Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler
Muğla Milletvekili · İYİ Parti
Genel Kurul, 13. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Kasım 2026 · 858 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma · Günün kaydı →
Kaynak göster
Metin Ergun (İYİ Parti), 4 Kasım 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER); konuşma 858 kelime.
Metin Ergun (İYİ Parti, Muğla). “Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-ergun-2026-11-04-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler (erişim: 4 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149571
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla)Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Adı güzel, içeriği istifhamlarla dolu bu anlaşmayla ilgili oluşum sürecindeki usul ve esaslara geçmeden önce bazı hususlara açıklık getirmek istiyorum. Sayın Başkanım, Komisyon Başkanı başta olmak üzere ifade ediyorum, biz İYİ Parti olarak iktidardan gelen her şeye kategorik olarak "Hayır." demiyoruz ama birileri gibi her şeye "Evet." de demiyoruz; inceliyoruz, bakıyoruz, bizim birikimlerimize göre doğru ise "Evet." diyoruz, yanlış ise "Hayır." diyoruz. Yani yeminli evetçi veya yeminli hayırcı değil İYİ Parti, inceliyoruz.
Şimdi, bu anlaşmaya başlamadan önce bir de şunu söyleyeyim: Muhteremler, Türk'ün Mekke'yi, Medine'yi savunması için anlaşmaya ihtiyacı yok, öncelikle bunu söyleyeyim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Yani herhangi bir anlaşmaya ihtiyacımız yok bizim, biz bunu tarih boyunca yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz. İYİ Parti olarak Türkiye'nin savunma ve güvenlik alanında uluslararası iş birliği geliştirmesine karşı değiliz; tam tersine, değişen bölgesel dengeler ve tehditler karşısında diplomatik, askerî, stratejik ilişkilerimizi güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bizim için asıl mesele, bu tarz iş birliği girişimlerinin hangi şartlarda oluşturulacağı, ne tür yükümlülükler doğuracağı ve hangi stratejik hedeflere hizmet edeceğidir, bu bizim için önemlidir. Millî güvenlik anlaşmaları yeterli hukuki güvence, demokratik denetim ve stratejik değerlendirme olmadan hayata geçirilmemelidir. Görüşmekte olduğumuz Mekke Anlaşması -adı güzel olan, içeriği istifhamlarla dolu olan bu anlaşma- ortak savunmadan terörle mücadeleye, istihbarat paylaşımından askerî konuşlanmaya, savunma sanayisinden lojistik desteğe uzanan geniş bir iş birliği öngörmektedir. Peki, tamamen askerî bir anlaşma niçin Millî Savunma Komisyonunda görüşülmedi? Baştan sona askerî, bütün kelimeleri, bütün hükümleri askerle alakalı olan bir anlaşma niçin Türkiye Büyük Millet Meclisinin Millî Savunma Komisyonunda görüşülmedi? Buna bir açıklık getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Anlaşma metnine göre, taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı bütün taraflara yapılmış sayılmaktadır, metin bu. Bununla birlikte, askerî yardımın kapsamı tarafların imkân ve kabiliyetlerine bırakılmış. Bu durumda, Türkiye hangi koşullarda askerî destek vermek zorunda kalacaktır, açıklanmalıdır. Desteğin sınırı ne olacaktır? Hangi durumlarda askerî, siyasi ya da lojistik katkı beklenecektir? Bu sorulara cevap verilmelidir. Çünkü güvenlik anlaşmalarında yalnızca siyasi irade değil, bu iradenin doğuracağı somut yükümlülükler de öngörülebilir olmalıdır.
Muhterem milletvekilleri, bir diğer temel mesele, Lütfü Bey de bahsetti, demokratik denetim ve şeffaflıktır. Anlaşma 7 Ağustosta imzalanıyor, 21 Ekimde Meclise sunuluyor, kamuoyu bu süreç içerisinde bilgilendirilmiyor, Meclis dâhil hiç kimsenin hiçbir şeyden bilgisi yok. Millî güvenlik, demokratik denetimi ortadan kaldırmaz. Bunu, öncelikle Meclisin kabul etmesi gerekir. Meclisin bilgi alma ve denetim yetkisi baypas edilmiştir, edilmemelidir. Niçin baypas edilmiştir? Şundan dolayı, Lütfü Bey de bahsetti: Anlaşma bizim açımızdan daha yürürlüğe girmeden, Mecliste onaylanmadan bir komite kuruluyor ve bu komite 2 defa toplantı yapıyor; biri 31 Ağustosta, biri 5 Ekimde. Ayrıca sekretarya kuruluyor. Anlaşma kabul edilirse daha yeni yürürlüğe girecek, Resmî Gazete'de yayımlanınca yürürlüğe girecek. Sekretarya kuruluyor, ilk sekreter atanıyor bile. Bu nasıl bir demokratik denetim? Bu, aslında Türkiye'nin yaşadığı rejimin özetidir. Yani partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin özeti budur. Demokratik denetim baypas edilmiştir, onay makamına döndürülmeye çalışılmaktadır.
Yine, 16'ncı madde yürürlüğün son onay belgesinin sekretaryaya tevdi edilmesiyle başlayacağını belirtiyor ama bu anlaşmada buna uyulmamış. Henüz yürürlüğe girmemiş bir anlaşma kapsamında bu kurumsal işlemler hangi hukuki dayanakla gerçekleştirilmiştir? Bunun, açıkçası, izahını bekliyoruz Sayın Komisyon Başkanından.
Sayın Başkan, izahını bekliyoruz.
Peki, Türkiye'nin öncelikleri ile diğer tarafların tehdit algıları örtüşmekte midir? Ülkemiz açısından doğrudan tehdit oluşturan terör örgütleri konusunda ortak tutum nasıl sağlanacaktır? Bizim terörle ilgili tanımımızda bile farklılık var incelediğimiz zaman. Bölgesel hareket ve örgütlere ilişkin farklı yaklaşımlar iş birliğini nasıl etkileyecek bu süreç içerisinde? Bunların netlik kazanması gerekir, bunun tartışılması gerekir, böyle bir anlaşma imzalanmadan önce bunun kamuoyunda tartışılması gerekir. Ortak tehdit tanımı ve uygulama esasları belirlenmeden operasyonel iş birliği beklentisi karşılıksız kalabilir. Türkiye zaten bir ittifakın üyesidir ve kolektif savunma yükümlülükleri bulunmaktadır Türkiye'nin. Yeni mekanizmanın müttefiklerimizle uyumu, istihbarat paylaşımı, askerî konuşlanma, lojistik destek ve savunma sanayisi iş birliğinin mevcut ittifak ilişkilerimize etkisi açıklanmalıdır, irdelenmelidir. Bu anlaşma hangi güvenlik açığımızı kapatacak, Türkiye'ye hangi somut katkıyı sağlayacak, mevcut güvenlik mimarisini tamamlayacak mı yoksa paralel yapılanmaya mı dönüşecektir? Anlaşmayı değerlendirirken anlaşmanın mevcut bölgesel çatışmalara bizi taraf yapma riski dikkate alınmalıdır, böyle bir risk vardır çünkü Yemen ve Kızıldeniz'deki yaşanan çatışma ve gerilimler oldukça riskli ve yıkıcı bir şekilde devam etmektedir. Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi yarın Suudi Arabistan İran'la çatışırsa ne yapacağız? Türkiye de o savaşın tarafı mı olacaktır? Bu anlaşma bunu mu getiriyor? 1639'dan beri sınırlarımızın değişmediği bir komşuyla başkasının hesabına -cümleyi bilerek kullanıyorum- savaşmayı mı konuşacağız? Mehmetçik başka devletlerin siyasi tercihlerinin bedelini mi ödeyecektir? Bunlar açıklanmalıdır. Kendi dış politika seçeneklerimizi neden Riyad'ın önceliklerine göre belirleyelim?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANTamamlayın, buyurun.
METİN ERGUN (Devamla)Türkiye neden sınırları, tehdidi ve nihai mahiyeti belirsiz yeni bir askerî yükümlülüğün içine sokulmaktadır? Bu soruların cevabını ve açıklamasını bilmek istiyoruz. On yıl süreyle geçerli olacak bir anlaşma, az önce de ifade edildi, on yıl boyunca bölgemizdeki ve dünyadaki mevcut koşulların aynı kalacağını kim garanti edebilir? Maliyet hesaplaması, uygulama esasları belirlendi mi? İYİ Parti olarak bizim itirazımız iş birliğine değil belirsizliğedir, ortak savunmaya değil sınırları çizilmemiş yükümlülükleredir, gelişen diplomatik ilişkilere değil millî çıkarlarımızın yeterince güvence altına alınamamasınadır. Sonuç olarak, Türkiye'nin askerî ve mali yükümlülükleri, terörle mücadelede ortak tehdit tanımı, bölgesel çatışmalara taraf olma riskine karşı güvenceler, yürürlük öncesi kurumsal faaliyetlerin hukuki dayanağı ve on yıllık çekilme kısıtlaması açıklığa kavuşturulmalıdır.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
106 konuşma daha · 4 Kasım 2026