İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 18. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

8.05.2007 tarihli ve 5654 sayılı nükleer güç santrallarının kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (s.s.45)

Mehmet Şevki Kulkuloğlu

Kayseri Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 18. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Kasım 2007 · 1.201 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Şevki Kulkuloğlu (CHP), 8 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 8.05.2007 TARİHLİ VE 5654 SAYILI NÜKLEER GÜÇ SANTRALLARININ KURULMASI VE İŞLETİLMESİ İLE ENERJİ SATIŞINA İLİŞKİN KANUN VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (S.S.45)); konuşma 1.201 kelime.

Mehmet Şevki Kulkuloğlu (CHP, Kayseri). “8.05.2007 tarihli ve 5654 sayılı nükleer güç santrallarının kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (s.s.45)”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 8 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-sevki-kulkuloglu-23-2007-11-08-8-05-2007-tarihli-ve-5654-sayili-nukleer-guc-santrallarinin-kurulmasi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu duygularla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

2’nci maddeyle ilgili konuşmama geçmeden önce, dün Sayın Bakanıma sorduğum bir soruda beni hayal kırıklığına uğratan bir konu vardı. O konuda, elçiye zeval olmaz, bir not iletmek istiyorum. Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, ihaleye fesat karıştırmak ve kendisine, yakınlarına çıkar sağlamak suçlarından ceza alan bürokratların yeniden atanmasıyla ilgili Sayın Bakana bir soru sormuştum. Kendisi de burada son derece hoşgörülü bir cevap vermişlerdi ve bu cevap, maalesef, beni de, benim gibi dinleyen diğer milletvekili arkadaşlarımı ve televizyonları karşısında bizleri dinleyen, bizlere vekâlet veren halkın kendisini de rahatsız etmiş olmalı ki, Kayseri’den birtakım seçmen arkadaşlarımız beni arayarak “O zaman, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırmak suçundan ne kadar iş arayan arkadaşımız varsa Sayın Bakanın hoşgörüsüne sığınarak kendisine gönderelim, aklasınlar, iş versinler.” dediler. Elçiye zeval olmaz Sayın Bakanım, bunu öncelikle size ileteyim istiyorum.

Bu Kanun, görüşülmekte olan Kanun, nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesiyle ilgili bir kanun olup, bence öncelikli olanın bu olmaması gerektiği ve bu Kanun’un hazırlanmasından önce nükleer enerjiyle ilgili bir kanunun hazırlanması gerektiğini düşünüyorum.

Kanun’un 1’inci maddesinde belirtildiği üzere, bu Kanun sadece nükleer santral kurmak amacı gütmektedir. Bu, bir ülkenin nükleer enerji konusundaki zafiyeti olarak tarihe geçecektir. Ancak bu tasarının kanunlaşmasından sonra nükleer enerji yasasının getirilebilecek olması da Hükûmetin sanki sakladığı bir niyeti olduğunun göstergesinden başka bir şey değilmiş gibi geliyor. Önce nükleer santralin kurulmasına ilişkin bir kanun çıksın da sonra nükleer enerji yasasını da getiririz, merak etmeyin derseniz, o zaman size sorarız: Kime söz verdiniz? Bunun, yarın da çok konuşacağımız bir konu olacağından eminim. Bu, nükleer santral kurmak üzere baskı nereden gelmektedir? Bu, merak konusudur. Bunları bir kenara bıraktığınızda, eğer Hükûmetin bu Kanun’u yapmasındaki asıl niyeti dengeli ve güvenli bir nükleer enerji politikası ise önceliği nükleer enerji yasası olmalıydı. Fakat, ne yazık ki, Hükûmet, burada niyeti her neyse bu niyetine şüphe düşürür şekilde davranmıştır.

Bu konuda diğer önemli bir husus ise nükleer enerji santralinin kurulması için, bir ülkenin yakıt ve atık teknolojilerine sahip olması gerektiği gerçeğidir. Zira, nükleer enerji santrallerinin ana konuları bu iki noktada düğümlenmektedir. Ancak, maalesef, ülkemiz bu iki konuda da tecrübesiz ve bilgisizdir. Bu tecrübesizlik söz konusu Yasa’ya da yansımış, düzenleyici, denetleyici ve uygulayıcı kuruluş TAEK olarak benimsenmiştir. Yani, bu üç ayrı faaliyet üç ayrı kuruluşta olması gerekirken, tek kuruluşta birleştirilerek kilitlenmeye müsait bir sistem inşa edilmektedir. Bunu da dikkatlerinize sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Kanun’la ilgili diğer bir handikap ise, nükleer enerjinin ham maddesi olan uranyumu karşılamakta ülkemizdeki kaynakların yetersizliğidir. Sadece bir nükleer santralin ömrü kadar uranyumumuz varken, bu Kanun ile kurulmasına ve işletilmesine izin verilecek nükleer enerji santrali ancak ithal ham maddeye dayanan bir enerji kaynağı oluşturacaktır. Bu durumun, dışa bağımlı enerji politikası olan ülkemizin daha da dışa bağımlı hâle gelmesine neden olacağı açıktır.

Nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesi söz konusu Kanun’la özel şirketlere verilebilmektedir. Bu durumda devletin, bu özel şirketi seçerken çok hassas, önceden belirlenmiş ve durumun önemi karşısında ağırlaştırılmış kriterler getirmesi gerekmektedir. Ancak Kanun, bu özel şirketlerin uygunluğu konusunda seçim kriterlerini TAEK’e bırakmıştır, fakat olması gereken, bu kriterlerin Kanun’da açıkça belirtilmesidir.

Hükûmetinizin özel şirketlerin seçimindeki hassasiyetine değinmeden de geçemeyeceğim. Sayın Bakan, artık, eski alışkanlıklarını devam ettirmeyeceklerine dair burada bir söz verdi. Ancak, Türk Telekom’un özelleştirilmesinde gösterdiğiniz hassasiyeti hatırladığımda şöyle bir hatırlatma yapmak istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Telekom İdaresi gibi önemli bir kurumu verdiğimiz bir şirketi, Bulgaristan ve Arnavutluk Hükûmetleri, özelleştirme ihalelerine almakta yeterli bulmamışlardır. Bu hassasiyeti de dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Nükleer enerjinin kullanımı konusunda dünya uygulamasına bakıldığında, nükleer enerjiden vazgeçildiği görülmektedir. Örneğin Almanya, nükleer enerji santrallerinin sayısının 2020 yılına kadar azaltılacağını açıklamıştır. Nükleer enerji, çevre açısından olumsuz etkileri olabilecek bir enerji türüdür. Bunu en iyi bizim ülkemiz bilmekte, çünkü Çernobil faciası sonuçları hâlen yaşanmakta olan bir ülkedir.

Ömrünü tüketmiş nükleer enerji santrallerinin durumlarına geldiğimizde bu konunun vahameti ortaya daha da fazlasıyla çıkmaktadır. Bir nükleer enerji santralinin sökümü çok masraflı ve uzun yıllar almaktadır. Nükleer atıkların saklanması, taşınması ve yok edilmesi de keza çok masraflı ve teknik yeterlilik gerektiren bir konudur. Kanun incelendiğinde, nükleer santrallerin sökülmesi ve nükleer atıklarla ilgili maddelerde muallak ifadeler yer almıştır. Ayrıca söküm masraflarıyla ilgili olarak devlete yük getiren düzenlemelere yer verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı da Yasa’yı bu nedenle geri göndermiş. Kâr ve zarar kısımlarını çeken kişinin bunun en sonundaki maliyetine de katlanması gerektiği son derece açıktır. Bu yük hazineye devredilemez.

Nükleer enerji, yapılacak en küçük hatada dahi yıkıcı sonuçlar doğurabilecek hassas bir konudur. Bu konuda, devletin, özel şirketleri seçerken, hassas kriterler koyması, etkin denetleme mekanizmaları kurması ve konu hakkında yetişmiş bir iş gücünden yararlanması gereklidir. Bu konulardaki eksiklikler henüz giderilmemişken, nükleer santral kurulması için tehlikeli sonuçlar ortaya çıkmaya muktedir bir durum söz konusudur.

Bu Kanun için yapılan çalışmalara dikkati çekmekte yarar görmekteyim. Kanun’un yapıldığı ilk taslaktan bu yana geçen dört ayda iki önemli değişiklik yapılmıştır. Bakınız, Kanun en son Sayın Cumhurbaşkanından döndükten sonra Kanun’un tamamı görüşmeye açılmış ve komisyonda on önergeyle Kanun değiştirilmiştir. Bunun anlamı, Hükûmetin bu kadar hayati ve önemli bir konuda kesin bir politikasının olmamasıdır. Henüz daha nükleer enerji politikası kesin olmayan Hükûmet, dengeli olarak enerji üretimi artırmayı hedeflemektedir. Bu, çok ciddi bir çelişkidir. Hükûmetin derhâl yapması gereken, ayakları yere basan bir enerji politikası edinmesidir. Bu durum, ülkemiz açısından kaygı verici bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, Kanun’un 2’nci maddesi, tanımlara yer vermiştir. Bu tanımlarda iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. İlk husus, şirket tanımıdır. Şirket, santral kuran ve elektrik enerjisi üreten şirket veya şirketleri ifade etmektedir. Amaç maddesinde de, Kanun’un ilerleyen maddelerinde de, söz konusu şirketlerin sadece santralleri kurup üretim yapmadıkları, ayrıca bu enerjiyi sattıkları da belirtilmektedir. Söz konusu maddede bu hususa değinilmemesi, kanun tekniği açısından önemli bir hatadır.

2’nci maddeye, sonradan, önergeyle, TETAŞ (Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ) eklenmiştir. Kanun’un ilerleyen maddelerinde TETAŞ’a bazı yetkiler verilmiştir. Bu konuya, o maddeyle ilgili söz aldığımda değineceğim.

Burada sözlerime son verirken, iki konuyu Sayın Bakanıma hatırlatmak istiyorum: Bu enerji yasalarının Meclisten geçirilmesindeki acelemiz niye?

Komisyon sırasında “Suların Serbest Kullanımı Yasası’nı çıkardık. 1.084 projeyi hazırladık, 980 tanesini ihale ettik.” dediniz. Yeni bir milletvekili olarak ben, Meclis kayıtlarına baktığımda, böyle bir yasanın böyle bir isimle geçmediğini, Enerji Komisyonu dışında başka bir komisyonda başka bir yasa altında geçirildiğini -mayıs ayında geçirildiğini- gördüm.

Ülkede seçimlerin yaşandığı, Cumhurbaşkanlığı seçiminin, burada Başkanlık Divanı seçiminin yaşandığı ve Meclisin ara verdiği bir ortamda, maşallah, 1.084 tane projenin 980 tanesini ihale edebilmişsiniz. Bu başarınızdan dolayı sizi kutluyorum, ama, sanırım bunun sonuçları bu Mecliste, bu kürsüde çok konuşuluyor olacak. Zira, ilk komisyon toplantımızda MHP’li Sayın Tankut, size Bakanlığınızdaki birtakım yolsuzluklarla ilgili bilgiler verdiğinde, hassas davranıp takip edeceğinizi söylemiştiniz. Sanırım bu 26 kişinin tutuklanmasıyla ilgili olay da bu soruşturmanın neticesinde gelişmiştir. Ancak, Sayın Bakanım size soruyorum: Bu 28 kişi bu suçları işlerken acaba Bakanlık koltuğunda kim oturuyordu? Bunun sorumlusu sadece o suçları işleyen midir, yoksa personeline hâkim olmayan mıdır? Bu, lütfen, cevabı verilmesi gereken bir konudur.

Yine, yüce Meclise şunu da hatırlatmak istiyorum: Bu önümüzdeki Yasa’yla Sayın Cumhurbaşkanın da tarafsızlık ilkesi ilk defa test edilmiş olacaktır. Çünkü kamu kaynaklarının israfı konusunda bir önceki Cumhurbaşkanının geri çevirdiği bir maddeyi, aynen, çok ufak değişikliklerle buradan sizin çoğunluğunuzla geçireceğiz. Bakalım Sayın Cumhurbaşkanı tarafsızlık ilkesine dayanarak nasıl bir cevapla bunu cevaplandıracak, merak ediyoruz, onu da test etmiş, görmüş olacağız.

Bu duygularla yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

122 konuşma daha · 8 Kasım 2007

122 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook