İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 76. BİRLEŞİM · SALI

Yurtdışı türkler başkanlığı teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı ve milliyetçi hareket partisi grup başkanvekili mersin milletvekili mehmet şandır ile tokat milletvekili reşat doğru'nun; türk dünyası işbirliği ve koordinasyon başkanlığı teşkilat ve görevleri hakkında kanun teklifi (s.s.:485)

Mehmet Şandır

Mersin Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 76. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Mart 2010 · 1.649 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Şandır (MHP), 23 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YURTDIŞI TÜRKLER BAŞKANLIĞI TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI VE MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GRUP BAŞKANVEKİLİ MERSİN MİLLETVEKİLİ MEHMET ŞANDIR İLE TOKAT MİLLETVEKİLİ REŞAT DOĞRU'NUN; TÜRK DÜNYASI İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON BAŞKANLIĞI TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.:485)); konuşma 1.649 kelime.

Mehmet Şandır (MHP, Mersin). “Yurtdışı türkler başkanlığı teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı ve milliyetçi hareket partisi grup başkanvekili mersin milletvekili mehmet şandır ile tokat milletvekili reşat doğru'nun; türk dünyası işbirliği ve koordinasyon başkanlığı teşkilat ve görevleri hakkında kanun teklifi (s.s.:485)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sandir-23-2010-03-23-yurtdisi-turkler-baskanligi-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-tasar (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Hükûmet tarafından Meclisimize sunulan Yurtdışı Türkler Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Ayrıca, aynı konuda bizim de vermiş olduğumuz bir kanun teklifi bulunmaktadır. Dışişleri Komisyonunda birleştirilerek huzurunuza getirilmiş bulunmaktadır. Bu birleştirilmiş metin üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım.

Sözlerime başlarken öncelikle dün hayatını kaybeden spor adamı, Galatasaray’ın değerli eski başkanlarından Özhan Canaydın’a şahsım ve grubum adına yüce Allah’tan rahmetler diliyorum. Tüm Türkiye spor camiasına ve Galatasaraylılara da başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısının ve katkımız olarak bizim de verdiğimiz kanun teklifinin bir başlangıç olduğunu ve geleceğe bir hazırlık olduğunu düşünüyorum, faydalı olduğuna inanıyorum; eksiklikleri varsa da ileri zaman içerisinde bunların tamamlanacağını ve Türkiye’nin geleceğinde önemli bir yapıyı kurduğumuza, önemli bir konuda bugüne kadar yapılması gerekip ertelenen, ihmal edilen, eksiklikleriyle de yapılmış olsa bu sonuca ulaşması gereken bir konuda birlikte, hayırlı, değerli bir iş yaptığımıza inanıyorum. Sözlerimin başında, bu kanun tasarısıyla kurulacak yapının ülkemize, milletimize ve amaca hizmet etmesini diliyorum.

Bu kanun, kanun tasarısında gerekçe olarak ifade edilen veya maddede amaç olarak ifade edilen üç hususu kapsamaktadır. Biri, yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının, diğeri Türk dünyası ve akraba topluluklarının… Kanunun gerekçesinde Türk dünyası ve akraba toplulukları geçiyor, kanunun başında yurt dışı Türkler, yurt dışında yaşayan Türkler ve akraba toplulukları olarak geçiyor ama kanunun amacını ve gerekçesini de birlikte okuduğumuz takdirde konu yurt dışı Türkler, Türk dünyası ve akraba topluluklar başkanlığı şeklinde anlaşılması gerekiyor çünkü kanunların gerekçeleriyle birlikte anılmaları gerekir. Bizim teklifimiz de yine Türk dünyası başkanlığının kurulması yönünde bir kanun teklifi. Birbirini tamamlayan tasarı ve teklif ama amaçları itibarıyla faydalı, değerli, doğru bir kanun.

Üçüncü husus da, Türkiye’de okuyan yabancı öğrenciler olarak kanun tasarısında geçiyor ama Türk dünyasından Türkiye’de okumak üzere getirilen öğrencileri kasteden bir amaç var.

Tüm bu üç alanda yani yurt dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, Türk dünyası ve akraba topluluklarının ve Türkiye’de okumak üzere devletimizin başlattığı -zannediyorum 1994’ten, 1995’ten bu yana devam eden- Türk Cumhuriyetleri, Türk ve Akraba Topluluklarından Öğrenci Getirilmesi Programı kapsamında bugüne kadar zannediyorum 15-20 bini bulan -sayısını tam bilmiyorum, Sayın Bakanımız, Müsteşarımız bilebilir- Türk dünyasından getirilen öğrencilerin sorunlarıyla ilgilenmek, bu sorunların çözümüne daha etkili bir yaklaşımda bulunabilmek ve bu faaliyetleri koordine etmek üzere bir başkanlık kuruyoruz, yeni bir yapılanma kuruyoruz. Bu yapılanma, bugüne kadar bir devlet bakanlığının uhdesinde, altyapısı olmayan, uzmanlarla yürütülen bir faaliyetti. Şimdi, bunu başkanlık olarak kurunca altında ilgili daire başkanlıkları, onlara bağlı uzmanlıklar, onlara bağlı müdürlüklerle gerçekten bir devlet yapısı, devletimiz içinde bir hizmet yapısı kuruyoruz ki bunu çok değerli, çok gerekli, çok önemli buluyorum ve sözün başında, bu yönde gayret gösteren, buna karar veren değerli yöneticileri, gerek Bakanıydı, gerekse diğer birimleri ve buna katkı veren komisyon başkanı ve üyelerini de kutluyorum, tebrik ediyor, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, her ne kadar kanun tasarısında bu üç amaç için böyle bir yapı kuruluyor denilmiş olsa da bu işin aslı, Türk dünyasıyla ilişkileri tanzim etmek üzere bir koordinasyon kurulu, bir başkanlık oluşturulduğu gayet açıktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de sunduğumuz kanun teklifi, Türk Dünyası Başkanlığı kurulsun… Bu Türk Dünyası Başkanlığı bünyesinde oluşturulacak birimlerle Türk dünyasına yönelik hizmetlerin daha etkili, daha verimli, takip edilebilir, sürdürülebilir, denetlenebilir ve ülkemiz açısından, gelecek açısından faydalı sonuçlar hasıl edebilir bir etkinliğe kavuşturulabilmesi için, bir koordinasyona kavuşturulabilmesi için böyle bir yapının kurulmasını amaçlayan bir kanun bu. Bu kanunun özü… Türk dünyasıyla ilgili amaçları olan, bu amaçları gerçekleştirmek üzere birimler kuran bir kanun. Bu sebeple, değerli milletvekilleri, bu Türk dünyası gerçeğini birlikte konuşmamız gerekiyor.

Aslında, komisyondaki görüşme sırasında da “Yurt dışındaki Türklerin sorunlarını görüşmek üzere böyle bir yapı kuruluyor.” denilmiş olsa da zannediyorum bazı endişelere tedbir geliştirmek açısından veya kurulurken bazı tanımları geliştirmek açsından böyle bir isim tercih edildi ama ihtiyaç olan, gerekli olan, faydalı ve doğru olan hadise, Türk dünyasıyla ilgili bir başkanlık kurmak. Aslında, bir bakanlık kurmak, Türk dünyası bakanlığı kurmak. Çünkü, bugün dünyanın çok temel gerçeklerinden biri, bu küreselleşme olgusu içerisinde bloklaşmaların dünya politikasında veya dünya dengelerinde çok önemli yeri olduğu hususudur. Bu, hiçbir şekilde, Dışişleri Bakanlığının görev alanlarına, yetki alanlarına bir müdahale değil; bu, bir koordinasyon, bu konuda yapılan çalışmaları daha etkili, daha verimli hâle getirebilmek için bir yapı kurmaktır. Daha önce devlet bakanlığına bağlı danışmanlar vasıtasıyla yönetilen, yürütülen bu çalışmaların böyle bir başkanlık altında, böyle bir başkanlığın altında kurulacak birimlerle yönetilmesi ve gerçekleştirilmesi meselesidir.

Değerli milletvekilleri, sizler de biliyorsunuz, Türk dünyası denen gerçeklik, bugün günümüz dünyasının çok önemli bir değeri hâline gelmiştir. Özellikle küresel güç adayı ülkelerin çevrelediği bir coğrafyadır Türk dünyası. Türk dünyası, coğrafyasıyla, kültürüyle, bağımsız devletleriyle, akraba topluluklarıyla, bu coğrafyaya, bu devletlere komşu dost ülkeleriyle, gerçekten günümüz dünyasının ve geleceğin çok önemli bir siyasi, ekonomik gerçekliğidir. Bunu Türkiye’nin yok sayması, bu gerçekliği görmezlikten gelmesi, hatta bu gerçekliği ifade etmekten korkması doğru bir hadise değildir. Kafamızı kuma sokmamıza gerek yok, önümüzde devasa bir Türk dünyası vardır. Yedi tane bağımsız devletiyle, sayılarını bilemeyeceğimiz çok sayıda topluluğuyla, Balkanlarıyla, Kafkasya’sıyla, Orta Asya’sıyla, Orta Doğu’suyla, tarih ve kültür yakınlıklarıyla, ekonomik iş birlikleriyle, sosyal yapısıyla iç içe geçmiş, bir bütünlük arz eden önemli bir gerçeklikle, önemli bir güçle karşı karşıyayız, bunun adı Türk dünyasıdır. Bu dünyanın geleceğiyle ilgili Türkiye’nin sorumlulukları olması gerekir. Bunu yok sayma gibi bir imkânımız yok.

Tekrar ediyorum: Yeni bir yüzyılın ilk çeyreğinde bu kadar önemli bir coğrafyanın, bu kadar önemli bir jeopolitiğin önünde bulunan, kaptan köşkünde bulunan Türkiye’nin bu gerçekliği yok sayarak gerek günümüzü gerekse geleceği tanzim edebilmesi mümkün değildir. Tek kutuplu dünya sonrasına Türkiye’nin hazırlık yapması gerekir. “Post-Amerika” dedikleri hadisenin gerçekleşeceği yönünde dünyada birçok kuruluş, birçok düşünce adamının ifade ettiği hususları bizim görmezlikten gelmek gibi bir hakkımız yok. Rusya’sıyla, Çin’iyle, Hindistan’ıyla, bu coğrafyanın etrafındaki yeni küresel güç adaylarının ve Amerika’nın… Ki bu “Post-Amerika” dediğimiz dünyada Avrupa Birliği diye bir küresel güç artık anılmamaktadır, bu gerçekliği de bu vesileyle kabul etmemiz lazım. Yani “BRIC ülkeleri.” dediğimiz, “Briket ülkeleri.” dediğimiz bu yeni dünyada “Barikat ülkeleri.” olarak anılan Türk dünyasını Türkiye olarak bizim dış politikada, ekonomide, devletler arası ilişkilerde dikkate almamız ve gereğince davranmak gibi bir mecburiyetimiz var. Bu hem küresel dünyanın gerçeğidir hem Türkiye’nin gerçeğidir. İşte, bu gerçek doğrultusunda bu küresel bir blok olan, bana göre güç olan bu Türk dünyasıyla, Türk gerçeğiyle, Türk milleti gerçeğiyle, Türk coğrafyasıyla Türkiye’nin ilgilenmesi, ilişkilerini geliştirmesi ve bu konuda birtakım yapılar kurması bir zorunluluktur, bir mecburiyettir. Bu sebeple, biz amaçları belirlenmiş, tanımlanmış, belli kısıtlamalar, sınırlamalar getirilmiş, yurt dışı Türkler diyerek Türkiye Cumhuriyetinin yurt dışında yaşayan vatandaşlarının sorunlarıyla ilgilenmek üzere bir yapı kurulmak kamuflajı altında -buna ben gerek görmüyorum- bu devasa gerçeklikle, bu Türk dünyası gerçekliğiyle Türkiye’nin sorumluluklarını, Türkiye’nin geleceğini tanzim edecek, bu yönde çalışmaları koordine edecek bir yapının kurulması gerçekten geç kalınmış, mutlaka da yapılması gereken bir zorunluluktur.

Bugüne kadar bu hizmetler tüm hükûmetler döneminde bir devlet bakanıyla yönetilmişti. Ben o dönemde, her dönemde yapılan hizmetlere çok teşekkür ediyorum. Her hükûmet, her bakan, her dönemde elinden geldiğince birtakım şeyler yaptı ama 1991’den, 1993’ten bu yana geçen şu on sekiz yıllık sürenin gerçekten yeterince ve gereğince değerlendirilebildiğini söylemek mümkün değil. Bugün Türk dünyasıyla, altı bağımsız devletiyle ve demin de söylediğim gibi, onlarca akraba toplulukla özerk, yarı özerk yönetimlerle oluşan bu devasa büyüklükle Türkiye’nin yeterince ilgilendiğini, yeterince ilişkiler kurduğunu ve bu ilişkilerin hem bu ülkelerin çıkarları için hem Türkiye’nin geleceği açısından hem de dünya barışı açısından yeterince değerlendirilebildiğini söyleyebilmek çok mümkün değil. Bu sebeple, biz kanun teklifimizde, bu amacı gerçekleştirecek birimlerin kurulmasını arzu ettik, ilave tekliflerimiz oldu. Sayın Bakanın kendince hassasiyetleri veya Sayın Hükûmetin bu noktadaki hassasiyetleri doğrultusunda, bu amaçlara da hizmet edebilecek ama kısıtlı bir yapı oluşturuluyor. Ben, buna rağmen bunun da önemli bir başlangıç olduğunu, önemli bir kazanç olduğunu, eksikliklerinin tamamlanacağını, gelecekte bunun bir bakanlığa dönüşeceğini, bunun asla böyle bir emperyal veya dostlarımıza, müttefiklerimize karşı bir iş birliği, bir hazırlık kurmak anlamı, amacı taşımadığını biliyorum veya buradan da ifade ediyoruz. Bizim birliğimiz, Türk dünyasının birliği, bu birliğin güçlenmesi, her şeyden önce dünya barışına, insanlığın huzuruna katkı verecektir. Türk dünyası diye ifade ettiğimiz bu geniş coğrafya başka sorunların da merkezidir; çevresi, terör üreten ülkelerin, olayların, örgütlerin yuvalandığı yerdir. Dolayısıyla, Türk dünyasında, Türkiye’nin önderliğinde gelişecek bu birliğin ve bu birliğin gücünün insanlığın huzuru için, dünyanın barışı için de çok gerekli, çok önemli katkılar vereceğine yürekten inanıyorum, Küreselleşme olgusuna yerel katkı vermek anlamında, böyle bir organizasyonun hiç kimseye karşı hasmane bir tavır, hasmane bir amaç taşımadığını burada hep birlikte yüksek sesle ifade ediyoruz ama kendi gerçeğimizden korkarak, kendi gerçeğimizi tanımlamaktan korkarak geleceği tanzim edebilmenin mümkün olmadığını da Türkiye’yi yönetenlerin, özellikle de siyasi iktidarın bilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu amaçla oluşturulan bu yapı içerisinde Türk dünyasından getirilen öğrenciler gerçeğini birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum. Bu konu, biliyorsunuz, 1996 yılında bir kanunla, devletimizin kararıyla başlatılmış, bugüne kadar sayısını tam bilemediğim ama çok sayıda Türk topluluğundan resmî-gayriresmî öğrenci getirilerek Türkiye’de okutulmuş, yetiştirilmiş ve kendi ülkelerine, kendi toplumlarına hizmet etmek için geri gönderilmiştir. Zannediyorum, cumhuriyetimizin şu seksen doksan yıllık ömründe geleceğe dönük en hayırlı hizmet bu hizmet olmuştur. Türk olduğunu ifade edemeyen, bulundukları ülkelerin yoğun baskısı altında kendi kimliklerini yaşatamayan, bunu ifade etmekten korkan insanların okuma imkânı bulamayan çocuklarının Türkiye’ye getirilip okutulmaları -her kapsamda okutulmaları; lisans, yüksek lisans, hatta doktora kapsamında, seviyesinde okutulmaları- mezun edilmeleri ve bunların kendi ülkelerine geri gönderilip orada kendi ülkelerine hizmet etmeleri, kendi toplumlarına hizmet etmeleri gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devletinin bana göre insanlığa da bir hizmeti olmuştur, Türk dünyasına da bir hizmeti olmuştur. Bu sebeple oluşturulan bu Başkanlığın bunu geliştirerek, ikili ilişkileri gündem maddesi hâline getirerek -hiç böyle gizlemeden, saklamadan- ülkelerin hizmetine sunmak üzere geliştirerek bu kontenjanları arttırmalarını ve mezun olan çocuklarımızın, öğrencilerimizin geleceklerini de takip ederek okutup, gönderip kayıtlarını silmeden veya bilgilerini silmeden onlarla dostlukları, onların üzerinden ülkelerle dostlukları geliştirici bir altyapı kurulmasını çok önemsiyorum, çok değerli buluyorum. Bu anlamda, Dostluk Grubu Başkanı bulunmakla övünç duyduğum, Suriye Türkmenlerine dayalı bu kapsamda getirdiğimiz öğrencilerin Suriye ile Türkiye arasındaki dostluğa ne kadar çok katkı verdiklerini bizatihi kendim bilmekteyim. O sebeple, bu öğrenci programının yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türk devletleri, Türk ve akraba topluluklarından öğrenci getirilmesi programının genişletilerek devam ettirilmesini çok önemsiyorum. Bu kurulan Başkanlık vasıtasıyla, bunun büyütülmesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 23 Mart 2010

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook