Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 96. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Haziran 2003 · 1.499 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Ziya Yergök (CHP), 19 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KAN TAS.( S.SAYISI:180 )); konuşma 1.499 kelime.
Mehmet Ziya Yergök (CHP, Adana). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ziya-yergok-22-2003-06-19-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kan-tas-s-sayisi-1 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda Avrupa Birliği uyum paketi olarak tartışılan Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini açıklamak üzere, söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, konunun geneli ve Avrupa Birliği boyutuna değinmek istiyor ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olması, demokratikleşme, gelişme ve kalkınma yolunda toplumun özlediği büyük bir adımdır. Bugün aday ülkeyiz. Bu adaylık, içinde bulunduğumuz günlerin çok köklü atılımları, esaslı değişim ve dönüşümleri gerektiren bir dönem olduğu anlamına da gelmektedir.
Avrupa Birliği yolunda ülkemizde en önemli değişikliklerin, hukuk alanında olması gerekmektedir. Birliğe tam üyelik için Kopenhag siyasî kriterleri başta olmak üzere, Türkiye'nin, tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerden ve bu sözleşmelerle kurulup tanınmış devletlerüstü otoritelerin karar ve işlemlerinden ilham alarak, mevzuat ve uygulamalarını evrensel ölçüde kabul edilmiş asgarî standartlara uygun biçime getirmesi zorunluluğu vardır. Bugün, altıncısını görüşmekte olduğumuz uyum yasalarıyla da bu gereklerin yerine getirilmesi doğrultusunda bir adım daha atılmış olmaktadır. Yapılan bütün bu düzenlemelere karşın, uygulamada hepimizi rahatsız eden, çağdaş ve evrensel standartlara uymayan durumlarla karşılaşıyor ve üzülüyoruz. Daha dün Hakkâri'de bir tiyatro oyununun engellenmesi, İstanbul'daki kitap yakma kararı, bunlara örnek gösterilebilir. Bu da, mevzuatımızda daha değiştirilmesi gereken pek çok hususun bulunduğunu ortaya koymaktadır; ancak, söz konusu standartlara sadece mevzuat değişikliğiyle ulaşılamayacağı da açıktır. Başta uygulayıcılar olmak üzere tüm yurttaşların çağdaş ve evrensel standartlara ve zihniyete kavuşabilmesi için gerekli ortam ve olanaklar mutlaka sağlanmalıdır. Bunun için yapılacak ilk iş, genel ve meslekiçi eğitime önem vermek, eğitimin seviyesini yükseltmek olmalıdır.
Türkiye, cumhuriyetle birlikte, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı kendisine hedef koymuştur. Cumhuriyet zaten bir çağdaşlık ve uygarlık projesidir. Cumhuriyetle birlikte gerçekleştirilen hukuk devrimi, toplumu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmayı amaçlamıştır. Tüm temel yasalarımız Batı ülkelerinden aynen alınmıştır. Avrupa kültürünün ürünü olan bu yasalar, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukuk temelini oluşturmuştur. Başta, Büyük Önder Atatürk olmak üzere, devrimin önderleri şunu kesinlikle biliyorlardı ki; Batı kültürü, Batı uygarlığı, tüm insanlığın yüzyıllarca verdiği büyük mücadeleler ve ödedikleri ağır bedellerle oluşmuş ortak değerlerdir; tüm insanlığın üzerinde hak iddia edeceği evrensel değerlerdir. Bu inançla, başta hukuk devrimi olmak üzere, toplumsal yaşam açısından çok önem taşıyan devrimler ardı ardına gerçekleştirilmiştir. 1923 yılında büyük bir inançla ve coşkuyla başlayan ve on yıl içerisinde tamamen kök salarak tüm yurdu kapsayan atılımlar aynı heyecan ve kararlılıkla günümüze kadar sürdürülebilseydi, kuşkusuz, ülkemiz bugün bulunduğu durumdan çok daha ileri bir durumda olurdu.
Yine, 1961 özgürlükçü anayasasıyla kurmayı başardığımız hukuk devleti çatısını 1980 yılında kesintiye uğratmadan koruyabilseydik, anayasa olmaktan çok bir "ana yasak" olan 1982 Anayasasına mahkûm olmasaydık, bugün, Kopenhag siyasî kriterleri diye karşımıza çıkarılan ölçütleri çoktan yakalamış olurduk. Ancak, olan oldu; hiç olmazsa, bundan sonra hata yapmayalım, zaman kaybetmeyelim.
Çağdaş toplum anlayışına yaşamın her alanında işlerlik kazandırmayı amaç edindiğimize göre, uygar ve demokratik bir devlet olmanın tüm gereklerini yerine getirecek köklü, kapsamlı ve hızlı yapısal değişiklik ve düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir. Aslında, bu anlamda, gerek Anayasamızda gerek yasalarımızda bugüne kadar pek çok düzenleme de yapılmıştır. Görüşmekte olduğumuz tasarıyla yapılmakta olan düzenlemeler de, esas itibariyle, bu amacın gerçekleşmesine katkı sağlayacak düzenlemelerdir.
Değerli milletvekilleri, içinde yer almak istediğimiz Avrupa toplumu, bir demokrasi ve hukuk toplumudur. Biz de, ülkemizde, tüm kurum ve kurallarıyla işleyen eksiksiz bir demokrasiyi yerleştirmeliyiz; insan haklarını, hukukun üstünlüğünü egemen kılmalıyız, üretimi ve refahı artırmalıyız, hakça paylaşımı ve sosyal devleti gerçekleştirmeliyiz. Çağdaş demokrasilerde hukuk devleti, anayasanın açık hükümlerinden önce, hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ilkelere, evrensel hukukun üstün kurallarına, yasaların üzerinde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkelerine bağlı olan devlettir. Hukuk devleti olmanın gereklerini yerine getirmek için de buna uygun düzenlemeleri yapmamız kaçınılmazdır. Yüce Meclisimiz de, bu konuda üzerine düşen görevi yapmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı hakkında da bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Tasarıyla, bir yandan, Anayasada yapılan değişikliklere uyum sağlanması, diğer yandan, Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal Programı çerçevesinde alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak, çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması amaçlanmaktadır.
Öncelikle, bir yanlış uygulamaya ben de dikkati çekmek istiyorum. Bu tasarı, günlerdir, kamuoyunda, daha çok, basın üzerinden ve basına yansıyan bilgilerle tartışıldı, konuşuldu; gerilimler yaratıldı ve daha dün, Adalet Komisyonunda görüşülüp, kabul edildi; bugün de, İçtüzüğün öngördüğü 48 saatlik süre bile geçmeden, Genel Kurulun önüne getirildi.
Değerli milletvekilleri, Yüce Meclisin aslî görevi, yasama görevidir. Kuşkusuz, kamuoyundaki tartışmalar ve oradan gelen katkılar da değerlidir; fakat, asıl tartışma ve konuşma zemini, Parlamentodur; ancak, sayın milletvekillerinin komisyon raporunu ve tasarıyı incelemelerine olanak sağlanmadan, katkılarına yeteri kadar fırsat tanınmadan, tasarı, Genel Kurula getiriliyor ve yasalaştırılmaya çalışılıyor. Bu, doğru değildir. Bu durum, milletvekilinin bilgi edinme hakkının, yasama çalışmalarına etkin biçimde katılma ve katkıda bulunma hakkının ihlalidir. Bu konuda, gerekli özeni ve duyarlılığı göstermek için, ille Avrupa Birliğinden uyarı ve eleştiri mi almamız gerekiyor?! Lütfen, bu yanlış uygulamadan ve alışkanlıklardan vazgeçelim.
Ayrıca, esas komisyon olarak sadece Adalet Komisyonunda görüşülerek Genel Kurula sevk edilen bu tasarının, ilgisi nedeniyle, Anayasa Komisyonunda da görüşülmesi doğru ve yerinde olurdu. Nitekim, bu durum, Anayasa Komisyonu Başkanı, Adalet Komisyonu Başkanı ve Meclis Başkanı arasında birtakım yazışmalara ve itirazlara da konu olmuştur. Kaldı ki, kısa süre önce, Meclisimizce, Avrupa Birliği Komisyonu oluşturuldu. Bu tasarı, keşke o komisyonda da tartışılıp konuşulmuş olsaydı; bundan zarar değil, yarar gelirdi. Kısaca, bu sürecin işlememesi de yanlış olmuştur.
Değerli milletvekilleri, Altıncı Uyum Paketi sürecinde bir diğer yanlış da, Avrupa Birliğine uyum açısından, Anayasaya uyum açısından gerekli olmayan, talep edilmeyen düzenlemelere pakette yer verilmesi, bununla da gereksiz gerilim ve tartışma yaratılması olmuştur. Başbakanlığa gönderilen ilk metinde, 10 uncu maddenin son fıkrasında, kat mülkiyetine tabi veya müstakil binalarda ihtiyaç olması halinde ibadet yeri açılmasına imkân veren bir düzenleme bulunmaktaydı. Büyük tartışma yaratan, haklı tepki ve itirazlara neden olan ve zaman kaybına yol açan bu düzenlemenin Avrupa Birliğiyle ne ilgisi vardı!.. Avrupa Birliğine uyumla, Kopenhag Kriterleriyle ne alakası vardı!.. Vardıysa, sonradan, tasarı metninden neden çıkarıldı?! Demek ki, yoktu ve gerçekten de yoktu. Bunlar, yanlış yaklaşımlardır. Ben, o günlerde, bu uyum paketiyle ilgili olarak, uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Sayın Hasan Köni'yle birlikte bir televizyon programına katılmıştım. O programda, Sayın Köni'ye "Hocam, Avrupa Birliği apartmanların altında ibadet yeri istiyor mu" diye soruldu. Hoca, aynen "hayır, istemiyor; Avrupa Birliği, apartmanların altında otopark yapılmasını istiyor" diye, çok veciz ve esprili bir yanıt vermişti. Umarım hükümet, bunu, sonraki paketlerde değerlendirir.
Ayrıca, görüşmekte olduğumuz tasarıda, 298 sayılı Kanuna bir madde eklenerek, seçimlerde yabancı gözlemci bulunması ve seçimin tüm aşamalarını izlemeleri hükmü getirilmektedir. Böyle bir düzenlemenin Seçim Kanununa taşınması zorunluluğu bulunmadığı görüşündeyiz. Türkiye, bu konuda, AGİT çerçevesinde bir taahhütte bulunmuş ve bu taahhüt yerine getirilmiştir; 3 Kasım seçimleri, uluslararası heyetler tarafından izlenmiştir. Bosna-Hersek, Ukrayna, Romanya ve Hollanda'nın dışında, hiçbir ülkenin seçim kanununda böyle bir düzenleme yoktur. Ancak, ilgili maddenin gerekçesi de yanıltıcıdır. Gerekçede "İspanya, Fransa ve Almanya'da olduğu gibi" denilmiştir. Halbuki, bu ülkelerin hiçbirinin seçim kanunlarında böyle bir düzenleme bulunmamaktadır.
Avrupa Birliğinin istemediği şeyleri veya istediğinden daha fazlasını yasalarımıza koyarak, daha fazla göze gireriz, ön alırız anlayışı doğru değildir. Bu anlayış, bizi yüceltmez ve bize saygınlık kazandırmaz. Dikkafalılık yapmayalım; ancak, başımızı dik tutmasını da bilelim. Büyük bir devlet olduğumuzu unutmayalım.
Yine, tasarıyla, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde "ayrıca kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayın yapılabilir" şeklinde değişiklik yapılmaktadır. Bu konuda gereken düzenleme, esas itibariyle Anayasada da yapılmıştır. İçinde yaşadığımız dünyada, herkesin kendi anadilini konuşma, anadilinde yayın yapma, anadilini öğrenme hakkı, tartışma götürmez bir haktır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu sorunun çözülmesi gerektiğini her zaman dile getirdik, konuyla ilgili iyi niyetle yapıcı öneriler ortaya attık. Türkiye, anadil konusunda hiç kimseye engel çıkarma durumunda olamaz. Bütün dünyada kullanılan haklar ülkemizde de rahatlıkla kullanılmalıdır. Burada önemli gördüğümüz, Türkiye'yi oluşturan çeşitli etnik grupların anadillerini öğrenme görevinin bir kamu hizmetine dönüşmemesi ve bunun özel alana bırakılmasıdır.
Değerli milletvekilleri, mevcut tasarıyla Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinin kaldırılması da isabetli bir düzenlemedir. Terörle Mücadele Yasasının antidemokratik 8 inci maddesine dayanılarak verilen kararlarla mağdur edilenlerin durumları yurt içinde ve yurt dışında yıllarca tartışıldı, konuşuldu. Türkiye, bilim adamlarını, yazarlarını, gazetecilerini, aydınlarını düşüncelerinden ötürü yargılayan ve adî suçların çok üstünde ceza veren ülke konumunda görüldü. 1994 yılında kurulan 50 nci koalisyon hükümetinin protokolünde ve uygulama programında da bu konuya yer verilmesine rağmen, ne yazık ki, Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesinin kaldırılması bugünlere kalmıştır. Doğru olan, düşünce özgürlüğüne, ancak şiddet kullanılan hallerde bir sınırlama getirilmesidir. Zaten, eğer bir şiddet varsa, ortada düşünce özgürlüğü de yok demektir.
Sayın milletvekilleri, sonuç olarak, insan haklarını, hukuk devletini demokrasiye egemen kılmayı; aynı ulusun bireyleri ve aynı devletin yurttaşları olarak herkesin kimliğine, etnik kökenine, dinî inancına ve anadiline saygılı olmayı; 12 Eylül yönetiminden günümüze yansıyan hukuk anlayışını, antidemokratik kurum ve uygulamaları tasfiye etmeyi; tüm özgürlüklerin, öncelikle, düşünceyi açıklama, yayma ve örgütlenme özgürlükleri önündeki yasal ve idarî engelleri kaldırarak örgütlü sivil toplumun önünü açmayı; Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile Avrupa Sosyal Şartı, Paris Şartı ve Helsinki Nihaî Senedini ve Kopenhag Kriterlerini ülkemiz hukukuna ve uygulamalarına yansıtmayı amaçlayan ve bunlara seçim beyannamelerinde yer veren bir siyasî parti olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, görüşmekte olduğumuz tasarıyı, yukarıda belirttiğimiz düşünce ve çekinceler ile Parti Grubumuz adına tasarının maddeleri hakkında konuşacak değerli milletvekillerimizin dile getireceği düşünce ve çekincelerle desteklediğimizi belirtir, Yüce Meclise saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 19 Haziran 2003