İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · SALI

Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma

Metin Ergun

Muğla Milletvekili · İYİ Parti

Dışişleri Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 1.127 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Metin Ergun (İYİ Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.127 kelime.

Metin Ergun (İYİ Parti, Muğla). “Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-ergun-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90841

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

METİN ERGUN (Muğla)Acaba bizim bu iki ülkeyle ikili benzer anlaşmalarımız var mı? Yani buna ilaveten Suudi Arabistan'la ve Pakistan'la daha önce yaptığımız benzer anlaşmalar var mı acaba?

BAŞKAN FUAT OKTAYEvet Levent Bey, buyurun.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ZEKİ LEVENT GÜMRÜKÇÜSayın Vekilim, evet, Suudi Arabistan'la... Şimdi, arkadaşlarım herhâlde tam metinleri getireceklerdir ama daha önce iş birliği anlaşması var. Türkiye Cumhuriyeti ile Pakistan arasında tatbikatlarının icrasına ilişkin bir mutabakat muhtırası var. Yine, Türkiye ile Pakistan arasında bu tatbikatlara ilişkin muhtıranın uygulama protokolleri çerçevesinde çeşitli başka ortak tatbikatlar ve eğitim kurslarına yönelik, askerî alanda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliğine yönelik bazı anlaşmalar var. Yine, Türkiye Cumhuriyeti ile Pakistan arasında -Genelkurmay Başkanlıkları arasında- daha spesifik tatbikatlara yönelik uygulama protokolü şeklinde, Efes Tatbikatı'na ilişkin bazı anlaşmalarımız var. Suudi Arabistan'la da aramızda -biraz önce bahsettiğim gibi- 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükûmeti arasında askerî eğitim ve iş birliği anlaşması söz konusu. Yine, keza askerî alanda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliği anlaşması 2010 yılından bu yana söz konusu. Yine, Türkiye Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı arasında savunma sanayi iş birliği anlaşması var.

Şimdi, bu konuyla ilgili olabilecek daha çok askerî ve savunma sanayisi boyutu bulunan bu anlaşmaları çok rahatlıkla söyleyebilirim efendim.

BAŞKAN FUAT OKTAYEvet, teşekkür ediyorum.

Şimdi teklifle ilgili söz almak isteyen arkadaşlarımıza söz vermek istiyorum.

Buyurun, söz sizde, sizinle devam edelim Metin Bey.

METİN ERGUN (Muğla)Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dışişleri Bakan Yardımcımıza ve diğer yetkili arkadaşlara da hoş geldiniz diyorum, verdikleri bilgiler için de teşekkür ederiz.

Açıkçası genel gerekçe üzerinden gidersek gerekçeyi birkaç defa okumama rağmen -sizin de açılış konuşmanızı ve Sayın Bakan Yardımcınızın sunumunu dinledim- ben Türkiye'nin bu anlaşmayla devlet olarak hangi savunma ihtiyacının karşılanacağını açıkçası anlayamadım, onu söyleyeyim. Yani Türkiye'nin bölgesel güvenlik politikası ulusal çıkarları ve uzun vadeli stratejik öncelikleri bakımından çok boyutlu değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır, bu doğrudur, böyle de yapılması gerekir. Anlaşmanın savunma amacı taşıdığı yönündeki -üstelik Savunma Komisyonu rapor vermeyi bile gerekli görmüyor yani bu anlaşma baştan sonra savunmayla alakalı- yetkililerin açıklamalarına rağmen taraf devletlerin gelecekte karşı karşıya kalabileceği çatışmalar ve savunma yükümlülüklerinin farklı yorumlanma ihtimali Türkiye'nin istemediği bölgesel krizlere dâhil olma riskini beraberinde getirebilecek mahiyettedir. Dikkatli bir dil kullanmaya gayret sarf ediyorum, onun için yazılı söylemeye çalışıyorum. Yani bölgesel krizlere dâhil olma riskini beraberinde getirebilecek mahiyettedir. Özellikle İran'la ilişkiler, Yemen'deki çatışmalar, Körfez güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri birlikte ele alındığında anlaşmanın bölgesel istikrara katkısının yanı sıra yeni siyasi ve askerî kamplaşmaları derinleştirme ihtimalinin de dikkatle değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Anlaşma kapsamında Türkiye'nin üstleneceği yükümlülükler ile elde edeceği somut siyasi, askerî, diplomatik kazanımlar arasındaki dengenin açık biçimde ortaya konulması, askerî taahhütlerinin kapsamının, uygulanma koşullarının ve uyuşmazlık hâlinde izlenecek usullerin hukuki güvence altına alınması bu açıdan önem taşımaktadır.

Türk dış politikasının ve Türkiye'nin bölgesel güvenlik yaklaşımının temeli kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışıyla atılmıştır. Bu anlayış doğrultusunda atacağımız adımlarda askerî caydırıcılığımızı korurken diplomatik hareket alanlarımızın genişletilmesi, komşularımızla doğrudan veya dolaylı çatışma riskinin sınırlandırılması ve bölgesel sorunların çözümünde kapsayıcı diyalog mekanizmalarının öncelenmesi bulunmalıdır. Bu çerçevede, İran dâhil bölge ülkeleri arasında güven artırıcı tedbirlerin geliştirilmesi, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan'la ilişkilerin mevcut iş birliği kanallarını güçlendirecek şekilde sürdürülmesi ve Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin stratejik konumunu etkileyebilecek gelişmelerin bütüncül bir perspektifle ele alınması gerekmektedir.

Sonuç itibarıyla, Mekke Anlaşması yalnızca kısa vadeli güvenlik ihtiyaçları veya müttefiklik ilişkileri çerçevesinde değil, Türkiye'nin uzun vadeli ulusal çıkarları, bölgesel barışın tesisi, karşılıklılık ilkesi ve stratejik özerkliği üzerindeki muhtemel etkileri bakımından ele alınmalıdır. Türkiye'nin temel hedefi, başka ülkelerin çatışmalarında askerî ve ekonomik maliyet üstlenen bir konuma sürüklenmek yerine, diplomatik etkinliğini ve caydırıcılığını koruyarak bölgesel istikrara katkı sağlayan, somut kazanımlar üreten ve bağımsız karar alma yeteneğini muhafaza eden bir dış politika izlemek olmalıdır diye düşünüyoruz. İşte bu bağlamda, bu anlaşmayla ilgili olarak bazı sorularımız var.

Şimdi, anlaşma, bildiğimiz kadarıyla 7 Ağustos tarihinde imzalandı. Bugüne kadar içeriğiyle ilgili -son haftaya kadar-kamuoyuna niçin tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır? Bir diğer sorumuz: Anayasa'mızın 90'ıncı maddesine göre uluslararası anlaşmaların onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanunla uygun bulmasına bağlıdır; bu, genel ilkemiz. İmza yürütmenin yetkisindedir, doğrudur ancak bağlayıcı etki ve iç hukukta yürürlük onay sürecinin tamamlanmasını gerektirir. Dolayısıyla, anlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmadan anlaşma hükümlerine bağlı olarak bazı kurumsal yapılar oluşturulmuş ve bazı toplantılar yapılmıştır. Bildiğimiz kadarıyla 2 toplantı yapılmış, bu kurullar 2 toplantı yapmış daha onaylanmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden. Oluşturulan ve faaliyetlerine başlayan bu kurumsal yapıların oluşturulması ve toplantılar gerçekleştirilmesi... Yine bildiğim kadarıyla, takip edebildiğimiz kadarıyla 31 Ağustos 2026'da İstanbul'da Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin ilk toplantısını yapması, anlaşma kapsamında Riyad'da sekreterya kurulması ve başına da ilk Genel Sekreteri olarak Pakistanlı emekli bir korgeneralin üç yıllığına atanması; hem hukuki açıdan hem de diplomatik teamüllerimize göre izahı nasıl yapılacak bu işin? Yani daha anlaşma yürürlüğe girmeden kurullar oluşturulmuş ve toplantılar yapılmış. Bunun hukuken ve diplomatik teamüllerimiz açısından açıkçası izah edilmesi gerekiyor, izaha muhtaç çünkü. Bir diğer hadise, anlaşmanın 5'inci maddesinde -Başkanım, ben bir daha söz almamak için hepsini tamamlayayım istiyorum- taraf ülkeleri etkileyen terör saldırılarına ve tehditlerine karşı ortak tedbirlerin alınmasından bahsedilmektedir. Her ülkenin kendi terör tanımı, yaklaşımı ve pozisyonu farklıdır. Mesela bizim için bölücü terör örgütü olan PKK, Suudi Arabistan tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılıyor mu? Sınıflandırılmıyor. Veya Suudi Arabistan için terör örgütü kabul edilen bir yapı, bir örgüt bizim için böyle bir kategoride değil. Bunlara nasıl işlevsellik kazandıracak bu? Yani burada bir çelişki var gibi çünkü farklı bakıyoruz, örgütlere yaklaşımı farklı bu ülkelerin. Yani bu maddeyi uygulamak o kadar kolay bir hadise değil. Bu anlaşma neredeyse NATO'ya yönelik taahhütlerimize eş değer bir anlaşma, hatta daha da aşan bir durum söz konusu. Bunun kapsamlı bir şekilde izah edilmesi gerekmektedir. Türkiye, NATO üyesi iken bu tarz bir anlaşma Türkiye'nin sahip olmadığı hangi güvenlik açığını kapatacaktır? En çok merak edilen husus bu. Yani Türkiye'nin hangi güvenlik açığını biz bu Suudi Arabistan ve Pakistan'la yaptığımız anlaşmayla kapatacağız ya da Türkiye anlaşmaya taraf olan ülkelerin hangi güvenlik açığını ne şekilde kapatacaktır? Yoksa deniz ticaretiyle ilgili uluslararası açığı mı kapatacağız birilerinin çekilmesine bağlı olarak? 16'ncı maddede bu anlaşmadan on yıl boyunca çıkılamayacağı ifade edilmektedir, bunun sebebi nedir? Yani on yıl boyunca çıkamayacaksınız ve çıkış için de en az üç ay önceden bilgi vermeniz gerekiyor ancak ondan sonra çıkılabiliyor. Bu durum Türkiye açısından ulusal çıkarlarını koruma konusunda sınırlayıcı bir mükellefiyet yaratmıyor mu? Bu durum son derece dinamik bir vaziyette olan uluslararası ilişkilerde Türkiye'nin hareket alanını kısıtlayabilir gibi geliyor.

Bir diğer husus: Bu anlaşma Suudi Arabistan'ın çatışma hâlinde olduğu Husilerin gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği saldırı ve tehditleri kapsıyor mu? Açıkça, somut olarak bunu soruyoruz. Yoksa, sadece taraf ülkelere başka devletlerden gelecek saldırıları mı kapsıyor? Yani terör örgütlerine yönelik, ilgili ülkelerin terör kapsamına aldığı örgütlere yönelik bir savunma mı, yoksa devletlere yönelik mi? Şeklinde açıklanırsa memnun olurum.

Çok uzattım, kusura bakmayın.

BAŞKAN FUAT OKTAYEstağfurullah.

METİN ERGUN (Muğla)Ama maddelerle ilgili sorularımıza maddelerde de cevap verebilirsiniz.

Teşekkür ederim.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

30 konuşma daha · 27 Ekim 2026

Tümü →
30 konuşmanın tamamı →