İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 41. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur

Mehmet Sait Armağan

Isparta Milletvekili ·

Genel Kurul, 41. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Aralık 2005 · 1.463 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Sait Armağan, 24 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ,) 16 INCI TUR); konuşma 1.463 kelime.

Mehmet Sait Armağan (Isparta). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı, gelir bütçesi,) 16 ıncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sait-armagan-22-2005-12-24-2006-merkezi-butce-kan-tas-maliye-bakanligi-kamu-ihale-kurumu-gelir (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MEHMET SAİT ARMAĞAN (Isparta)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bütçesi hakkında, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzda söz almış bulunuyorum; sözlerimin başında, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, hükümetin hazırlamış olduğu dördüncü bütçeyi görüşüyoruz. Üç yılını dolduran iktidar, çokpartili hayata geçtiğimizden bu yana, en güçlü halk desteğini arkasına almış, toplumsal mutabakat, umut ve güven sağlanmış, ülkemizin içinde bulunduğu kriz sürecinden çıkarılıp esenliğe ve refaha ulaşması için uygun bir iklim oluşmuştu. Bu, yolsuzlukla, yoksullukla mücadele etmek için altın değerinde bir fırsattı; ancak, bugün, iktidarın üç yılının değerlendirmesini yaptığımızda "her şey yolunda, bütün makro dengeler olumlu" gibi sözlere rağmen, milletimizin geniş kesimlerinin işlerinin yolunda olmadığı, yaşamlarında iyileştirmeler görülmediği, hükümetin Avrupa Birliği ve IMF programlarının dışında adım atmadığı ayan beyan ortadadır. Yoksulluk derinleşmiş, ortadirek yok olmuş, nüfusun üçte 1'i açılık ve yoksulluk sınırı altında yaşmaya mahkûm edilmiştir. Yolsuzlukla mücadele konusunda oldukça iddialı olduğunu belirten hükümet, açıkça belgelerle ortaya konan yolsuzluk iddialarına suskun kalmış, cevap vermemiştir.

Sayın milletvekilleri, Anavatan Partisi olarak, milletimizin refah seviyesinin yükseltilmesi, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, millî gelirin adil dağıtılması, yani, ekonomimizin sağlam temellere oturtulması için piyasa ekonomisinin akılcı ve verimli bir şekilde işletilmesi, olmazsa olmazımızdır. Bu kapsamda özelleştirme uygulamalarını, bir varlık satışı olmak, kamuya kaynak sağlamak, devlet borçlarının ödenmesinin bir yolu olarak görmek yerine, verimlilik, rekabet sorunu olarak görmekteyiz.

Ekonomik gelişmenin aslî kuralı, rekabetin, verimliliğin ve kişisel kabiliyetin açığa çıkarılabilmesi, serbest piyasa ekonomisidir. Bilinmelidir ki, siyaseti ıslah etmek için, siyasetin oyununun kurallarını ıslah etmek gereklidir. Siyasetin ekonomiyle ilişkilerini kayırmacılıktan, patronajdan, popülizmden kurtarmak için, ekonomik ve siyasî alanı kesin bir şekilde birbirinden ayırmak şarttır. Bunun da yolu, bir yandan yasamayla yürütme arasındaki vesayet ilişkisini koparmak, diğer yandan devletin rekabet yaratacak şekilde ekonomik alandan çekilmesini sağlamak ve hukukla sınırlamaktır.

Türkiye, 1980'den itibaren dışa açılan, ihracat yapan yeni bir ekonomik model, devletin ekonomik ve ticarî alandan çekilmesini sağlayan özelleştirme uygulamalarıyla tanıştı. Bu süreçte 1990'lara kadar elde edilen ekonomik gelişmeyle, devletten özerk ekonomik aktörler, küresel piyasaların üreticisi ve yatırımcısıyla göze göz, dişe diş rekabet etmeyi öğrendi.

90'lı yıllardan itibaren Türkiye, rotasını şaşırdı ve kötü yönetimlerin elinde krizlerle küçülmeye başladı, her defasında işe yeni baştan başladı; artık silbaştan yaşanmamalı ve geri dönülmez şekilde, adil, rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi tesis edilmelidir. Serbest piyasa ekonomisini üstün kılan, ne mülkiyettir ne onun kuralsızlığı ne de onun anarşik yapısıdır; serbest piyasa ekonomisini alternatifsiz kılan, rekabettir. Rekabetin getirdiği girişimciliğin teşvik edilmediği hiçbir yerde verimlilik ve sürdürülebilir bir gelişme sağlanamaz. Rekabet olmadan verimlilik, verimlilik olmadan zenginlik olmaz. Verimlilik artışının önkoşulu, yatırım ortamının önündeki engellerin kaldırılması, piyasaların rekabetçi yapısının güçlendirilmesidir.

Özelleştirme, Anavatan Partisinin, kapalı, rekabetsiz, tüketiciyi ezen devletçi ekonomiden çıkışın, dışa açılan rekabetçi özel sektöre dayalı, dünya pazarına açılan ekonomi vizyonunun önemli bir ayağıdır. Türkiye özelleştirmeyi Anavatan Partisiyle tanımıştır; dolayısıyla, Anavatan Partisi, rekabet yaratan, verimlilik yaratan, ülkeye yatırım, gelir sağlayan özelleştirme uygulamalarının yanındadır.

Sorun şudur ki; AK Parti Hükümetlerinin yaptığı özelleştirmeler rekabet yaratmamakta, kamu tekelini özel tekeline dönüştürmektedir.

Sorun şudur ki; yapılan özelleştirmelerde açık hukuksuzluklar vardır.

Sorun şudur ki; ortada, özelleştirilen varlıklardan elde edilmiş bir gelir, ülkeye akan bir sermaye yoktur.

Sorun şudur ki; yapılan özelleştirmelerden yaklaşık iki ay sonra vergi indirimleriyle sağlanan haksız avantajlar ve avantalar vardır.

AK Parti sözcüleri sermayenin milliyeti tartışmasını açarak, bu gerçekleri örtmek ve hedef saptırmak istemektedirler. Yani, pazara çıkılmadan pazarlama uygulamaları milletimizin gözünden kaçırılmaya çalışmaktadır. Görünen odur ki, AK Parti Hükümeti için artık, Hazreti Ömer adaleti, kapalı kapılar arkasında tecelli etmeye başlamıştır.

Bakınız, Devlet Planlama Kurulu, Özelleştirme İdaresi uygulamalarına ilişkin hangi tespitleri yapmıştır: Özelleştirilen bazı kuruluş, işletme ve varlıklar değerlerinin altında satılmıştır. 2003 yılı içinde ihalede oluşan fiyatların değer tespit komisyonlarınca belirlenen satış değerlerinin altında kaldığı pek çok ihalede, ihale komisyonlarınca satış veya ihalenin iptali kararı verilmeksizin konu Özelleştirme Yüksek Kurulunun değerlendirmesine bırakılmış, satış ve iptal kararları yasaya göre yalnızca onama yetkisinde bulunan Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından verilmiştir.

İhalelerde teklif sahiplerinin peşin ya da vadeli ödeme tercihlerini ihale sırasında belirtmemeleri, ihalenin açıklık ilkesine aykırı sonuçlar yaratmıştır.

Kuşadası Limanı özelleştirmesinde ihale komisyonu tarafından sıralamaya alınmayan bir teklif sahibi, Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından sıralamaya alınarak, değer tespit komisyonunca belirlenen satış değerinin 5 000 000 dolar daha altında teklif veren bu firmaya satış yapılmasına ortam hazırlanmıştır.

Özelleştirilen Alkollü İçecekler Sanayi ve Ticaret AŞ, ile Tekel arasındaki cari hesap ilişkisinin 31.10.2003 tarihinde son bulacağı kararlaştırılmasına rağmen, bu tarihten sonra da cari hesap işlemleri devam etmiş, devir tarihinde ise, şirketin, Tekel ve bağlı ortaklarına olan tüm cari borcu silinmiştir. Bu uygulama sonucunda, devredilen şirkete, açıkça, kamudan kaynak aktarılmıştır.

Sayın milletvekilleri, hükümetin övüne övüne bitiremediği özelleştirme uygulamalarından birkaç tanesini bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum.

Gemlik Gübre AŞ özelleştirmesi: 120 000 000 dolar değer biçilen arazi, 370 000 000 dolar maliyeti olan amonyak işletmesi, 45 000 000 dolar yapım maliyeti olan liman ve gübre fabrikası. Ayrıca, stoklarında, 17 000 000 dolar değerinde hammadde. Bu şirket özelleştirildi. Peki, kaç liraya; 83,1 milyon dolara. Kime; kömür işi yapan bir firmaya. Bu da yetmiyor, son teklif verme süresinden üç gün önce sermaye artırımına gidilmiş, TÜGSAŞ, özelleştirilen Gemlik Gübre AŞ'ye yaklaşık 15 000 000 dolar borçlandırılmış. TÜGSAŞ kim; kamu şirketi; yani, Türkiye Gübre Sanayii AŞ. Yani, ihaleyi alan firma, beş yıl içinde ödeyeceği 83,1 milyon doların 15 000 000 dolarını, daha işin başında peşinen geri almış. Buna, stoktaki 17 000 000 dolarlık hammaddeyi de ekleyin, geriye ne kaldı?! Üstelik, arazi, liman, amonyak işletmesi bu hesaba dahil değil.

Halbuki, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, işin başında idareyi uyarmış, bu şirketin yekpare olarak özelleştirilmemesi gerektiğini rapora bağlamış; ama, bu rapor dikkate alınmamış. Buna rağmen, şirket, tek parça halinde özelleştirilmiştir.

Kuşadası özelleştirmesi; "ben ne Ofer ne gofer tanırım" diye başlayan; ama, arkasından, defalarca görüşüldüğünün ortaya çıktığı özelleştirme hikâyesi: 14 Nisan 2003; RCL Şirketinin Başkanvekili Tercek, Maliye Bakanının gönderdiği mektupta, ihale sonuçlanmadan iki hafta önce, Kuşadası ihalesini görüşmek üzere, Bakanın Ankara'ya kendisini davet ettiğini ifade etmiştir. Bu mektupta, Tercek, bir araya gelmelerinde iki projeyi, yani, Galataport'u da daha detaylı görüşmeyi ümit ettiğini belirtmiştir. Bu mektup yazılırken, Özelleştirme İdaresi, Maliye Bakanlığına bağlı değil miydi?! 21 Şubat 2003'te Kuşadası ihalesi yapıldı, 28 Mart 2003'te Özelleştirme İdaresi, Sayın Şener'den alınıp, Sayın Unakıtan'a bağlandı. 28 Mart 2003'te Özelleştirme Yüksek Kurulu, ihalenin birinci sıradaki Limaş'a verilmesini, LİMAŞ'ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, limanın, Oferlere devredilmesi kararını aldı. 2 Temmuz 2003'te Oferlerle Kuşadası Limanının devir sözleşmesi imzalandı. Yani, mektupta yazılanlar gerçek oldu.

Bu konunun bir başka aktörü Mehmet Kutman, Kuşadası Limanıyla ilgili olarak bir yerel televizyona yaptığı açıklamada "yönetmelik iptal olursa, kanun çıkarılır" demiştir. Nihayet, söylediği oldu ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde 3 Temmuz 2005 gecesi Kıyı Kanununun 6 ncı maddesine eklenen (e) bendiyle, kruvaziyer liman işletmeciliği yapılan yerler, Kıyı Kanunu alanından çıkarıldı. Bu durum, Global-Ofer ortaklığının, ihaleye diğer katılanların bilmediği yeni imar planı sözünü, daha önceden aldığını açıkça göstermektedir. Yani, çıkarılan bu kanun sayesinde kıyı şeridi doldurulmuş, 56 adet yeni işyeri sahibi olmuşlardır.

TÜPRAŞ özelleştirmesi: TÜPRAŞ'ın 17,76'lık blok satışına karşı Petrol-İş Sendikasının açtığı dava sırasında mahkemede ortaya birtakım belgeler çıkmıştır. Bu belgelere göre, Global Menkul Kıymetlerin, finans çevrelerinde hiç kimsenin bilmediği Özelleştirme Yüksek Kurulu kararından haberdar olduğu anlaşılıyor. Global Menkul Kıymetler, 28 Mart 2005 tarihinde resmî bir yazıyla, Özelleştirme İdaresi portföyünde bulunan TÜPRAŞ'a ait 36 969 698 adet hisseyi, yurtdışında yerleşik kurumsal yatırımcılara satmak üzere, beher hisse başına 15,4 YTL fiyattan İMKB toptan satışlar pazarında satın almak istediğini belirtmiştir. Aynı gün, Özelleştirme İdaresi, jet hızıyla, Global'in başvurusuna onay vermiş, yine, aynı gece İMKB'ye, TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76'sının yabancı fonlara satılacağı duyurulmuştur.

Aslına bakarsanız, her şeyin bir gün içinde olmayacağı açık; ama, resmî kayıtlara bakarsanız, 446 000 000 dolarlık satış kararı bir gün içinde tamamlanmış.

2 Mart 2005 tarihli gazetelerde, "Petrol-İş Sendikası, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının böyle bir satış yetkisi olmadığı gerekçesiyle Ankara 12. İdare Mahkemesine satış işlemini durdurmak için başvuruda bulunmuştur…"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Armağan.

MEHMET SAİT ARMAĞAN (Devamla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yine, 2 Mart 2005 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, borsanın isteği üzerine, şu açıklamayı yaptı: "Kurumumuza, kurumumuz aleyhine açılmış herhangi bir davaya ilişkin dilekçe veya yürütmeyi durdurma kararı intikal etmemiştir." 3 Mart 2005, Petrol-İş Sendikası, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının istediği gibi satışın 3 Mart günü yapılmasının borsa mevzuatına aykırı olduğunu hatırlatarak, "İMKB ve SPK'nın, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yapmaya çalıştığı blok satışın SPK mevzuatına ve özelleştirme uygulamalarına aykırıdır" diyor. "Bu konuda dava açtığımız için, işlemin gerçekleştirilmesi durumunda doğabilecek olumsuzlukların sorumluluğu idarenizin olacaktır" diyerek uyarıyor.

10 Mart 2005; İMKB, kendisine tanınan sürenin sonuna kadar bekledi ve satış iznini verdi. Böylece, 446 000 000 dolarlık satış işlemi tamamlandı. Özelleştirme Yüksek Kurulu, bu satış kararını neden gizledi? 7 Ocak 2005 tarihli Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı, neden 24 Ağustos 2005 tarihine kadar İMKB Bülteninde yayımlanmadı? Yapılan açıklamada karar tarihi neden belirtilmedi? Özelleştirme İdaresi Başkanlığının, SPK'nın bu kararı kamuoyuna açıklaması kararına neden uyulmamıştır? Özelleştirme İdaresi Başkanı, normal olarak, önce yüzde 51'i, sonra yüzde 14'ü satması gerekirken, neden önce yüzde 14,76'yı, sonra yüzde 51'i satmıştır? Peki, bu 14,76'lık hisse satışının ardından TÜPRAŞ'a iki yeni yönetim kurulu üyesi atanmış mıdır? Bu hızın sebebi ne?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 24 Aralık 2005

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook