İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · ÇARŞAMBA

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu toplantısındaki konuşma

Mehmet Zeki İrmez

Şırnak Milletvekili · DEM Parti

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu · 5. yasama yılı · 21 Ekim 2026 · 1.066 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Zeki İrmez (DEM Parti), 21 Ekim 2026 tarihinde TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.066 kelime.

Mehmet Zeki İrmez (DEM Parti, Şırnak). “Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu tutanağı, 21 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-zeki-irmez-2026-10-21-tutanak-metni-2 (erişim: 22 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90799

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak)Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Kurumumuzun değerli temsilcileri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, halkımızın temel gıda maddelerinden biri olan şekerin üretimini, fiyatını, kamu denetimini ve bu alanda çalışan emekçilerin koşullarını ve KİT olarak, şeker fabrikalarının bu konulardaki sorumluluğunu değerlendirmek için söz aldım çünkü şeker meselesi yalnızca bir tarım ya da sanayi meselesi elbette ki değildir. Bu mesele, aynı zamanda halkın sofrası, çiftçinin geçimi, işçinin emeği, kamu kaynaklarının kullanımı ve ülkemizin gıda güvenliği meselesidir.

Bakınız, 2023 yılında kilogramı yaklaşık 22 TL bandında olan toz şekerin fiyatı dün itibarıyla yani 20 Ekim 2026 tarihli market verilerine göre zincir marketlerde yaklaşık 40 ila 70 TL seviyesine ulaşmıştır, hatta bazı markalarda 120 TL'yi aşan kilo fiyatları var. Şekerin enflasyonu maalesef TÜİK'in enflasyonundan daha yüksek görünüyor. Markaya, paket büyüklüğüne ve markete göre fiyatlar değişse de temel bir gıda maddesinin üç yıl içinde yaklaşık 2-3 katına çıkması yurttaşın alım gücü üzerindeki baskısını açıkça göstermektedir. Tabii, burada sormamız gereken soru şudur aslında: Şeker fiyatları neden bu noktaya geldi? Üretim maliyetlerini kimler denetliyor? Üreticinin, sanayicinin ve tüketicinin çıkarları nasıl korunuyor? Kamunun piyasayı düzenleme görevi neden etkili biçimde yerine getirilmiyor? Şeker, yalnızca piyasada alınıp satılan herhangi bir ürün de değildir; stratejik bir tarım ve sanayi ürünüdür. Bu nedenle, üretimden tüketime kadar kamusal planlama, şeffaflık ve etkili denetim de gerektirir.

Peki, iktidar bu alanda nasıl bir politika izledi? 2018 yılında 10 şeker fabrikası özelleştirildi. Türkiye'de pancar şekeri üreten 33 fabrikanın yalnızca 15'i bugün TÜRKŞEKER'e bağlı olarak faaliyet gösteriyor. TÜRKŞEKER'in 2024-2025 pazarlama yılında ülkenin pancar şekeri A kotasındaki payı ise yüzde 40'ın altında kaldı. Özelleştirme politikalarıyla kamunun üretimdeki ağırlığı azaltılırken piyasanın kamu yararına düzenlenmesi de daha önemli hâle geldi ancak ortaya çıkan tablo üretici ve tüketicinin haklarını koruyan güçlü bir denetim sisteminin gerekliliğini bir kez daha gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, son iki yılda şeker sektöründe kamuoyuna yansıyan iki somut olay üzerinde durmak istiyorum özellikle. Birincisi, Konya Şekerin 3 Eylül 2026 tarihli açıklamasında da yer verdiği Çumra'da 2025 yılında ortaya çıkan pancar kotası usulsüzlüğüdür. Şirketin açıklamasına göre, olayla bağlantılı olduğu tespit edilen 16 personelin şirketle ilişkisi kesilmiş, suç unsuru bulunduğu belirtilen 5 kişi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş ve yargılama süreci başlamıştır. Bu süreç, henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet anlamına gelmemektedir ancak kamuoyunun bilmesi gereken temel husus şudur: Pancar kotası gibi çiftçinin üretimini ve gelirini doğrudan belirleyen bir mekanizma ayrıcalıkların ve usulsüzlüklerin konusu hâline gelmemelidir. Söz konusu kota uygulaması ne yurttaşın ne de çiftçinin lehine uygulanıyor. Yurttaş ve çiftçinin lehine olmayan bu uygulama kimlere, ne sağlıyor? İkinci örnek ise 18 Ağustos 2026 tarihinde duyurulan nişasta bazlı şeker soruşturması. İstanbul merkezli 8 ilde 25 şirkette arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiştir, kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ettikleri iddiasıyla 48 şüpheli ifadeye çağrılmıştır; bu soruşturma da henüz sonuçlanmış değildir ancak bu gelişme şeker üretiminde kota uygulamalarının, iç piyasa satışlarının ve denetim mekanizmalarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu iki olay bize bir şeyi hatırlatıyor özellikle: Şeker sektöründe kota üretim ve satış süreçleri kapalı kapılar ardında yürütülemez. Çiftçinin hakkını koruyan, tüketicinin ödediği bedeli gözeten ve kamuoyuna hesap veren bir denetim mekanizması kurulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, kurumun değerli temsilcileri; Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketinin 2024 yılı Sayıştay Denetim Raporu da kamu yönetimi bakımından son derece önemli sorunları ortaya koymakta. Şimdi, rapora göre TÜRKŞEKER 2024 yılını yaklaşık 11,068 milyar TL net zararla kapatmıştır, kuruma aynı yıl 30 milyar TL sermaye aktarılmıştır. Ancak dönem zararı nedeniyle bu kaynağın yaklaşık yüzde 40'ı erimiş bulunmaktadır. Şimdi, Sayıştay, fabrikalarda optimum üretim kapasitesi ve çalışma sürelerinin somut ölçütlere bağlı olmadan belirlendiğini, pancardaki şeker varlığının üretim öncesinde ve üretim sırasında kayba uğradığını tespit etmiştir. Rapor başka plansızlık ve eksiklikleri de sıralamıştır. Buradaki temel eleştirimiz özellikle şudur: Sorunlar ve çözüm önerileri sıralanırken bunlardan kimin sorumlu tutulacağı, kamu kaynaklarındaki kayıpların nasıl önleneceği ve önerilerin hangi takvimle hayata geçirileceği konusunda da açık ve izlenebilir bir hesap verme mekanizması bulunmalıdır.

Sayıştay tespitleri yalnızca raporlarda kalan değerlendirmeler olmamalı, kamu zararının önlenmesini ve yönetim sorumluluğunun sorgulanmasını sağlayacak sonuçlar doğurmalıdır. Kamu fabrikaları stratejik bir üretim kapasitesini, tarımsal üretim bilgisini, sanayi altyapısını ve istihdamı ayakta tutmaktadır. Bu kapasitenin zayıflatılması ülkenin gıda güvencesi açısından da ciddi riskler yaratır. Şimdi, çiftçi, mazot, gübre, sulama, işçilik ve finansman giderleri altında ezilirken üretim planlamasının belirsizliği de ayrı bir sorun yaratmaktadır. Kota uygulamaları, alım planları ve ödeme süreçleri öngörülebilir olmalı, çiftçi bir sonraki üretim döneminde ne kadar ekim yapacağını, ürünün hangi koşullarda alınacağını ve emeğinin karşılığını ne zaman alacağını bilmelidir. Pancar üretimini daraltan, üreticiyi maliyetler karşısında yalnız bırakan ve kırsal istihdamı zayıflatan politikalar yalnızca çiftçiyi değil tarıma dayalı sanayinin geleceğini de olumsuz etkilemektedir. Üreticinin toprağında kalabilmesi, emeğinin karşılığını alabilmesi ve tarımsal üretimin devamlılığı kamusal bir sorumluluktur.

Bir başka önemli başlık da şeker fabrikalarında çalışan işçilerin taşeron ve güvencesiz çalışma koşulları. Şimdi, Van Erciş Şeker Fabrikası bu sorunu somut biçimde ortaya koymaktadır. TÜRKŞEKER'in 2026-2027 kampanya dönemi için yayımladığı personel çalıştırılması ihalesinde toplam 76 kişinin dört aylık hizmet alımı kapsamında istihdam edilmesi öngörülmektedir. Bu kişiler arasında kalite ve işletme kontrol laboratuvarında çalışacaklar, küspe ve kuyruk kantarlarında görev alacaklar, yemekhane ve yardımcı sağlık hizmetlerinde çalışacaklar ile üretime destek verecek işçiler bulunmaktadır. Burada söz konusu olan yalnızca fabrikanın dışarıdan uzmanlık gerektiren sınırlı bir hizmet satın alması değildir. Üretimin yürütülmesinde ve fabrikanın günlük işleyişinde ihtiyaç duyulan iş gücünün önemli bir bölümü hizmet alımı yoluyla karşılanmaktadır. Sayıştay raporunun personel tablosu da sorunun yalnızca Erciş'e özgü olmadığını göstermektedir. Bu raporda 2024 yılı için TÜRKŞEKER bünyesinde 5.311 yüklenici işçi ve bu işçilere ilişkin yaklaşık 1 milyar 294 milyon TL tutarında gider kaydedilmiştir. Şeker fabrikası üretiminin mevsimsel olması, işçinin güvencesizliğe mahkûm edilmesini haklı çıkarmaz. Mevsimlik çalışma ihtiyacı işçilerin sosyal haklarının zayıflatılması için gerekçe yapılmaz, yapılamaz. Üretimin temel işlerinde çalışan emekçilerin ücret, çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliği ile sendikal hakları güvence altına alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri ve değerli kurumun temsilcileri; şimdi, nişasta bazlı şekerler konusunda da şeffaf ve bilimsel temelli bir politika izlenmelidir. Hangi miktarda üretim yapıldığı, hangi kotaların uygulandığı, ne kadar ürünün iç piyasaya sunulduğu ve bu ürünlerin hangi gıdalarda kullanıldığı açıkça izlenebilmelidir. Halk sağlığı açısından risklerin değerlendirilmesi, ürünlerin doğru etiketlenmesi ve etkin denetimin sağlanması zorunludur. Denetimsizliğin yükünü tüketiciye bırakan değil yurttaşın bilgi edinme ve sağlıklı gıdaya erişim hakkını koruyan bir sistem kurulmalıdır.

Sonuç olarak, şeker, çay ve diğer temel gıda ürünleri ülkenin stratejik gıda güvenliğinin parçasıdır. Bunları yalnızca piyasanın insafına bırakılmış kâr alanları olarak göremeyiz. Bizim savunduğumuz çiftçinin emeğini, işçinin hakkını, halkın sofrasını ve kamusal kaynakları birlikte koruyan bir üretim politikasıdır çünkü gıda güvenliği, emek hakkı ve kamusal denetim birbirinden ayrı düşünülemez.

Özellikle dinlediğiniz için, sabrınız için teşekkür ediyorum.

Çok sağ olsun.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

31 konuşma daha · 21 Ekim 2026

Tümü →
31 konuşmanın tamamı →