Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 45. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Ocak 2009 · 831 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Şandır (MHP), 15 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.218)); konuşma 831 kelime.
Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 15 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2009-01-15-tapu-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-218-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Tabii, biz konuyu ciddiye alıyoruz ve samimiyetle katkı vermeye çalışıyoruz. Ama iktidar partisinin değerli milletvekilleri, polemik yapıyorlar, muhalefet partilerini işgalin ortadan kalkıp kalkmaması konusunda sorgulamaya çalışıyorlar. Bu, doğru değil, bu, şık değil. Çok net söylüyorum: Bu, bugünün sorunu değil; bu, 1986 yılından bu yana, hatta 1945 yılından bu yana ormanlarımızda yaşayan, orman içinde yaşayan bugün yaklaşık 8-9 milyon, bir ara nüfusumuzun yarıdan fazlasının yaşadığı ormanlarda, orman içinde yaşayan insanlarımızın geçim kaynağı, yaşam alanı olan ormanların yöneticisi, sahibi, işletmecisi olan idareyle sayısı yüz binlere ulaşan ihtilafları, hepimizin sorunudur, Türkiye’nin sorunudur ve Türkiye’nin ayıbıdır.
Bugün orman içinde ve kenarında bulunan köylerde yaşayan vatandaşlarımızdan, insanlarımızdan orman idaresiyle davalı olmayan, mahkeme kapılarında sürünmeyen hiçbir insan yoktur. Orman idaresi ile orman içi köylüsü hısım değil, hasım durumundadır. Şimdi rakamı bilmiyorum ama bazı yıllar yılda elli bin davanın açıldığını biliyoruz. Dolayısıyla, bu sorunu çözmek, bana göre, bu Meclisin mecburiyeti, bu Meclisin görevi. Bu konu ciddi bir konu, bu konuda hiç kimsenin kimseyi suçlamadan çözüme katkı vermeye davet etmesi, teşvik etmesi gerekir. Biz Milliyetçi Hareket partisi olarak samimiyetle her davete icabet ederek bu konuda katkı vermeye çalışıyoruz. Ancak, değerli milletvekilleri, yani bu konuyu hafife alan arkadaşımızın kendi takdiri, bir şey söylemiyorum ama bu konuda Milliyetçi Hareket Partisini ve muhalefeti suçlamaya hakları olmadığı kanaatindeyim.
Değerli arkadaşlar, tabii ki 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (B) fıkrasına göre orman rejiminin dışına taşınan, çıkartılan arazilerin nasıl değerlendirileceği konusu bu kanunun konusu değil, bunun için bir ayrı kanun lazım ama esas mesele o. İşgalci dediğiniz insanların yüzde 98’i orman içi ve kenarında yaşayan köylülerdir, onları suçlayamazsınız. Bu işin rantını yiyen İstanbul’un, Mersin’in, Antalya’nın çevresindeki arazi işgalcilerini sorun olarak ortaya koymak Hükûmetin sorumluluğunda ama doğduğu, büyüdüğü ve doyduğu topraklarda işgalci duruma düşen köylünün sorununu burada bir suçmuş gibi ifade etmek veya bunu konuşmayı bir eksiklik gibi söylemek doğru olmamıştır.
Değerli milletvekilleri, bakınız, Sayın İktidar Partisi Sözcüsünün söylediği tespit meselesi doğru, elhak doğru; önce bu arazilerin tespit edilmesi, tescil edilmesi, ne kadar arazi var, ne durumdadır, bunun bilinmesi gerekir ki değerlendirme yapılabilsin, nasıl değerlendireceğimiz sorusunun cevabı bulunabilsin. Buna itiraz etmiyoruz ama getirdiğiniz önergeyle ihdas ettiğiniz maddede öyle hususlar ifade ediyorsunuz ki bu bir niyet sorgulamasına sebep oluyor. Diyorsunuz ki: “Fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle…” Buna hakkımız yok, bu, Anayasa’ya aykırı. Bunu Anayasa Mahkemesi iptal etti, karar burada. İşte 30/3/1993 tarih, 93/14 sayılı Karar’la, Anayasa Mahkemesi “Orman rejimi dışına çıkartılan arazilerin kadastro tutanaklarına dâhil edilmesi Anayasa’ya aykırıdır çünkü orman arazileri üzerinde zilyetlik ibraz edilmez.“ hükmü dolayısıyla iptal etti. Şimdi, siz ihdas ettiğiniz bu maddeyle bunu tekrar hüküm hâline getiriyorsunuz. Biz de soruyoruz: Niye? Göz göre göre niye?
Bir başka şey: “6831 sayılı Kanun’la veya 1981 yılından sonra orman dışına çıkartılan orman kadastro heyetleri vasıtasıyla tespit edilen arazilerde yapılacak düzenlemeler ikinci kadastro sayılmaz.” diyorsunuz. Böyle bir hükmü yazmaya niye gereklilik duydunuz arkadaşlar? O zaman, biri çıkar veya birileri çıkar, size: “Siz 1981’den sonraki orman vasfını kaybeden yerleri de bu kapsama dâhil etmek niyetinde misiniz, değil misiniz?” diye sorar. Buna niye gerek duyuyorsunuz?
Bir başka şey, yine soruldu: “Tespit ve tescil gerekliliğini ifrazla niye destekliyorsunuz?” İfrazı hepimiz biliyoruz arkadaşlar. Satacağınız malın ifrazını veya tevhidini yaparsınız. Niye?
Değerli arkadaşlar, bir başka şey: Değerli milletvekilleri, iradelerinizle kanunlaşan hususun hukuki olmak gibi bir mecburiyeti vardır. Türkiye hukuk devletidir. Anayasa Mahkemesinin kararlarına rağmen burada kanun çıkartmak, hukuk oluşturmak hukuk devleti olmak ilkesine aykırı olsa gerek ve bu bize yakışmaz.
Bir başka şey: “Bu madde kapsamındaki kadastro, ifraz ve tescil işlemleri İmar Kanunu ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’ndaki kısıtlamalara tabi değildir.” Hâlbuki bu kısıtlamalar Anayasa’nın güvencesindedir, değil mi arkadaşlar? Anayasa’nın güvencesindeki kısıtlamalardan bu getirdiğiniz maddeyi niye istisna tutuyorsunuz? Dolayısıyla, sorular cevapsız kalmaktadır.
Niyet sorgulaması yapmak istemiyoruz ama ülkenin temel sorunu, toplumun temel sorunu, halkımızın büyük kısmının temel sorunu orman rejimi dışına çıkartılan arazilerin üzerinde işgalci durumunda bir cezaya muhatap olmalarıdır. Birileri ceza görmeli, bedel ödemelidir ama orman içinde veya kenarında yaşayan insanlarımızın, bu köylerde yaşayan insanlarımızın emeğiyle ekmeğini kazandığı yaşam alanları üzerindeki işgalci vasfından, suçlamasından kurtarılması gerekir. Temel sorun budur, bu sorunu aşabilmek için ısrar ediyoruz. Önce Anayasa’nın 170’inci maddesini değiştirmemiz lazım. Yaptığınız tespit ve tescili ne için yapıyorsunuz? Bunun değerlendirilmesi için tekrar Anayasa’nın 170’inci maddesine gitmeyecek misiniz? Biz de size bunu hatırlatıyoruz: Gelin, önce bunu düzenleyiniz. Tespitini yapıp tescilini yaptığınız arazilerin değerlendirilmesi konusunda neyin olacağını, nasıl yapılacağını halkımız bilsin, insanımız bilsin. Hâlbuki siz, yani kulağı ters göstermek gibi veya birtakım niyetleri saklamak gibi, Tapu Kanunu’nda Orman Kanunu’nun çok temel bir sorununu çözmeye çalışıyorsunuz. Bunun samimiyetine nasıl inanalım değerli arkadaşlar? Polemik yaparak, nutuk atarak geçmiyor bu iş ve ben tekrar ediyorum, bu sorunun çözümünü yalnız Orman Genel Müdürlüğünden, ormancılardan beklemek hakkına sahip değiliz. Bu sorun çözülmelidir. Bu sorunun çözülmesinde arazi kadastrosunun da devreye konulmasını bazı mahzurlarıyla beraber iyi niyetli bir girişim olarak kabul edebiliriz ama ifadeleriniz var, diyorsunuz ki: “Gelir elde edilecektir.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
43 konuşma daha · 15 Ocak 2009