İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 56. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

Mehmet Vedat Melik

Şanlıurfa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 56. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Şubat 2005 · 1.483 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Vedat Melik (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.483 kelime.

Mehmet Vedat Melik (CHP, Şanlıurfa). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-vedat-melik-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 15 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen ve içinde "tarım" lafı geçen her türlü yasa teklifi, soru önergesi veya araştırma önergeleri, hem biz hem de ülke nüfusunun büyük bir kısmını oluşturan çiftçilerde umut ve heyecan yaratmaktadır. Yalnız, kimse yanılmasın; çiftçilerde uyanan bu umudun nedeni, yaşam düzeyimizi nasıl yükseltiriz diye değil, çoluk çocuğumuzun günlük yaşamını acaba sürdürebilir miyiz, tefecinin elinden nasıl kurtuluruz, acaba bu değişiklikler sonucunda çağdaş dünyanın olanaklarından asgarî ölçüde yararlanma imkânı doğacak mıdır diye umutlanmaktadırlar; ama, bunların hepsi, maalesef, boş umutlardır; çünkü, son yirmi yıldır tarım sektöründe çok ciddî bir gerileme yaşandığı, tarımın çağdaş dünya düzeyine çıkarılması için ciddî kararlar alınamadığı veya bu kararlarla ilgili olarak ciddî bir kaynak aktarımı yapılamadığı, herkesin bildiği ve kabullendiği bir gerçektir; ama, bunun yanında, iki yıldır iktidarda olan ve büyük ölçüde kırsal kesimde yaşayan, geçimini tarımdan sağlayan insanların büyük desteğiyle seçilen bu hükümet tarafından da hiçbir şey yapılmadığını hayal kırıklığıyla görmüşlerdir.

Ülke ekonomisine yıllardır en büyük kaynak aktarımını sağlayan tarım sektörü ve dolayısıyla çiftçiler, maalesef, bu fedakârlıklarının karşılığını hak ettikleri oranda alamamışlardır. Bugün de artarak devam eden bu durumun, elbette ki, en büyük sorumlusu karar verme durumunda olan yöneticiler, yani, hükümetlerdir; çünkü, ülkemizde tarım, genelde köylülükle özdeşleştirilmiştir. Tarım denilince, akla, hiçbir altyapısı olmayan veya eksik olan kırsal alandaki yaşam şartları gelmektedir. Dolayısıyla, olaya tarımsal üretimden ziyade bir köylülük meselesi olarak bakılmış ve sanki, toplumun üretken kesiminin ürettiklerini emen, çalışmayan, bazı basın mensuplarının dediği gibi, yılda sadece yetmiş gün çalışıp, diğer günlerde sırtüstü yatan insanların oluşturduğu bir sektör olarak bakılmıştır. Bu konu, özellikle de destekleme primleri gündeme geldiğinde daha çok dile getirilmiştir. Dolayısıyla, bizim, öncelikle, bu önyargıyı kırmamız gerekmektedir.

Aslında, bu yaklaşım, belki de kendi mantığı çerçevesinde doğrudur; çünkü, dediğim gibi, Türkiye'de tarımla ilgili birçok resmî kurum, fakülte, sektörle ilgili sivil toplum örgütlenmesi olmasına rağmen, henüz gerçek anlamda çiftçilik diye bir meslek yoktur; çünkü, topluma, tarımsal faaliyetlerin ülke için önemi tam anlatılamamış; dolayısıyla, tarım sektörünün rehabilitasyonu konusunda ciddî bir konsensüs sağlanamamış; bu nedenle de, tarım sektörünün sorunlarının çözümü için ciddî anlamda ne karar alınabilmiş ne de kaynak aktarılabilmiştir; ama, tarımı bilen-bilmeyen herkesin bildiği bir şey vardır; tarımla uğraşan nüfus derhal yüzde 20'lere, yüzde 10'lara ve yüzde 5'lere çekilmelidir; ama, bunun nasıl olacağı, bu insanların nerede, nasıl istihdam edilecekleri hiç önemli değildir. Nüfusun çok küçük bir bölümünün tarım sektöründe çalıştığı gelişmiş ülkelerde, tarıma dayalı sanayilerde ne kadar insanın çalıştığını sorma ve inceleme lüzumunu bile hissetmemektedirler. Kimyanın, genetik biliminin ve birçok sanayi ürününün tarımsal araştırmalar nedeniyle geliştiğinin de farkında değildirler. Zaten, dikkat ederseniz, yıllardan beri, medyada, özellikle televizyonlarda tarımla ilgili ciddî bir yayın da yoktur. Sadece devletin resmî kanalında, sabahları, şehirde yaşayan insanlara göre biraz erken saatlerde, kısa bir tarım programı vardır.

Tarımı kalkındırmak için, toplum olarak, öncelikle, bu işe inanmamız gerekir; ama, tarım hakkında bu küçümseyici düşüncede olanların, bugün, ülkemizde sahip olduğumuz, başta otomotiv ve dayanıklı tüketim malları sanayii ile ihracatımızın en büyük rakamını oluşturan ve birçok insanımızın çalıştığı tekstil sektörü ile güzelim kıyılarımıza yaptığımız turistik tesislerimizin de finans kaynağının elli yıldır tarım sektörü olduğunu unutmamaları gerekir; yani, kısacası, tarım sektörü ve bu sektörde çalışan çiftçiler, aslında diğer sektörlere de katkı sunmaktadırlar. Şu anda görüştüğümüz yasa tasarısı bile, bu görüşün en basit bir örneğidir. Tasarı, doğrudan tarım ürünlerinin depolanmasıyla ilgilidir; ancak, başta tarıma dayalı sanayileri, ticareti ve bankacılığı ilgilendirdiği için, Tarım Komisyonu tarafından değil, en son, Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Komisyonu tarafından Genel Kurula getirilmiştir.

Şimdi, yasa taslağının gerekçesine baktığımız zaman, 22 nci Yasama Döneminde, bu çatı altında görüşülen ve kabul edilen tüm önemli yasa tasarılarında olduğu gibi, hemen, ABD veya Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalardan bahisle, ülkemizde sözde uygulanmakta olan tarım reformunun başarılmasında önemli katkıları olacak bir yasa tasarısı denilmektedir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, biz, gerçekten tarımda reform yaptığımızı mı sanıyoruz, yoksa tarımı yok etme operasyonu mu yapıyoruz? Bana göre bu, çok önemli bir sorudur; çünkü, eğer karar verici organ aldığı her yanlış kararın doğru olduğuna inanıyorsa, o zaman olay daha da vahimdir. Ben, bu Meclis çatısı altında bulunan, tarımla ilgisi olan ve olmayan bütün arkadaşlarımızın, tarımın sorunlarını, çiftçinin özellikle son iki yıldır getirildiği durumu çok iyi takip ettiklerini biliyorum ve onların da şimdiye kadar yapılan yasa değişikliklerinin reformla ilgisi olmadığına inandıklarından eminim. Elbette ki, hiçbirimiz, Türkiye gibi büyük ve nüfusu yoğun bir ülkenin tarımla kalkınacağını iddia edemeyiz; ama, 70 000 000'luk bir ülkenin öncelikle kendi karnını doyurması gerektiğine de hiçbirimiz itiraz edemeyiz. Ayrıca, Türkiye, başta istihdam olmak üzere birçok sorununu çözmek için tarıma dayalı sanayilerini kurmak, kurulmuş olanları geliştirmek zorundadır; ancak bu şekilde insanları kırsal yaşamın zor şartlarından kurtarabilir, iyi bir eğitim almalarını sağlayabilir.

Değerli arkadaşlar, kısacası, bütün bu saydıklarımdan daha önemlisi de, Avrupa Birliğine tam üyelik sağlansa bile, ülkemiz için tarım, daha, uzun yıllar sosyal bir sorun, kırsal kalkınma sorunu olarak devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında da söylediğim gibi, Türk tarımına yapılacak her türlü yeniliğe açığız. Bu yenileme arzusu ve çabası kimden gelirse gelsin canı gönülden desteklemek zorundayız; bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır; ama, bizim bazı şartlarımız vardır. Aslında bu şartlar, Cumhuriyet Halk Partisinin değil, muhalefet olarak temsil etmeye ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde onların sesi olmaya çalıştığımız Türk çiftçisinin şartlarıdır.

Eğer tarımı çağdaş bir düzeye taşımak adına çabalıyorsak, ülke ekonomisini doğrudan etkileyecek kararlar alacaksak, ivedilikle kendi ihtiyaçlarımızı ve önceliklerimizi tespit edelim, ona göre değişime gidelim. Elbette Avrupa Birliği normlarına uymaya çalışalım. Ülkemizin bütün sektörleri gibi tarımımızı da dünyanın gelişmiş ülkelerindeki seviyeye çıkarmalıyız; ancak, bunu yalnız lisanslı depoculuk meselesinde değil, çiftçinin kullandığı temel girdilerde Avrupa Birliği ülkelerinin sağladığı destekleri biz de sağlayarak yapalım. Gelin, tarımda kullanılan mazottan hiç vergi almayalım. Zaten, seçim dönemi sırasında, hükümetin mazot fiyatlarını ucuzlatacağı yönünde çiftçiye sözü olduğunu, sanırım hepiniz hatırlıyorsunuz. Şimdi, bakın, havacılık sektörü için, deniz taşımacılığı için ucuz akaryakıt sağlayabiliyorsunuz da, tarım sektörü için niye sağlayamıyorsunuz?! Tarım sektörünün ülke ekonomisine katkısı diğer sektörlerden daha mı azdır?!

Değerli arkadaşlar, depoculuğu geliştirelim, çağdaş bir düzeye getirelim diyorsunuz. Peki, neyi, hangi ürünü depolayacaksınız?.. Hangi çiftçinin elinde pamuk kaldı?.. Hangi çiftçide buğday var?.. Türkiye'nin birçok bölgesinde hububata üst gübre atma zamanı geldi. Acaba, Türkiye'de çiftçilerden kaçının depolarda malı var da, o depodaki ürünü teminat göstererek gübre alabilecektir?.. Bütün bunları bildiğinizi ben de biliyorum; ama, sorunun çözümü için herhangi bir çare üretmiyoruz. Birbuçuk ay sonra Türkiye'nin birçok bölgesinde pamuk ekimi başlayacak. Hangi çiftçi bu şartlarda, bu fiyatlara pamuk ekebilecektir?.. Eğer amacımız ithal pamuğu depolamaksa, onun zaten kalitesi ve tonajı bellidir ve gemilerden indirildikten sonra hemen tekstil fabrikalarının depolarındaki yerlerini almaktadır.

Hükümetin değerli bakanları her konuşmalarında, Meclis gündemine getirdikleri her yasa tasarısının gerekçelerini sayarken Avrupa Birliği normlarından söz etmektedirler. Ülkemizin kısa ve orta vadede yaşamını nasıl sürdüreceğini hiç hesaplamamaktadırlar. Peki, şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı kanunlaştıktan sonra, lisanslı depoculuk sistemi tamamen yerleşinceye kadar çiftçinin durumu ne olacaktır? Hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda, 302 olan Toprak Mahsulleri Ofisi alım merkezi sayısını 210'a indirdiğimiz zaman, çiftçi malını nerede saklayabilecektir? Geçen yıl, Bozova ve Ceylanpınar ofislerini kapattınız; bu bölgede çiftçilerin mallarını nereye verdiklerinden kimsenin haberi var mı acaba?

Değerli arkadaşlar, aslında mesele şudur: Türkiye gibi kullanılabilir su ve toprak kaynakları fazla olmayan bir ülke, en azından kendi karnını doyurabilmelidir; başka ülkelerden tarımsal ürün alma zorunluluğunda kalmamalıdır. Gelişmiş ülkelerin tarım sektörüne verdikleri önemin ana sebebi de budur. Bu nedenledir ki, gelişmiş ülkelerde tarımla uğraşan nüfus yüzde 5'lerin altına düşmesine rağmen, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine çok önem vermektedirler. Bunun en basit örneğini de tütün ve mısırda görüyoruz. Avrupalıların sigaraya karşı verdikleri mücadele ortadayken, yine de tüm Avrupa Birliğindeki 150 000 dekarlık tütün ekim alanını korumaya devam etmektedirler. Mısırda ise, örneğin Fransa, bir mısır yetiştiricisi ülke sayılabilecekken, şeker üretiminde mısırdan elde edilen tatlandırıcı oranını yüzde 5'lerde tutmakta ve şekerpancarı ekim alanlarının her şeye rağmen korunmasını istemektedir.

Sayın milletvekilleri, bir de kısaca pamuğa değinmek istiyorum. Pamuk, ülkemizin en önemli ürünüdür; çünkü, pamuk demek, tekstil sanayii demek, ihracat ve döviz demektir. Şanlıurfa İli, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu pamuğun yarısından fazlasının üretildiği bir ildir. Şanlıurfa'da, başta Harran Ovası olmak üzere, pamuk, hem bölge halkının ana geçim kaynağıdır hem de bölgede yeni gelişmeye başlayan pamuklu sanayiin hammaddesidir. Ancak, pamuğun fiyatı, hâlâ, 580 000 liradır; yağmur yemiş pamuğun fiyatı da 300 000 lirayı geçmemektedir. Hiçbir çiftçi borcunu ödeyememektedir. Binlerce çiftçi ya icralık olup cezaevinin yolunu tutacaktır veya yeniden tefecinin eline düşerek bir sonraki yıl arazisini de kaybedecektir. Pamuk para etmediği için, tarım işçileri de Türkiye'nin değişik yerlerinde çalışmak üzere evlerinden barklarından ayrılmakta, ilköğrenim çağındaki çocukları da okulu bir yana bırakmaktadırlar. Bunun yanında, başlarına her türlü felaket de gelmektedir. İşte, bunlardan en basiti, Urfa Merkez Keçikıran Köyünde ikamet eden ana, baba ve 5 çocuktan oluşan bir aile, geçtiğimiz ay bir trafik kazasında tamamen yok olmuşlardır.

Değerli milletvekilleri, tarımda reform yapalım diyorsunuz. Tarımda çağdaş ülkeler gibi olalım diyorsunuz. O halde, gelin, tekrar söylüyorum, tarımda kullanılan mazottan vergi almayalım. Gelin, sulamada kullanılan elektrik enerjisi fiyatını, cazibeli sulamada dekar başına alınan fiyata düşürelim; çok yüksek fiyatlarla satıldığı için biriken elektrik borçlarının faizlerini tamamen affedelim ve bu konuda hemen yasa değişikliği yapalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 9 Şubat 2005

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook