İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 110. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Töre ve namus cinayetler ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/148,182, 187, 284, 285) nolu meclis araştırma komisyonu raporu hk.(s.s1140)

Mehmet Vedat Melik

Şanlıurfa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 110. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Haziran 2006 · 940 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Vedat Melik (CHP), 1 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÖRE VE NAMUS CİNAYETLER İLE KADINLARA VE ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDETİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN (10/148,182, 187, 284, 285) NOLU MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORU HK.(S.S1140)); konuşma 940 kelime.

Mehmet Vedat Melik (CHP, Şanlıurfa). “Töre ve namus cinayetler ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/148,182, 187, 284, 285) nolu meclis araştırma komisyonu raporu hk.(s.s1140)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-vedat-melik-22-2006-06-01-tore-ve-namus-cinayetler-ile-kadinlara-ve-cocuklara-yonelik-siddetin-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; töre ve namus cinayetleri ile kadına ve çocuğa yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde kişisel görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; öncelikle Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, herkesin doğuştan sahip olduğu kabul edilen temel hak ve özgürlükleri ifade eden "insan hakları" kavramı zamanımızda özel bir önem ve değer kazanmıştır. Çağdaş, demokratik, hukuk devletlerinde yasalar önünde eşitlik, düşünce özgürlüğü, tüm yurttaşlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması, eğitim, sağlık, çalışma, ekonomik ve sosyal yaşamda her türlü ayırımcılığın önlenmesi, insan haklarına saygının temel göstergesi olmuştur. Bu bakımdan, bir ülkede insan haklarına gösterilen saygı, o ülkenin sosyal gelişmişlik düzeyinin ve demokratikleşmesinin ölçütü durumuna gelmiştir. Dolayısıyla, bütün uluslararası insan hakları belgelerinde, tüm insanların onur ve haklar bakımından eşit ve özgür doğdukları, herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklere hiçbir ayırım gözetilmeksizin fırsat eşitliği çerçevesinde sahip olduğu ve cinsiyete dayalı ayırımcılığın kabul edilmezliği ilkeleri benimsenmiştir.

Ülkemizde de, başta Anayasa ve tüm yasalarımızda olmak üzere kadın-erkek eşitliği güvence altına alınmıştır; ancak, yasalarımızda görülen kadın-erkek eşitliğinin toplumsal yaşama aynı paralelde yansıması konusunda halen önemli sorunlar yaşanmaktadır. Fakat, tarihsel süreç içinde bakıldığında, hakların varlığı ile kullanımı arasında her zaman kadınlar aleyhine belirgin bir ayırım olduğu görülmekte ve bu ayırımcılık, günümüzde de değişik alanlarda ve boyutlarda devam etmektedir. Aslında, bir ülkede eğitimde, sağlıkta, ekonomide, sosyal, kültürel ve siyasî yaşamda var olan sorunlar, o ülkede yalnız kadınları değil, kadın, erkek herkesi olumsuz etkilemektedir; ancak, kadınların bu sorunlardan daha yüksek oranlarda etkilendiği de açık seçik ortadadır.

Değerli milletvekilleri, bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilmesi gereken kadına ve çocuğa yönelik şiddetin nedenlerini yukarıda sayılan temel sorunlardan bağımsız olarak düşünmek olanaksızdır. Bu nedenle, toplum katmanları arasındaki ekonomik eşitsizliklerin, yoksulluğun ve işsizliğin yüksek olduğu kesimlerde bütün şiddet şekillerinin yanı sıra çocuğa ve kadına yönelik şiddetin de büyük ölçüde arttığı, hatta, kadının en temel hakkı olan yaşam hakkını ortadan kaldırdığı görülmektedir. Şiddetin her tipi, şiddet kurbanı başta olmak üzere, bütün tarafların fiziksel, ruhsal ve sosyal durumunu tahrip etmektedir, yok etmektedir. Başta bireyin sağlıklı gelişimi, devamında da sağlıklı bir toplumun oluşumu için toplumsal cinsiyet ayırımcılığının ortadan kaldırılması bir önkoşul olmalıdır.

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması yönünde, kadınların ekonomik, sosyal, kültürel ve politik karar verme süreçlerinde tam ve eşit paya sahip olmalarını sağlayarak, toplumun ve özel yaşamın bütün alanlarına aktif katılımlarını önleyen engelleri ortadan kaldırmayı hedefleyen dünya kadın konferansları yapılmaktadır. En son 1995 yılında dördüncüsü Pekin'de yapılan Dünya Kadın Konferansında, ülkemiz, Eylem Platformuna ve Pekin Deklarasyonuna hiç çekince koymadan kabul etmiş ve ayrıca, 2000 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere taahhütlerde bulunmuştur. Ancak, 1995 yılından 2006 yılına gelindiğinde, onbir yılda bu taahhütlerin yaşama geçirilmesinde ne kadar yol alındığının tartışılması, alınması gereken önlemlerin ve sorunların aşılmasında ne kadar samimî olunduğunun bir kez daha gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Günümüzde sağlanan gelişmelere bakıldığında, ülkemizin, hem eylem planının gereklerini yerine getirmede hem de söz konusu taahhütleri gerçekleştirmede yetersiz kaldığı görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, eğitimin temel bir insan hakkı olduğu, eşitlik, kalkınma ve toplumsal barışın sağlanıp sürdürülmesi, üretken ve kaliteli bir yaşamın gerekli önkoşulu olduğu bir gerçektir. Ülkemizde, halen 5 kadından 1'i okuma yazma bilmemekte, eğitim çağında bulunan 6 ilâ 14 yaş grubunda bulunan 640 000'den fazla kız çocuğu okula gitmemektedir. Yine, ilköğretimin ikinci basamağı olarak nitelendirilecek olan 11-14 yaş grubunda bulunan 117 000 kız çocuğu da okula gidememektedir. Tüm çocukların zorunlu olarak temel eğitimden geçirilmeleri yasal bir zorunluluk olmasına rağmen, halen, binlerce kız ve erkek çocuğu eğitim dışı kalmaktadır. Bunun için alınması gereken önlemler de, maalesef, gözardı edilmektedir.

Yoksulluğun giderek yaygınlaştığı günümüzde, kadının çalışma yaşamına katılımını ve eğitime devamını sağlamak üzere devletin kreş, gündüz bakımevi gibi sosyal destek hizmetlerini vermesi gerekmektedir. Ancak, görülmektedir ki, devlete ait kreş ve gündüz bakımevlerinin sayısında bir artış olmadığı gibi azalma vardır. Bu da göstermektedir ki, çocuğun yetiştirilmesi ve kadının çalışma yaşamına katılımını destekleyen bir devlet politikası bulunmamaktadır.

Şiddet hareketleri kadınların ve çocukların hayatına korku ve güvensizliği sokmakta, kadını, toplumsal yaşamın her alanında başarısız kılmaktadır. Toplumun yarısını oluşturan kadınların büyük bir bölümünün şiddete uğrayarak sağlıksız bireyler olmaları dolayısıyla, dengesiz ve sağlıksız bir toplumun oluşmasına neden olmaktadırlar.

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin önemli araçlarından olan kadın sığınma evleri, nitelik ve nicelik açısından ülke ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır.

Yine, yeni yasal düzenlemelerle yetki ve görevleri artan belediyelerin vatandaşa doğrudan ve hızlı biçimde hizmet verme imkânına sahip olmaları, kadına yönelik doğrudan hizmet vermelerini mümkün kılmaktadır. Kadına yönelik olarak verecekleri hizmetler, kadınların her alanda ilerlemesine doğrudan katkı sağlayacak düzeydedir. Ancak, yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana, kadına yönelik olarak ülke düzeyinde belediyelerce yaşama geçirilmiş herhangi bir çalışmanın yapılmadığı ya da hizmetlerin çok yavaş ilerlediği görülmektedir. Şimdiye kadar ancak bir belediye tarafından sığınma evi hizmetinin sunulduğu bilinmektedir.

Şiddet bir eylem biçimi olarak yaşamın her alanından soyutlanmalı ve hiçbir argümanla meşrulaştırılmamalıdır. Şiddetin her türüyle mücadele edilmelidir. Ülkemizde namus meselesi, aile içi anlaşmazlıklar, kan davası ve bunun gibi gerekçelerle cinayetler de işlenmektedir. Bu cinayetlerin hedefini de, maalesef, çoğu kez kadınlar oluşturmaktadır; ancak, bu cinayetleri töre kavramıyla açıklamaya çalışmak, bizi toplumsal cinsiyet eşitliği sorunundan uzaklaştırarak, kadına yöneltilen şiddetin bir mazereti olarak gösterilen bir noktaya odaklayacak ve bu sorunu bir bütün olarak görmemizi engelleyecektir.

Bir sosyal sorun olan kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için, gerçek nedenlerinden uzaklaşmadan, olayın bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Komisyon çalışmaları esnasında da bu görülmüştür. Devletin en üst organı tarafından kadına yönelik şiddetin önemli bir sosyal sorun olarak görülerek bir araştırma komisyonunun kurulması, elbette çok önemli bir gelişmedir. Bu, ülkemizde kadına yönelik şiddetin varlığının en üst noktada kabul edildiğinin bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, araştırma komisyonlarının kurulması, platformların oluşturulması ve buna bağlı olarak çıkan raporların plan ve politikalara yansımadığı, kısa, orta ve uzun vadeli eylem planı olarak uygulamaya geçirilemediği sürece çok anlam ifade etmeyecektir, doküman olarak raflardaki yerini alacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 1 Haziran 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook