İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 103. BİRLEŞİM · SALI

Cumhuriyet halk partisi grubu adına grup başkanvekilleri ankara milletvekili hakkı suha okay, istanbul milletvekili kemal kılıçdaroğlu ve izmir milletvekili kemal anadol'un, 1 mayıs kutlamalarının taksim'de yapılmasını engelleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal ettiği, güvenlik güçlerini orantısız güç kullanmaya teşvik ettiği, bu tutumuyla toplumsal barışı tehlikeye atarak şiddet görüntülerinin ortaya çıkmasına neden olduğu iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında anayasanın 99 uncu, içtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/2)

Mehmet Şandır

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 103. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Mayıs 2008 · 1.915 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Şandır (MHP), 13 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ ANKARA MİLLETVEKİLİ HAKKI SUHA OKAY, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ KEMAL KILIÇDAROĞLU VE İZMİR MİLLETVEKİLİ KEMAL ANADOL'UN, 1 MAYIS KUTLAMALARININ TAKSİM'DE YAPILMASINI ENGELLEYEREK TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKINI İHLAL ETTİĞİ, GÜVENLİK GÜÇLERİNİ ORANTISIZ GÜÇ KULLANMAYA TEŞVİK ETTİĞİ, BU TUTUMUYLA TOPLUMSAL BARIŞI TEHLİKEYE ATARAK ŞİDDET GÖRÜNTÜLERİNİN ORTAYA ÇIKMASINA NEDEN OLDUĞU İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDA ANAYASANIN 99 UNCU, İÇTÜZÜĞÜN 106 NCI MADDELERİ UYARINCA BİR GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (11/2)); konuşma 1.915 kelime.

Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Cumhuriyet halk partisi grubu adına grup başkanvekilleri ankara milletvekili hakkı suha okay, istanbul milletvekili kemal kılıçdaroğlu ve izmir milletvekili kemal anadol'un, 1 mayıs kutlamalarının taksim'de yapılmasını engelleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal ettiği, güvenlik güçlerini orantısız güç kullanmaya teşvik ettiği, bu tutumuyla toplumsal barışı tehlikeye atarak şiddet görüntülerinin ortaya çıkmasına neden olduğu iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan hakkında anayasanın 99 uncu, içtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/2)”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2008-05-13-cumhuriyet-halk-partisi-grubu-adina-grup-baskanvekilleri-ankara-millet (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sayın başkan vekillerinin, 1 Mayıs kutlamalarının Taksim’de yapılmasını engelleyerek toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal ettiği, güvenlik güçlerini orantısız güç kullanmaya teşvik ettiği, bu tutumuyla toplumsal barışı tehlikeye atarak şiddet görüntülerinin ortaya çıkmasına neden olduğu iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Anayasa’nın 99’uncu, İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca verilen gensoru önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanacağı ifade edilen 1 Mayıs etkinlikleri kapsamında İstanbul, Ankara ve bazı şehir merkezlerinde yaşananlar hiçbir şekilde hoş olmamıştır, güzel olmamıştır. 1 Mayıs günü televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler asla kabul edilemez. Etnik bölücü terör örgütü militanlarının ve bazı ideolojik sol kuruluşların kötü niyetli ve haince tahrik eylemleri ve bunları önlemek için görevlerini yapmaya çalışan emniyet güçlerinin ferdî kapsamda aşırıya kaçan ve özensiz davranışları sonuçta ülkemizi tüm dünyanın gözünde aşağılamış, milletimizi utandırmıştır. Ne yazık ki, bu yıl da, 1 Mayıs, emeğin ve emekçinin dayanışma günü, işçi bayramı, bahar bayramı olmaktan çıkarılmış, vatandaşa zulüm gününe dönüştürülmüştür. 2004 yılından bu yana her bir 1 Mayısta yaşandığı gibi, maalesef bu yıl da göz göre göre bayram olarak kutlanması gereken 1 Mayıs günü insanımıza bir eziyet, ıstırap gününe dönüştürülmüştür.

Yaşananlar kör inadın eseridir. Bazı sendika ve sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin feraset ve iyi niyetten yoksun yaklaşımları karşısında Hükûmetin aldığı tedbir ve ortaya koyduğu tavır, maalesef gereksiz bir güç gösterisine dönüşmüştür. Olan halkımıza ve ülkemize olmuştur. Sendikalar ve Hükûmet el birliğiyle 1 Mayısı vatandaşımıza zehir etmiştir. Birlikte ülkemize haksızlık, milletimize saygısızlık yapılmıştır, bir anlamda birlikte suç işlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, özellikle iktidar partisinin değerli üyeleri, şimdi size soruyorum: Elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. 1 Mayısta olanlardan memnun musunuz? Türkiye’nin bu görüntülerle dünyaya tanıtılmasını onaylıyor musunuz? Eğer onaylamıyorsanız, neden bu hâle gelindiğini sizin vicdanlarınıza, takdirlerinize sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, kısacası, 1 Mayısta yaşananlar, Türkiye’ye ve Türk milletine yakışmamıştır. Sonuçta televizyon ekranlarına yansıyan görüntülerden AKP yöneticileri de dâhil olmak üzere herkes rahatsızlık duymuş ve olaylara tepki göstermiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak 1 Mayıs günü özellikle İstanbul’da yaşanan olayların sorumlusu olarak doğrudan AKP Hükûmetini görmekteyiz ve suçlamaktayız. Hükûmet gerginliğin tarafı ve bir anlamda tırmandırıcısı olmuş, muhtemeli doğru öngörememiş, olayı önleyeceğim derken bizatihi kendisi olayın bir parçası hâline gelmiştir. Kısacası, Hükûmet krizi iyi yönetememiştir.

Değerli milletvekilleri, 1 Mayıs olaylarının sorumlusu ve tarafları olarak asla işçiyi ve polisi göremeyiz, göstermemeliyiz. Türk işçisi ve Türk polisi bu olayın faili değil, gerçek mağdurlarıdır. Olaylardan sonra bazı kesimlerin polisi ve işçiyi suçlaması haksızlıktır, talihsizlik olmuştur. Özellikle iktidar partisi sözcülerinin sendikalar üzerinden işçileri suçlaması ve iktidarı suçluyorum derken de ana muhalefet partisinin, 1 Mayısta yaşanan olaylardan dolayı emniyet güçlerini kurumsal olarak suçlar bir görüntü oluşturmasını aynı şekilde yanlış ve talihsiz bir sonuç olarak görmekteyiz ve değerlendirmekteyiz.

Evet, İstanbul Şişli’de, Kadıköy’de, Taksim çevresinde, Ankara Sıhhiye Meydanı’nda ve daha birçok meydanda 1 Mayıs günü çok çirkin görüntüler oluşmuştur. Bölücü terör örgütü militanları ve birtakım aşırı sol gruplar âdeta devlete ve millete meydan okumuşlar, bir başkaldırı provası yapmışlardır. Ellerinde eli kanlı katilin posterleriyle etrafı yakıp yıkan ve vatandaşa zarar veren militanların 1 Mayıs İşçi Bayramı ve işçilikle hiçbir ilişkileri olamaz, olmadığı da zaten bilinen bir husustur. Tedbir alınmamış olsaydı belki de bugün sonuçları itibarıyla şu görüştüğümüz anı arıyor olacaktık, başka şeyler konuşacaktık. Bugün burada başka şeyler konuşmanın örneğini, 1977 yılının 1 Mayıs Taksim kutlamalarında yaşanan vahşeti, 37 insanımızın hunharca katledilmesini unutan var mı içimizde?

Çeşitli vesilelerle ileri sürülen provokasyon planları ve bir kitlesel ayaklanma provası ihtimalleri her 1 Mayısta olagelmiştir. Maalesef işçi sendikaları yöneticileri, bu hainleri ve provokatörleri bir türlü bu gösterilerden uzak tutamamışlar ve aralarından temizleyememişlerdir. Sendika yöneticileri tarafından 1 Mayıs kutlamalarının ille de Taksim Meydanı’nda yapılması ısrarı yanlış olmuştur. Bütün ikaz ve uyarılara rağmen, bu tür kötü ihtimallere rağmen tertip komitesinin ikna olmayışı, bana göre, hiç de masum ve haklı bir davranış değildir. İşçilerin sendikal haklarını, “İnadına Taksim Meydanı’nda olacak” ısrarı kadar kararlı ve cüretli savunamayan yöneticilerin iyi niyetleri ve en azından ferasetleri sorgulanması gereken bir husustur.

Neden Taksim Meydanı? Bazı sendika yöneticilerine ve tertip komitesinde olan bazı sivil toplum kuruluşlarına soruyorum: 2007, 2006, 2005, 2004 ve 2003’te ve daha önceki yıllarda 1 Mayıs kutlamalarını Taksim Meydanı’nda mı yaptınız? Emeğin, işçinin örgütlü gücünü göstermenin bir başka yolu, bir başka meydanı yok mu? Hak aramak, dayanışmayı geliştirmek ve geçmişte yaşanan bir üzücü olayı yaşatmak için ille de yıkmayı ve çatışmayı göze almak mı gerekiyordu? Kuralı bozmak, karara karşı çıkmak, uzlaşmaya yanaşmamak bir sendikal hak mıdır, yol mudur? Sendikal mücadelenin “toplumsal sorumluluk” gibi bir hassasiyeti olması gerekmez mi? Ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu kritik süreç veya sıkıntılı istihbarat bilgileri, bazı fedakârlıkların yapılması gibi bir zarureti getirmez mi, getirmemeli miydi? Bugün, yaklaşık 11 milyon üyesi bulunan ve 40 milyon seçmenin oyuyla var olan siyasi partiler en büyük sivil toplum örgütleri olarak, yapacakları açık hava toplantıları için, meydan mitingleri için ille de Taksim Meydanı olacak diyorlar mı?

Birtakım çevreler, demokrasiyi ve temel hak ve özgürlükleri dillerinden düşürmezken, hukuk kurallarının bağlayıcılığını, hukukun üstünlüğünü ve idarenin millet adına yapıldığını maalesef bilerek unutuyorlar. Kamu düzenin korunmasının bir bireysel temel hak ve özgürlük alanı olduğunu ve kamu düzeni olmazsa ne demokrasinin ne de özgürlüklerin olmayacağını yine maalesef bilerek unutuyorlar. Bilerek unutmak kurnazlığını yapan bu açıkgözlere buradan soruyorum: Kamu düzeninin yıkılmasının işçiye ne faydası olacaktır? İşçinin, emekçinin örgütlü gücü olarak sendikaların ve sendika yöneticilerinin, işçi haklarını ve geleceğini savunmak ve geliştirmek için demokrasinin belirlediği ve hukukun devam ettirdiği bir kamu düzeni gereksinimi yok mudur? Anarşi yaratmanın kime ne faydası olacaktır? Millet adına karar ve tedbir almak yetki ve sorumluluğunun demokrasi gereği siyasi iktidarda olduğunu kabullenmek demokrat olmanın icabı değil midir? Sendika yöneticileri ve sivil toplum kuruluşları başkanlarına son söz olarak, sizleri, topluma, hukuka, millî iradeye ve Türk işçisine saygılı olmaya davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, meselenin bir yönü, bu çirkin ve bizi rahatsız eden görüntülerin oluşmasında doğrudan dahli olan işçi sendikalarına ve bu organizasyonda bulunan sivil toplum kuruluşlarına, ama esas sözümüz siyasi iktidara olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 1 Mayısta yaşanan çirkin olayların tabii sorumlusu AKP İktidarıdır çünkü Türkiye’yi AKP İktidarı yönetmektedir. 1 Mayıs kutlamalarının Taksim Meydanı’nda yapılmaması için sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerini ikna edememişlerdir. Bunları tespit etmemiz gerekiyor. Doğru olduğunu iddia ettikleri istihbarat bilgilerini ilgililerle yeterince paylaşamamışlar, olayı sadece polisiye tedbirlerle önlemeye çalışmışlardır.

Geleceği doğru öngöremediler, muhtemel sonuçlara uygun tedbirleri zamanında ve yeterince alamadılar; kısacası, krizi iyi yönetememişlerdir. Sonuçta kendileri de rahatsızlık duydular ve “Bazı uygulama hataları oldu.” diyerek, ne yazık ki Sayın Vali’yi ve İstanbul polisini suçlamak kolaycılığına ve bana göre ucuz politikaya mecbur kalmışlardır.

Hükûmet tedbir alıyoruz diye İstanbul’un birçok ana yolunu ulaşıma kapatmış, 1 Mayıs günü şehri yaşanmaz bir hâle dönüştürmüş, özellikle göstericilerin ilan ettiği toplanma yerleri çevresindeki vatandaşlarımıza hayatı zehir etmişlerdir. Emniyet güçlerine verdikleri talimat ve görev tanımı ile polisi halkla karşı karşıya getirmiş ve her defasında olduğu gibi maalesef istenmeyen görüntüler yaşanmıştır. Alınan bütün tedbirlere karşın yine de birkaç yüz militanın provokasyonu önlenememiştir. Vatandaş tahrikçilere ve bu provokatörlere karşı yeterince korunamamıştır. Dünyanın birçok ülkesinde 1 Mayıs bayram olarak kutlanırken, maalesef bizim ülkemizde, 1 Mayısta yaşananlardan televizyon ekranlarına yansıyanlar çirkinlik örneği olarak tüm dünya televizyonlarında gösterilmiş, ülkemizin imajı zarar görmüş, milletimiz utandırılmıştır. Tüm bu söylediğim hususların sorumlusu AKP İktidarıdır çünkü Türkiye’yi Türk milleti adına AKP yönetmektedir.

Değerli milletvekilleri, geliniz, birlikte bir öz eleştiri yapalım. Ne iktidarı ne iktidar grubunu suçlamak, kastı hakaret –Sayın Elitaş’ın ısrarla söylediği- böyle bir kasıt taşımadan gelin, bir öz eleştiri yapalım: Bakınız, dünyanın her tarafında bayram olarak kutlanan ve bayram olması gereken bir günü bugün burada acı cümlelerle tenkit ediyoruz, sorguluyoruz. Şimdi, niye böyle oldu diye bir sorgulayalım. Ülkenin ve milletin gündemi 1 Mayıs mı olmalıydı? Biz toplum olarak birlikte bir etkinliği olgunluk ve coşkuyla kutlama becerisini neden gösteremiyoruz? Bir tehdit, bir provokasyon karşısında neden böyle panikliyoruz? Bir olumsuzluk ihtimali karşısında suhulet, sükûnet ve sağduyulu bir dayanışma gösteremiyor, korkuların kuşatması altında “vur” deyince gözünü neden çıkartıyoruz? Aramıza karışan kötü niyetlilere karşı neden duyarlı olamıyoruz? Neden dostlar birbirine güvenmiyor, kötüler iyilerden korkmuyor? Sorumluluğu, ahlakı, uzlaşmayı, paylaşmayı neden hayat hâline bir türlü getiremiyoruz? Halkımızın canhıraş bir gayretle oluşturduğu ve AKP’ye emanet ettiği istikrar ve iktidarı milletin huzuru ve mutluluğu için neden kullanamıyoruz, buna neden saygı göstermiyoruz? Sevgi, hoşgörü, huzur ve güven yerine neden gerginlik, ayrışma ve çatışma bizzat ülkeyi yönetenler tarafından topluma sanki bir politikaymış, bir hakmış gibi dayatılıyor?

Sayın milletvekilleri, bize ne oldu, ülkemizde neler oluyor, nereye gidiyoruz? Annesini boğazlayan evlatlar, çocuğunu öldüren anneler, torunu yaşındaki kız çocuklarına sarkıntılık yapan dedeler, zulme dönüşen iktidar gücü, sorumsuz sivil toplum! Nereye gidiyoruz? Allah aşkına, durup bunu bir düşünmemiz, sorgulamamız gerekmiyor mu? Bir toplumsal cinnetin eşiğinde miyiz? Anadolu’da bir güzel söz var: “Balık baştan kokar, tuz kokarsa çare tükenir.” diye. Gelin, açık yüreklilikle ve cesaretle bu Anadolu nitelemesini muhalefetiyle iktidarıyla milletin önünde yapmamız gerekiyor. Buna cesaret gösterin, yoksa ülkeye ve millete yazık oluyor.

Adaletle kalkınmayı sağlayacağına söz veren iktidar nerede? Sayın milletvekilleri, sayın iktidar grubu milletvekilleri, adaletle ülkeyi kalkındıracağını bu millete söz veren iktidar 1 Mayısta neredeydi, 1 Mayısta yaşanan o çirkin olayların neresindeydi? Gelinen noktanın sorumlusu kim? Açık yüreklilikle milletin önünde, burada çıkıp bunu ifade edelim: Gelinen noktanın sorumlusu AKP İktidarıdır.

İktidarınızda bir bayram gününü bile millete zehrediyorsanız, 1 Mayıs görüntüleriyle dünyada ülkemizi rezil ediyor, milletimizi utandırıyorsanız, üç tane fırsatçıyı, tahrikçiyi önleyeceğiz derken hastane koridorlarında doktor bekleyen hastalara bile biber gazı sıkıyorsanız burada bir yanlışlık var.

OKTAY VURAL (İzmir)Acil servis…

MEHMET ŞANDIR (Devamla)Böyle bir sonuç karşısında bana göre ancak şu söylenebilir: Ülke iyi yönetilmiyor, hatta ülke maalesef yönetilmiyor.

Sayın milletvekilleri, AKP Hükûmetlerinin millet adına, milletten aldığı yetkiyle Türkiye’yi yaklaşık altı yıldan bu yana tek başına yönettiğini sizlere tekrar hatırlatıyorum. Bunu önemsiyorum. Buna siz inanmazsanız, buna siz sahip çıkmazsanız maalesef bu acı soruların cevabı ortada kalır. Mazeretiniz yok. Millet size her türlü desteği ve yetkiyi verdi. Altı yıldır iktidardasınız. Millet adına, millet için yapılması gereken ne varsa onu yapmak sorumlusu olan sizlersiniz. Şikâyete de hakkınız yok. İstediğiniz kararı alabiliyor, istediğinizi istediğiniz yere atayabiliyor, istediğiniz kanunu çıkartıyor, isterseniz -olmadı- yeniden değiştiriyor, hatta Anayasa’yı da değiştirebiliyorsunuz. Alınması gereken tedbir neyse onu almak sorumlusu olan da sizsiniz. Geçmişi suçlamaya -ki bunu çok yapıyorsunuz- geçmişte olanlarla avunmaya, geçmişle bugünü mukayese ederek övünmeye hiç mi hiç hakkınız yok. Çünkü bu millet sizi iyisini yapasınız diye iktidara taşıdı. Geçmişin yanlışını, eksiğini kendinize gerekçe göstermeye hakkınız olmasa gerek. Kaldı ki sığındığınız 2002 Türkiyesi bugün halkımız tarafından mumla aranır hâle geldi. Galiba sizler iktidar olarak Türkiye’yi yönetmenin sorumlusu olduğunuzun hâlâ farkında değilsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak 1 Mayısın bir bayram coşkusuyla kutlanmasını, bin yıllık kardeşliğimize katkı vermesini temenni etmiştik. Sayın Genel Başkanımız Doktor Devlet Bahçeli 29 Nisan 2008 günü grup toplantısında “Dileğimiz kutlamaların barış ve huzur içinde gerçekleşmesi, gerilime neden olacak inat ve dayatmaların son bulmasıdır.” diye tarafları uyarmıştı. Sendika ve sivil toplum kuruluşlarına, bir çatışmaya neden olmadan, Taksim Meydanı’nda toplantı ısrarının günümüzün hassasiyeti de dikkate alınarak önümüzdeki yıllara ertelenmesini ve 1 Mayısın “Emek Günü”, “Emek Bayramı” olarak kutlanabilecek bir anlam kazandıran ılımlı ortama çekilmesinde yarar olduğunu canhıraş gayretle tüm taraflara ifade etmişti. Hükûmeti ise muhtemel kışkırtmalara karşı tedbir almaya, milyonlarca işçimizin bu günün anlamına uygun olarak bir bayram ortamında coşkuyla kutlamalarını sağlamaya davet etmişti.

Sayın milletvekilleri, hani 1 Mayıs “Emek ve Dayanışma Günü” olacaktı? Hani bunun sözünü vermiştiniz? Hâlbuki, Hükûmet ve sendikalar “Taksim’e gireriz.” ve “Giremezsiniz.” ekseninde karşılıklı sert açıklamalar yaparak tahriklere uygun bir ortamın doğmasına yol açmışlardır. Milyonlarca çalışanımızın bu günü kutlama talebinin polemik konusu yapılması yanlış olmuştur, sonuçlarını hep beraber gördük. Tabii ki bu arada birçok yanlış olmuştur. Sayın Başbakanın, daha sonra sözünü tevil ettiği “Ayakların baş, başların ayak olduğu yerde kıyamet kopar.” sözü yanlış olmuştur. Keşke bu söz söylenmemiş olsaydı, keşke bu sözün tevili 1 Mayıstan önce yapılmış olsaydı!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

20 konuşma daha · 13 Mayıs 2008

20 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook