Sözleşmeli çiftçilik konusunda
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 86. Birleşim · 1. yasama yılı · 28 Mayıs 2003 · 936 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Küçükaşık (CHP), 28 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SÖZLEŞMELİ ÇİFTÇİLİK KONUSUNDA); konuşma 936 kelime.
Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “Sözleşmeli çiftçilik konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 28 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2003-05-28-sozlesmeli-ciftcilik-konusunda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce 24 Mayıs 2003 tarihinde Bursa Yenişehir Ovasında ve Manisa Saruhanlı İlçesinde meydana gelen dolu felaketi nedeniyle zarara uğrayan tüm çiftçilerimize, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Doğal Afet Yasasının yürürlükten kalkmış olması nedeniyle, dolu ve sel felaketi nedeniyle zarara uğrayan çiftçilerimize, zararın telafi edilmesi için tüm mal varlığının yüzde 40'ının telef olmuş olması kabul edildiğinden, şu anda, Yenişehir ve Manisa Ovasında zarara uğrayan hiçbir çiftçimize yardım yapılamamaktadır. Bu nedenle, hükümet tarafından acil düzenlemeler yapılarak, Yenişehirli çiftçimizin zararının giderilmesi ve mağduriyetlerinin önlenmesi çağrısında bulunuyorum.
Tarımda giderek sanayileşmenin artması ve tarımsal ürünlerin sanayi tesislerinde işlenerek mamul madde haline gelmesi, sanayi şirketleri ile çiftçiler arasında ürün bazında sözleşmeler yapılmasına neden olmuştur. Özellikle devletin pancar ve tütün üreticileriyle yapmış olduğu tekyanlı sözleşmeler, giderek gıda ve konservecilik sektöründe özel sektöre de ilham kaynağı olmuş ve fabrikalar, düzenlemiş oldukları tektaraflı sözleşmeleri, kendilerine ürün satmak isteyen örgütsüz durumdaki çiftçilere tek nüsha olarak, ya tek tek ya da gruplar halinde imzalatır duruma gelmişlerdir. 1970'li yılların başından itibaren, bu uygulamanın içerisinde, çiftçi, yetiştirdiği belli bir ürünü, alıcı gerçek ya da tüzelkişilere satmayı taahhüt etmekte, belirlenen ürünü teslim etmediği takdirde, alıcı firmanın bu nedenle uğrayacağı zararı karşılamak üzere, sözleşmeyle birlikte bir açık bono imzalayıp vermektedir. Alıcı firma ise, sözleşme konusu ürünü kendi belirlediği fiyat ve program dahilinde almayı ve bedelini ödemeyi taahhüt etmektedir. Ancak, sözleşme tek taraflı ve tek nüsha olarak şirket tarafından düzenlenmektedir. Çiftçi, yalnızca imza atar. Sözleşmedeki boşlukların hiçbiri doldurulmamaktadır. Sözleşmede, çiftçiye teslim edilen fide, gübre, ilaç miktarı ve bedelleri ve dekar başına ödenen nakdî ve aynî avanslar ile teslim alınacak ürün miktarı, evsafı, bedeli ve ödeme zamanı boş bırakılmakta, sonradan, ihtilaf halinde şirket tarafından doldurulmaktadır. Şöyle ki:
Bedel direkt olarak belirlenmemektedir. Anlaşılan bedelin yüzde 80'i sözleşmeye yazılmakta, bedelin yüzde 20'si ise prim olarak yazılmaktadır.
Ürün miktarı olarak, dekar başına tahminî rekoltenin üzerinde bir miktar yazılmakta, böylelikle, az ürün teslim edildi diye, üreticinin yüzde 20 prim hakkı engellenerek, fiyatta yüzde 20 oranında bir indirim sağlanmaktadır.
Ürün bedelinin ödenme zamanı, şirketin yetkisi dahilindedir. Örneğin, 2002 yılı temmuz, ağustos, eylül aylarında teslim edilen domatesin bedeli, en geç 28 Şubat 2003 tarihi olarak sözleşmeye yazılmakta; bu süre içerisinde de üreticiye hiçbir gecikme ve faiz ödenmemektedir. Oysa, üreticiye verilen tüm nakdî ve aynî avanslar (fide, tohum, gübre, ilaç ve benzeri) ya ödeme günündeki döviz kuru ya da teslim tarihi ile ödeme günü arasındaki temerrüt faizi eklenerek tahsil edilmektedir. Rekolte o yıl fazla veya ürünün fiyatı düşmüş ise, ürünü daha ucuza almak için zamanında tesellüm etmemekte, ürünün tarlada bozulmasına neden olmakta ve kendisiyle sözleşme imzalamayan üçüncü şahıslardan aynı ürün alınmaktadır. Örneğin, 2002 yılında, kapya dediğimiz yağ biberi üretimi oldukça fazla olmuş, alıcılar 190 000 TL/kilogramdan sözleşmeyi imzaladıkları halde, biber fiyatı 40 000 Türk Lirasına düşünce, birçok alıcı fabrika, sözleşmeli çiftçilerden biber almamış, üçüncü şahıslardan biber alarak sözleşmeli çiftçinin zarara uğramasına neden olmuştur. Ürünün alınmamasına gerekçe olarak, tohumluk fideyi kendisi vermesine karşın, ürünün istenilen büyüklükte ve evsafı olmaması gerekçe gösterilmiş, ürün tarlada kalmış, çiftçi, toplama parasını kurtaramamıştır. Mesela, tohumluk fideyi kendisi veriyor, gübreyi de kendisi veriyor; fakat "bizim, uluslararası standardımız 13 santim, senin yetiştirdiğin biber 10 santim oldu, eğri büğrü; halbuki, biz, dümdüz biber alıyoruz" diyor. Tohumu da veren alıcı firma, fideyi de veren alıcı firma, kendi teslim ettiği ürünün kendi istediği standartta olmamasını isteyerek, böylelikle köylülerin mağduriyetine neden olmaktadır.
Ürünün az olması ve o ürünün fiyatının piyasalarda yükselmesi halinde ise, alıcı firma, çiftçiye malını dışarıya satmaması için baskı yapmaktadır. Herhangi bir doğal afet nedeniyle rekoltenin az olması ve fabrikaya az ürün teslim edilmesi veya gruptan herhangi birisinin hiç ya da az ürün teslim etmesi halinde ise, çiftçilerden almış oldukları bonoları doğrudan icraya koymakta ve sözleşmeyle kendisine tanınan tüm hakları çiftçilerden talep etmektedirler.
Sözleşme nedeniyle mağdur olan çiftçiler, tek başlarına dava açmışlar; ancak, sözleşmenin yapısı nedeniyle, açmış oldukları davaları kaybetmişlerdir; üstelik, alıcı firmalar tarafından kara listeye alınarak, sözleşmeli tarım yapmaları da engellenmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)Bu konuda mevcut yasal düzenleme olmaması nedeniyle, yargı tarafından, sözleşmeler, Borçlar Kanunu ve genel hükümler çerçevesinde değerlendirilmiş; sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca, bu tek taraflı sözleşmeler geçerli kabul edilmek zorunda kalmıştır. Bizlerin, ziraat odaları ve çiftçilerin gayretleriyle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ancak 1996 yılında harekete geçmiş ve 30 Haziran 1996 tarihinde, sözleşmeli tarımsal ürün yetiştiricileriyle ilgili usul ve esaslar hakkında 1996/6 nolu tebliğ yayımlanmış; ancak, pratikte hiçbir yararı ve düzenleyici etkisi olmamıştır. Bu kez, 1 Ağustos 1998 tarihli 16 nolu tebliğ yayımlanmış, bu tebliğle birtakım yaptırımlar getirilmeye çalışılmış; sözleşmelerin tebliğe aykırı olamayacağının belirtilmesine karşın, yine, tebliğe aykırı tek yanlı sözleşmeler imzalanmaya devam edilmiştir. Ziraat odaları ve alıcı firmalar tarafından anlaşılarak hazırlanan ve üç yıldan beri uygulanan tek tip sözleşme bile bu eksikliği giderememiştir.
Sözleşmeli çiftçi, en yaygın haliyle, Bursa Ovasında, özellikle Mustafakemalpaşa, Karacabey, Manyas Ovasında, domates, biber, bezelye ve mısırda, özel sektör ile çiftçiler arasında; tütünde, hem özel sektör hem devletle yapılan sözleşmelerde; yine, meyve de, özel sektör ile çiftçiler arasında ve pancar sözleşmelerinde karşımıza çıkmaktadır.
Görüldüğü üzere, Türkiye'de tüm çiftçilerimiz sözleşmeli çiftçi kapsamında olup, sözleşmeli çiftçilik uygulaması giderek tüm bitkisel ve hayvansal ürünler ile su ürünlerinde uygulanmaya başlanacaktır. Ancak, bu konuda, üretici çiftçinin haklarını koruyan bir yasal düzenleme olmaması, çiftçilerin örgütlü ziraat odaları yasasının yetersizliği ve ziraat odalarının işlevsizliği göz önüne alındığında ve Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanmakta olan tarımsal üretici birlikleri yasası yürürlüğe girmediğinden, üreticiler sahipsiz ve güçlü alıcıların insafına terk edilmiş durumdadır.
Bu nedenle, yakında Meclis gündemine getirilecek olan tarımsal üretici birlikleri yasası çok önemlidir; ancak, tasarı, bu haliyle, güçlü üretici birlikleri oluşturmaktan çok uzaktır. Yasanın, üretici ile alıcı arasındaki güç dengesini dengelemesi ve Türk çiftçisinin gerçekten de örgütlenebileceği birliklerin kurulmasını sağlaması, sözleşmeli çiftçiliğin bir model olarak uygulanmasını mümkün kılacaktır.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 28 Mayıs 2003