İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 2. BİRLEŞİM · SALI

Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, türkçenin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve meclis araştırması komisyonu raporu (10/35,43,49,70) (s.s: 284)

Metin Ergun

Muğla Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 2. Birleşim · 3. yasama yılı · 7 Ekim 2008 · 1.881 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Metin Ergun (MHP), 7 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 2. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKÇEDEKİ BOZULMA VE YABANCILAŞMANIN ARAŞTIRILMASI, TÜRKÇENİN KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİ İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA ANAYASANIN 98 İNCİ, İÇTÜZÜĞÜN 104 VE 105 İNCİ MADDELERİ UYARINCA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ VE MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU RAPORU (10/35,43,49,70) (S.S: 284)); konuşma 1.881 kelime.

Metin Ergun (MHP, Muğla). “Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, türkçenin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve meclis araştırması komisyonu raporu (10/35,43,49,70) (s.s: 284)”. TBMM Genel Kurulu, 2. Birleşim tutanağı, 7 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/metin-ergun-23-2008-10-07-turkcedeki-bozulma-ve-yabancilasmanin-arastirilmasi-turkcenin-korunma (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, bayram sevincimizi hüzne dönüştüren, Türk milletinin ve Türk devletinin varlığına kasteden son hain terörist saldırı neticesinde şehit olan askerlerimize yüce Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçenin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin verilen önergeler ve komisyon raporuyla ilgili, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, şahsım ve partim adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama Çinli düşünür Konfüçyüs’ün dilin önemini ortaya koyan şu sözleriyle başlamak istiyorum. Konfüçyüs’e “Bir ülkenin yöneticisi olsanız ilk yapacağınız iş ne olurdu?” diye sorulduğunda “İşe, hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle başlardım.” şeklinde cevap vermiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir: “Dil düzensiz olursa sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa âdetler ve kültür bozulur. Âdetler ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” demiş. Milattan önce 551 ile 479 yılları arasında yaşayan Konfüçyüs bundan iki bin yıl kadar önce “Hiçbir şey dil kadar önemli değil.” derken, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de benzer düşünceden hareketle devletimizi kurar kurmaz ele aldığı ilk konulardan biri de dil meselesi olmuştur. Ulu Önder, daha 20’nci yüzyılın başlarında Türkçenin Türk milleti ve devleti için önemini şu sözlerle ifade etmiştir: “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

Sayın milletvekilleri, işte Atatürk’ün belirttiği bu kutsal hazinemiz ne yazık ki son dönemde layıkıyla korunamamıştır. İnsanoğluna yaradılışla birlikte bahşedilen dil yetisi ve konuşabilme yeteneği, onu diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan en temel özelliktir. Bilindiği üzere insanın en önemli özelliği düşünebilmesi ve muhakeme edebilmesidir. İnsanın düşünme, muhakeme ve konuşma özelliği dil ve düşünce arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koyar. Pek çok dil bilimciye göre dil düşüncenin yuvasıdır, evidir. Yani düşünce ancak dille hayat bulur ve yine dil sayesinde geliştirilerek aktarılabilir. Dil, insana düşünce üretebilme, geçmişini hatırlama, düşüncelerini açıklama, gününü yaşama ve geleceğine yön verme bakımından en etkin amildir. Dil, ferdî ve millî kimliğimizin oluşmasındaki en temel unsurlardan biridir. Dil, milleti meydana getiren fertleri, duygu, düşünce, hayal ve dış dünyayı algılama bakımından birbirine yaklaştırır, yani milleti oluşturan fertler arasında birleştirici bir rol oynar, aynı zamanda millî şuurun oluşmasında ve gelecek nesillere aktarılmasındaki en önemli vasıtadır. Birey ve millet hayatında bu denli önemli bir yere sahip olan dilin bilinçle kullanılması ve şuurla işlenmesi gerekmektedir. Ne yazık ki günümüzde bu konuya gerek bireysel gerekse kurumsal olarak gereken özen gösterilmemektedir. Yani günümüzde Türkçenin kullanımında tam bir özensizlik söz konusudur. Bu yüzden milletçe zihnimiz bulanık, dilimiz karışık, iletişimimiz eksiktir. Günümüzde Türkçeye gereken önemin verilmediği malumunuzdur. Dilimiz, gerek teknolojik gelişmeler gerek ekonomik değişmeler gerek toplumsal ve siyasal birtakım etkenlere bağlı olarak artan bir hızla gün geçtikçe bozulmaktadır. Buradan hareketle, dilimizin karşı karşıya bulunduğu sorunları ana başlıklarla şu şekilde ifade etmek mümkündür:

Birincisi: Yabancı dille yapılan eğitimin yaygınlaşması. Pek çok sorunda olduğu gibi Türkçenin kullanımında görülen aksaklıkların da temelinde eğitim sürecindeki eksiklikler bulunmaktadır. Gelişen ve sınırları daralan 21’inci yüzyıl dünyasında yabancı dil öğrenmenin önemi ne yazık ki yanlış değerlendirilerek yabancı dille eğitime dönüştürülmüştür. Ülkemizdeki eğitim kurumları içinde yabancı dille eğitim vermenin bir prestij unsuru olarak algılanması Türkçenin geri plana itilmesine yol açmıştır.

İki: Yabancı dilden alınan kelimelerin kullanma sıklığının artması. Gelişen teknoloji ve toplumlar arasındaki sıklaşan ilişkiler dillerin de karşılıklı olarak birbirini etkilemesi sonucunu doğurmuştur. Ancak, son yıllarda İngilizcenin başta ekonomik ve siyasal gerekçeler olmak üzere pek çok etkenin etkisiyle hızla yaygınlaşması pek çok dili olduğu gibi Türkçeyi de etkilemektedir. 19’uncu yüzyılın başında Fransızca etkisiyle başlayan yabancı dillerden alınma kelime kullanma hastalığı, yerini günümüzde İngilizce kelimelere bırakmıştır. Gelişen teknolojiye ve yeni üretilen kavramlara uygun karşılıkların bulunmaması, dilimizi olduğu kadar düşünce dünyamızı da olumsuz yönde etkilemektedir. Yabancı dilden alınan kelimeler yanında, alfabemizde bulunmayan bazı harflerin de yaygın olarak kullanılmaya başlandığını görmekteyiz. “Q, x, w” gibi harflerin, mesela aqualand, expo, show, winsa gibi örnekler başta olmak üzere, sıkça kullanıldığını görmekteyiz.

Yazılı ve görsel basındaki yanlışlıklar ki en etkili olanı da budur. Günümüzde yazılı ve görsel basının kitleler üzerindeki etkisi daha belirgin bir şekilde hissedilmektedir. Halkın gündelik hayatında temel bilgi edinme vasıtası konumuna yükselen yazılı ve görsel basın, kullandığı dille de halkı etkilemektedir. Özellikle yanlış kullanımların yaygınlaşmasında ve bu kullanımın normalleşmesinde basının etkisi oldukça önemlidir. Son yıllarda etkisi belirginleşen görsel iletişim kurumları, başta kurum ve program adları olmak üzere, Türkçe olmayan isimlere yer vermektedirler. Mesela “Turkish pop, talk show, reality show; Futbolig, Santra, Apolitik, Show Party; Number One TV, Klas FM, Best FM, Radyo Mega, City FM, Joy FM…” Bu kurumların hepsi ne yazık ki Türkiye’dedir.

Yazılı ve görsel basındaki bu yanlışlıklar özellikle konuşma dilini doğrudan etkilemekte, yanlış ve özensiz kullanım yaygınlaşmaktadır. Argo ve kaba ifadelerin dilin günlük kullanımı şeklinde sunulması, yanlışın yaygınlaşmasına sebep olmaktadır.

Yazılı ve görsel basındaki dil yanlışlıklarının özellikle reklam metinlerinde sıkça kullanıldığına şahit olunmaktadır. Oysaki, reklam metni yazarları ve reklam yaratıcıları dilin insan üzerindeki etkisini en iyi bilenler olmalarına rağmen, bu konuda ciddi bir hassasiyet göstermemektedirler. Reklam metinlerinde ilgi çekme unsuru olarak standart Türkçenin dışına çıkma yöntemi günümüzde sıkça kullanılmaktadır.

Yazı birliğinin sağlanamaması: Türkçenin kullanımında görülen yanlışlıkların özellikle yazı dilindeki karşılığını oluşturan imla meselesi çözülmemiş problemlerden biridir. Yazı dilimizde görülen yanlışlıklar kadar, bu yanlışlıklara zemin hazırlayan imla kurallarındaki farklılaşmalar da önem arz etmektedir. Farklı dönemlerde, siyasi bakış açıları doğrultusunda yazı diline müdahale edilmesi, yazı dili birliğinin oluşmamasına da zemin hazırlamıştır.

İşyeri isimlerinin yabancılaşması: Dil, milletin ve devletin bütün faaliyet alanı içinde en temiz, en duru, en doğru şekliyle işletilmek zorundadır. Bugün dilimiz ne yazık ki bu durumda değildir. Türkçe, çarşı, pazar, cadde, ticaret, turizm, iletişim ve benzeri alanlardan hızla çekilmektedir, âdeta Türkçe günlük konuşma alanına sıkışmış bir hâldedir.

Ülkemizde son yıllarda sıkça dile getirilen problemlerden biri de ekonomik hayatta iş yeri isimlerinin yabancılaştırılmasıdır. Yabancı kelimelerle süslü konuşmanın revaçta olması gibi, yabancı kelimelerle adlandırılan iş yerlerinin de revaçta olduğu bir gerçektir. İnsanımız yaşadığımız şehirlerdeki tabelalara baktığında sanki kendi ülkemizde değil de yabancı bir ülkede yaşıyormuş hissine kapılır. Başta Başkentimiz Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerin çoğunda iş yeri adları büyük oranda Türkçeden uzaklaşmıştır. İş yeri adlarında görülen plaza, showroom, center, mall ve benzeri ifadeler yaygınlaşarak artmaktadır. Bu özenti o kadar ileri boyutlara ulaşmıştır ki berber dükkânından kasaplara ve manavlara kadar yaygınlaşmıştır.

Yabancı kısaltmaların yaygınlaşması ve söyleyiş bozukluğu: Özellikle teknolojideki hızlı gelişmeler dilimizde olmayan bazı yeni kavramların yabancı dillerden aynen alınmasına ve kısaltmaların yaygınlık kazanmasına yol açmıştır. Gündelik hayatımıza iyice yerleşen ADSL (eydiesel), MSN (emesen), CD (sidi), DVD (dividi), SMS (esemes), e-mail bu yolla dilimize girmiş ve yerleşmiştir. Kısaltmalarda görülen bu aksaklıklar sadece teknolojik ürünlerle bağlantılı değildir. IMF (ayemef), NTV (entivi), CNN Türk (sienen Türk) gibi örnekleri bu yanlışlardan sadece birkaçıdır.

İletişim teknolojilerindeki altyapı yetersizlikleri: Özellikle iletişim teknolojilerindeki altyapı yetersizlikleri, başta cep telefonları ve bilgisayar yazılımlarında Türkçenin yaygınlık kazanmaması dile de yansımaktadır.

Cep telefonları mesajlarında Türkçe karakterlerin kullanımında karşılaşılan sıkıntılar: Mesela “Ğ” harfiyle bir mesaj çekerseniz bu hemen hemen seksen karaktere eş değerdedir, dolayısıyla o kadar da ücreti artmaktadır. Bilgisayar yazılımlarının doğrudan İngilizceden bozuk bir Türkçeyle çevrilmesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere altyapı yetersizliği, insanları Türkçenin bozuk kullanımına zorlamaktadır.

Türkçenin kullanımındaki bu bozulmanın temelindeki başlıca sebepleri şu başlıklar altında toplamak mümkündür:

1) Ne yazık ki Atatürk döneminden sonra üzerinde uzlaşılan millî bir dil politikası geliştirme anlayışı terk edilmiştir.

2) Başlangıçta da belirttiğimiz gibi milleti millet yapan temel unsurların başında dil gelmektedir. Bu sebeple dilin bilinçle kullanılması ve şuurla işlenmesi, bireyde ve millette bir dil bilincinin oluşturulmasıyla ancak sağlanılabilir.

3) Türkçe öğretimine eğitimin her kademesinde gerekli özenin gösterilmemesi ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Başta öğretmen eğitimi olmak üzere bu alandaki yetersizliklerin süratle giderilmesi gerekmektedir.

Bir diğer madde: Bir çok ülkede olduğu gibi Türkçe için de bir gümrük duvarının oluşturulması gerekmektedir. Sayın İnce’nin belirttiği örnekte olduğu gibi Çinliler kendilerine göre bir gümrük duvarı oluşturmuşlar.

Özellikle teknoloji ile birlikte ortaya çıkan yeni kavramlara uygun terimlerin üretilmesi şarttır. Terim üretiminde teknolojik ürünün yaygınlaşmasının öncesinde terimlerin üretilmesi önem arz etmektedir. Türkçenin korunması ve geliştirilerek güçlendirilmesinde başta bireyler olmak üzere pek çok kuruma sorumluluklar düşmektedir.

Bilindiği üzere dil edinimi ilk olarak ailede başlamaktadır. Bu sebeple özellikle aile bireylerinin bilinçlendirilmesine önem verilmeli ve ilgili kurumlar vasıtasıyla eş güdüm içinde gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Görsel basında küçük yaştaki çocuklar için hazırlanan yayın kuşaklarında Türkçenin güzel kullanımını özendirecek programlara yer verilmelidir.

Özellikle okul öncesi eğitimde Türkçeyi doğru kullanma becerisinin, çocukların dil gelişim seviyelerine uygun olarak hazırlanmış programlarla yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu eğitim anlayışının başta ilköğretim olmak üzere, ortaöğretim ve yükseköğretimde de aynı bilinçle devam ettirilmesi sağlanmalıdır.

Eğitim sürecinde başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere Yükseköğretim Kurumu ve ÖSYM arasında eş güdüm sağlanarak Türkçe becerisi sadece testlerle ölçülen ders olmaktan çıkarılmalıdır. Eğitim sürecinde bireylerin başta okuma, yazma, konuşma ve dinleme gibi dil becerilerinin geliştirilmesine ağırlık verilmelidir.

Yazılı ve görsel basında Türkçenin doğru kullanımını sağlamak üzere, gerekli niteliklere sahip uzmanların görevlendirilmesi zorunlu hâle getirilmelidir. Türkçe uzmanları, sadece basılı ve görsel basında değil, başta Başbakanlık ve Radyo ve Televizyon Üst Kurumu olmak üzere gerekli görülen devlet kurumlarında istihdam edilmelidir. Bu yolla Türkçenin resmî yazışmalarda da doğru kullanımı sağlanmış olacaktır.

Ayrıca, kurumların bünyesinde oluşturulacak hizmet içi kurslarla devlet memurlarının Türkçeyi doğru kullanma alışkanlıkları geliştirilmelidir.

Yazılı ve görsel yayınlarda Türkçe kullanım yanlışları çok olan kuruluşlara cezai yaptırım uygulanması gerçekleştirilmelidir. Bu normalde olması gerekir ama bugüne kadar şahit olmadık.

Benzer şekilde, iş yeri isimlerinde -uluslararası markalar hariç- yabancı kökenli kelimeleri isim olarak tercih eden kurumlara ek mali yaptırımlar uygulanmalıdır. Türkçenin korunması ve geliştirilmesi için yasal bir düzenlemenin de yapılması artık zorunludur.

Ayrıca, millet adına siyaset yapan ve her zaman millet huzurunda olan siyasetçilerimiz, ülkenin siyasi ve ekonomik çıkarlarına hizmet etmenin yanı sıra Türk milletine ulaşmada en temel araçları olan Türkçe konusunda da duyarlı olmalıdır. Siyaseti millete ve devlete hizmet aracı olarak görmekle yükümlü olan siyasetçi dil konusunda da topluma örnek olmalıdır. Türk milletine hitap eden siyasetçi, açık, sade, anlaşılır bir Türkçe kullanmalı ve konuşması toplumun her kesimi tarafından anlaşılmalıdır. Siyasetçi, Türk dilinin söyleyiş ve gramer özelliklerini bilmeli ve konuşmalarında buna riayet etmelidir. Siyaseti hitabet sanatından bağımsız düşünmek mümkün değildir. Bundan dolayı da siyasetçi, vurgu ve tonlamaya dikkat etmenin yanı sıra, kelimeleri doğru kullanmaya ve telaffuz etmeye, doğru ve kurallı cümleler kurmaya, sığ düşüncenin yansıması olarak nitelendirilebilecek argo ifadelerden, mesela son günlerdeki “alçak”, “şerefsiz”, “müfteri” ve benzeri ifadelerden uzak durmaya dikkat etmelidir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün tam on bin altı yüz cümleden oluşan Nutuk’unu inceleyen dil bilimciler, sadece ve sadece üç cümlede anlatım bozukluğu, özne-yüklem uyumsuzluğu tespit edebilmişlerdir ki, bunun da büyük oranda basım hatasından kaynaklanmış olabileceği düşünülmektedir. Günümüz siyasetçilerinin de Türkçe kullanımlarını bu bakış açısıyla yeniden değerlendirmeleri gerekmektedir. Ancak ne yazık ki bu çatı altında kanunlaştırılan -ne yazık ki diyorum- metinlerin birçoğu üniversitelerin Türk dili bölümlerinde Türkçenin yanlış kullanımına örnek gösterilebilecek niteliktedir. Dolayısıyla, dil, yani Türkçe uzmanına öncelikle yüce Meclisimizin ihtiyacı vardır.

Sonuç olarak, Türkçenin kullanımı ile ilgili sorunların çözümü bu çatının altındadır. Siyasi iradenin göstereceği kararlılık toplumun her kademesi için örnek teşkil etmeli ve sorunların çözümü için zemin hazırlamalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 7 Ekim 2008

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook