Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 31. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Aralık 2004 · 626 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Küçükaşık (CHP), 13 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HK.(S.S.710); konuşma 626 kelime.
Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2004-12-13-ceza-ve-tedbirlerin-infazi-hk-s-s-710 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısının 29 uncu ve müteakip maddeleriyle ilgili bir bütün halinde söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlarım.
Ceza İnfaz Kanununun hazırlanmasında bizim gördüğümüz en büyük eksiklik veya hata diyebileceğimiz, suç ve suçluluğun bir hastalık, suçlunun da, muhakkak ki, tedavi edilmesi gereken bir hasta olarak kabul edilmesi; bu tasarının temel özelliklerinde yer alan en temel unsur bu. Öyle bir noktaya gelinmiş ki, Türkiye'deki suçlular, suç işleyen kişiler, sanki, 12 Eylül hukukundan beri bugüne kadar devam eden, sırf siyasal suçlu gibi davranılan ve toplum tarafından muhakkak çok sıkı korunması gereken, toplumdan kaçırılması gereken insanlar olarak algılanmış ve onlara, en temel özgürlükler ve haklar bir yükümlülük olarak ifade edilmiş. Anayasamızda ve temel hukuk sistemimizde çalışma bir hak olduğu halde, bu yaptığımız düzenlemede çalışmanın bir yükümlülük olduğu belirtiliyor; yani, insanın en temel, en doğal olan çalışma hakkı, ne yazık ki, Ceza İnfaz Yasamızdaki bu bakış açısı nedeniyle insanlara karşı bir yükümlülük olarak getirilmiştir.
İkincisi, buradaki yasal düzenleme içerisine baktığımızda, gerçekten de siyasal suçluların topluma kazandırılması amacıyla iyileştirme modelinin yöntem olarak benimsenmesine baktığımızda, siyasal suçlular üzerindeki o baskı ve onları tamamen hak ve özgürlüklerinden yoksun etme anlayışı, ne yazık ki, toplumdaki diğer adi suçlular içerisinde de egemen kılınmaya çalışılmış; o insanların siyasal suçlu ve adi suçlu ayırımı içerisindeki -bir bütün olarak değerlendirilerek- hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmış tüm insanlar; o madde var.
Bakınız, bu tasarı, şu anda önümüze gelen üçüncü metin; bir hükümetin teklif ettiği metin var, bir Adalet Bakanlığının teklif ettiği metin var, bir de altkomisyon tarafından hazırlanan ve bugün önümüze gelen tasarı var, metin var. Özellikle, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan metinde, tüm suçlular tamamen hastalıklı insanlar olarak görülmüş ve onların muhakkak topluma kazandırılması, boş bırakılmaması, çalıştırılarak, sanki, iş ve gelecekte yaşamlarını iyileştirecek bir meslek edinmelerinden ziyade, boş bırakılmayarak, son derece yoğun işlerde çalıştırılarak, diğer olaylara, siyasal çalışmalardan ayrılması düşünülmüş gibi bir mantık çıkıyor burada. Bu bakış açısı, gerçekten de tehlikeli bir bakış açısıydı; ama, altkomisyonda, özellikle bu tasarıda bunların izleri yok; ama, önemli olan, Adalet Bakanlığının bu olaya bakış açısı çok önemli. Eğer, Adalet Bakanlığı, bu olaya bakış açısını devam ettirirse; yani, bundan sonra, ceza ve tevkifevlerindeki uygulamaları, mahkûmların çalışmasını zorunlu hale getirip tüm hükümlüler için uygulamaya kalktığında, ben, ileride, cezaevi yöneticileri ve infaz görevlileri çok iyi eğitilmedikleri takdirde, bu bakış açısıyla çok zararlı sonuçlar doğuracağına inanıyorum.
Burada çalışılacak yerler de belli; insanlar, kurum işyerlerinde, işyurtlarında ve atölyelerde çalıştırılıyorlar. Bu, tamam, güzel. Çalışanlara bir ücret ödenmesi çok güzel bir gelişme. Yine, sosyal güvenlik alanında, 30 uncu, 31 inci, 32 nci maddeler içerisinde sosyal güvenlik haklarının tanınması, ihtiyarî sigorta, ihtiyarlık sigortası dışındaki diğer sigorta haklarının tanınması; bunları bir bütün olarak düşündüğümüzde, çok güzel; ancak, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacaklar, ormanlarda çalışacaklar, madenlerde çalışacaklar, yollarda çalışacaklar. Bakınız, hep ağır işlerde çalışacak bu hükümlüler; ağır işlerde çalışacaklar. İşte, o zaman, bir çalışma, eğer mahkûm için, hükümlü için bir yükümlülükse, bunun angaryaya dönüşmeyeceğinin güvencesini nasıl verebileceğiz. Diyoruz ki, biz, kamu kurum ve kuruluşlarında, orman işlerinde, yol işlerinde çalıştıracağız. Bildiğimiz gibi, artık, Türkiye'deki tüm işlerde, kamu kurum ve kuruluşları taşeronlaşmaya doğru gitmeye başladılar. Maden çıkarma işleri taşeronlara devredildi. Nasıl olacak?! Bu insanlar, kamu kurum ve kuruluşlarında çalıştırılırken, önümüzdeki döneme baktığımızda, yol işlerinin hemen hemen hepsi müteahhitlere ve taşeronlara verildiğine göre, acaba, cezaevinde yatan hükümlülerin taşeronlar elinde çalışmasına ileride yol açabilecek miyiz? Ben, bu tehlikenin var olduğunu görüyorum.
İkincisi, eğer taşeronların elinde çalışmaya insanlar mahkûm edilecekse -cezaevlerinde yatan insanlar asgarî ücretin ½'si oranında ücret alıyorlar- o zaman, bu insanlar, acaba, özel sektöre bu taşeronlar eliyle devredildiğinde, bunların alacağı ücretler ne olacaktır? İşte, bence, tasarının en temel eksiklerinden bir tanesi bu.
Bu hususların yönetmeliklerde ve tüzüklerde düzenlenmesi veya ileriye yönelik olarak ucu açık bırakılmış olmasının da birtakım sıkıntılar doğuracağına inanıyorum.
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 13 Aralık 2004