menfaatları açısından, Türkiye'nin millî geleceği açısından neyi ifade ettiği konusu idi. Bugünkü bu kararla bu konu da açıklığa çıkmış oluyor. Dolayısıyla, değerli arkadaşlarımın, zaman kısıtlılığı dolayısıyla çok kısaca bilgi sunduğum Güvenlik Konseyi karar tasarısını alarak ve bununla ilgili konuları çok net bir şekilde değerlendirerek, yarın, öbür gün, belki de kısa bir zaman sonra önümüze gelecek meselelere hazırlıklı olmasının fevkalade önemli olduğu konusunu bilgilerinize arz etmek istiyorum.

Konuşmama başlarken ihmal ettiğim, Sayın Araslı'nın sırasını bana verme konusunda gösterdiği nezaketine şükranlarımı ifade etmek istiyorum.

Meclisimizi, Sayın Başkanı saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

6 konuşma daha · 22 Nisan 2004

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook