Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)
Kastamonu Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 107. Birleşim · 3. yasama yılı · 2 Haziran 2005 · 1.343 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Yıldırım (CHP), 2 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.879)); konuşma 1.343 kelime.
Mehmet Yıldırım (CHP, Kastamonu). “Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 2 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-yildirim-22-2005-06-02-tarim-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-879 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM (Kastamonu)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Gerçekten, Türkiye'nin ihtiyacı olan, tarım kesiminin ihtiyacı olan bir kanun tasarısını konuşuyoruz. Şimdiye kadar geç kalmış bir tasarı. Bu tasarıyla ilgili, elbette, belirli eleştiriler komisyonlarda oldu, değerli arkadaşlarım düşüncelerini anlattılar; ama, bu tasarıyı, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi grupları ortak çıkarıyor. Bu tasarının Türkiye'ye, Türk çiftçisine hayırlı olmasını diliyorum.
Bu tasarıda eksik gördüğümüz durumları ve şu anda çiftçimizin içinde yaşadığı, Türkiye'nin tarımının da içinde bulunduğu durumları da anlatmakta yarar görüyorum.
Değerli arkadaşlar, bu tasarıda zorunlu sigorta getirilmiyor. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, zorunlu sigortanın getirilmesini, devlet olarak da katılım miktarının artırılması taraftarıyız. Nasıl, Batı ülkelerinde, Avrupa ülkelerinde, Amerika'da, İspanya'da, Avrupa Birliğine girmeyi amaçladığımız ve o noktada mesafe aldığımız günlerde, Türk çiftçimizin de, Avrupa Birliğinde bulunan ülkelerdeki çiftçiler kadar, İspanya'daki çiftçi kadar, Fransa'daki çiftçi kadar, Hollanda'daki çiftçi kadar, Amerika'daki çiftçi kadar desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Oralarda destekleme yüzde 50'ler ile yüzde 75'ler arasında olurken, bizim verdiğimiz destek yüzde 5. Diyeceksiniz ki, var da vermiyor muyuz!
Değerli arkadaşlar, gerçekten, hükümetin de bu konuda vermek istediğini biliyorum. Haksızlık etmek doğru değildir. Haksızlık etmemeyi düşünüyorum; çünkü, bizden önce Türkiye'yi yönetenlerin Türkiye'yi ne hale soktuğunu biliyoruz. Yani, Türkiye'de, bankaların nasıl hortumlandığının, onlara nasıl göz yumulduğunun, şimdi o bedeli bütün Türkiye'nin, çiftçisiyle, işçisiyle, memuruyla, iktidarıyla, muhalefetiyle nasıl ödediğimizin de farkındayız. Eğer, bunu, doğru olarak, sadece muhalefet anlayışıyla bu kürsüden dile getirirsek, inandırıcı olmadığımızı veya inandırıcı olamayacağımızı düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bakın, şu anda, Türk çiftçisinin durumu çok sıkıntılı ve az önce değerli milletvekillerimiz de izah ettiler. Bu sigorta yasasıyla birlikte, 2090 sayılı Yasanın da değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bununla ilgili, ben, 30.12.2004 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisi Kastamonu Milletvekili olarak verdiğim ve bütün milletvekillerimizin imzaladığı, dün de Sayın Gündüz'le paylaştığım ve Sayın Bakana da ifade ettiğim, 2090 sayılı, Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunda değişiklik yapılmasıyla ilgili teklifimin gündeme alınması gerektiğini söylüyorum. Burada istediğimiz nedir; 2090 sayılı Yasanın 2 nci ve 3 üncü maddelerinde, bütün canlı ve cansız varlıkların tabiî afetler neticesinde… Tabiî, yağmur yağıyor, bereket getiriyor, dere yataklarındaki feyezan veya barajlarda gerekli taşkın korumayla ilgili tedbirleri almamışsak felakete dönüşebiliyor. Dolu yağıyor, dolu yağışı karşısında çiftçilerimiz ürününü kaybediyor… Herhangi bir ürünün yüzde 40'ını kaybettiği zaman, çiftçimize afetten dolayı yardım yapılması öngörülüyor yasada. Türkiye, 2004 yılında, 2 milyar doların üzerinde, tabiî afetten zarar görmüştür, bunun şimdiye kadar sadece yüzde 15'i karşılanmıştır; ama, eğer böyle bir tasarı getirilirse, herhangi bir ürünün yüzde 40'ını kaybederse, örneğin buğday veya başka bir ürünü yüzde 40 oranında zarar görürse, afet bölgesi ilan edilmesine gerek kalmaksızın, 2090 sayılı Yasanın 2 nci ve 3 üncü maddelerinde değişiklikle bu işin çözüleceğine inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar, burada bir kaynak da önerdik; kaynak da şu: Çiftçimize, dönüm başına doğrudan gelir desteği ödüyoruz. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesinden yüzde 10 kaynak aktarıyoruz fona; bunu yeterli görmüyoruz. Mademki biz insanız, mademki biz Müslümanız, mademki biz İslamız, dayanışma bizde ön plandadır, yardımlaşma ön plandadır. Bunun gereği de... Doğrudan gelir desteğinden yüzde 5 kesinti yapılması ve fona aktarılmasıyla önemli bir kaynağı da tarım sigortasıyla birlikte getiriyoruz. İnşallah, bu konuda gruplar anlaşır, inşallah, Sayın Bakan da bu konuya destek verir; şu anda Türkiye'nin her yerinde -Kastamonu'da, İzmir'de veya başka yerlerde- yağmurdan, sel felaketinden, doludan zarar gören, afete uğrayan vatandaşlarımızın bu derdine çare oluruz.
Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye'de tarım sıkıntıda. Ben, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü'yü gerçekten çok seviyorum. Çok düzgün bir adam. Bilim adamı, ilim adamı, mutedil bir insan, iyi niyetli bir insan, tarımın sorunlarını gerçekten çözmek istiyor, çözmek için elinden gelen bütün gayreti gösteriyor; ama, kaynak yok arkadaşlar. Tarım Bakanı "tarımı destekleyeceğim" diyor; Başbakan, bir başka yerde "yeter, ne istiyorsunuz" diyor, çiftçiyi azarlıyor. Sanki, o anda içim, böyle, gık diye gidiyor; Başbakan çiftçiyi azarlamamış, Tarım Bakanını azarlamış gibi hissediyorum; çünkü, Tarım Bakanı çiftçinin sorununu çözmek istiyor. Akaryakıta destek diyoruz, çiftçiye destek diyoruz; bir bakıyorsun, Tarım Bakanının karşısına IMF dikiliyor, Maliye Bakanı dikiliyor. Bunu çözmenin yolu ne? Hükümet "biz IMF'ye teslim olmayacağız" diye taahhütte bulundu arkadaşlar. IMF'ye teslim olmayacağız politikasıyla, bu millet sizi iktidar, bizi de muhalefet yaptı.
Bakın, hayvancılığı destekleyeceğiz diyoruz. Sayın milletvekillerim burada, Kastamonu milletvekilleri burada, Sayın Tayyar Altıkulaç burada. Geçen pazar günü Devrekânî'nin pazarındaydım; sokak sokak dolaştım, hayvan pazarına gittim, hayvancılarla konuştum. Nedir durumunuz... Halimiz perişan diyorlar. Peki, hayvan pazarında vatandaşın, çiftçinin hali perişan olunca, Devrekânî pazarında çiftçiden geçinen esnafın durumu ne; onlar da "perişanız" diyorlar; birbirine bağlı.
Değerli arkadaşlar, Daday'a gittim. cumartesi günü Daday İlçesinde dükkân dükkân dolaştım, pazar yerini dolaştım, esnafı tek tek dolaştım, oy veren, vermeyen herkesin elini sıktım. Ne durumdasınız... "Perişanız, Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve hükümetten bir talebimiz var. Bize tavla yollayın; ama, eğlence vergisinden muaf olsun; yani, şimdi yapacak bir işimiz kalmadı" diyorlar. Esnaf bu durumda, çiftçi bu durumda. Peki, bunun sebebi ne? Diyorum ki, geçen sene çiftçi gayet iyi gidecek, toparlayacak diye bakarken, Sayın Bakan birtakım laflar söyledi "El insaf!.. Büyük gayret içindeyiz, size büyük hizmetler ediyoruz, gözünüzü toprak doyursun" dedi. Acaba, böyle bir beddua, vatandaşımın topraktan elde ettiği ürünler para etmesin anlamında mı oldu?.. Sayın Bakanım, en yakın bir zamanda bu konuda ne yaparsın; yani, bir dua mı edersin, bu lafı geri mi alırsın… Bu çiftçinin hali düzelir mi diye düşünüyorum. İsterseniz, bizim Kastamonu'da Şeyh Şabanı Veli Hazretleri adında büyük bir evliya var, birlikte oraya gidelim, bir dua edelim, çiftçimizin durumu düzelsin diye düşünüyorum.
Arkadaşlar, bakın, hepiniz diyorsunuz ki: "Mehmet Yıldırım konuşuyor, Mehmet Yıldırım konuşurken, Kastamonu akla geliyor, Kastamonu akla gelince de, Kastamonu'nun Taşköprü sarmısağı akla geliyor. Bunu da konuşacak mı." Evet, evet, konuşacağız.
Bakın, bu belge, Tarım Bakanlığından alınmış bir belge. 2003 yılında 4 582 ton ithal izni verilmiş, Türkiye'ye, 1 700 ton girmiş; 2004 yılında 2 200 ton civarında ithal izni alınmış, 250 ton girmiş; 2005 yılının 1 inci ayından Mayıs ayının 25'ine kadar 98 ton girmiş, 98 ton ithal izni alınmış, 16 ton girmiş.
Değerli arkadaşlar, buradan hükümete… Burada, Mecliste yapmış olduğumuz çalışma neticesinde, milyonlarca doları, 5 000 000 doları... Türk çiftçisine katkı vererek, Çin sarmısağını Türkiye'de kullanmayan, Babaeski sarmısağını yiyen, Babaeski sarmısağının ötesinde Balıkesir sarmısağını yiyen ve Kastamonu sarmısağını tüketen Türk Halkına ve siz, destek veren bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Şimdi, Sayın Bakandan şunu istiyorum: Dün dedi ki: "Pamukçuya destek verdik." Verilsin, karşı çıkan yok. Sarmısakçıya da destek istiyorum Sayın Bakan. Hak istiyoruz, hak! Tosya'nın pirinç üreticisine, Boyabat pirinççisine, Samsun'un Terme pirinççisine, Edirne'nin pirinççisine de destek istiyoruz; çünkü, Türkiye'de 220 000 ton üretim var, 550 000 ton tüketim var, 350 000 tonluk ithalatı ihracata dönüştürmek veyahut da ithalatı sıfıra indirmek için desteklemeye ihtiyacımız var. Bunun sözünü sizden istiyorum. Sarmısakta ihracat için ve pirinçte de ithalatı önlemek için desteklenmeye ihtiyacımız olduğunu biliyorum.
Değerli arkadaşlar, bakın, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, Genel Başkanımız da dahil, buğday fiyatları üzerinde, destekleme fiyatları üzerinde ısrarla duruyoruz. Buğdayın fiyatı 280 000 lira. Bizim, geçen seneki buğday şu anda 280 000 liradan satılıyor, yeni ürün de 270 000-280 000 lira. Mümkün değil maliyetini koruması. Desteklemenin, tabanfiyat değil, prim şeklinde olmasını; ama, 30 000 liranın yetersiz olduğunu savunuyorum. Ne için arkadaşlar; eğer, tarım kesimindeki ürünü prim bazında desteklemeye gidersek kayıtdışını önleriz. Eğer, buğdayda 30 000 lira destekleme veriyorsak, kayıt altına aldığımız 300 000 lira olan buğday fiyatının yüzde 2 stopajı, yüzde 8 KDV'si; etti yüzde 10... Aldık 30 000 lira, verdik 30 000 lira; yani, Tarım Bakanının cebinden 30 000 lira çıktı; ama, Maliye Bakanının cebine 30 000 lira girdi. Daha sonra, buğday un oldu, un ekmek oldu, kayıt altındaki bütün vergilendirmelerle, 30 000 liralık destek 100 000 lira olarak Maliye Bakanının cebine giriyor.
Biz, bu buğdaydaki desteklemenin yukarıya çekilmesini ve 450 000 lira civarına taşınmasını, Toprak Mahsulleri Ofisinin, en azından, geçen sene ilan ettiği fiyattan, 380 000 liradan alım yapmasını diliyoruz Sayın Bakanım; fiyat ancak o zaman oluşur. O zaman, ancak -380 000 lira, artı 30 000 lira, 450 000 lira civarında- çiftçimizin mağduriyeti giderilmiş olur; başka türlü olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET YILDIRIM (Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN- Buyurun, tamamlayın.
MEHMET YILDIRIM (Devamla)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2090 sayılı Yasayla birlikte, inşallah, önümüzdeki günlerde çıkaracağız, Tarım Sigortaları Kanununun da ülkemize, çiftçimize hayırlı olmasını diliyorum, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 2 Haziran 2005