İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
Malatya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 82. Birleşim · 1. yasama yılı · 21 Mayıs 2003 · 944 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem Kılıç (CHP), 21 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 944 kelime.
Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2003-05-21-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan İş Kanunu Tasarısının 110 uncu maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyete saygılarımı sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, izniniz olursa, asıl konuya girmeden önce, Tekelin Malatya Tütün Fabrikasının ve işçilerinin acil bir sorununa değineceğim. Fabrikada emekliliği gelen işçilere gönderilen bir yazıda, emekliliği gelen işçilerin 26.5.2003 tarihi itibariyle iş akitlerine son verileceği bildirilmiştir. Bu uygulamayla, 368 çalışan, bir günde işini kaybetmiş olacaktır. Aynı uygulama, Tekelin Tokat Sigara Fabrikasında da sürdürülmektedir. Bu uygulama sadece işçileri değil, fabrikayı da etkileyecektir. Zira, emekliye sevk edilecek sevk edilecek personelin büyük bölümü vasıflı, teknik personeldir. Bu personelin emekli edilmesiyle, fabrika çalışamaz duruma gelecektir. Geriye kalan işçilerin çoğu, başka fabrikalardan gelmiş, vasıfsız işçilerdir. Özelleştirme kapsamında bulunan bu fabrika, eğer, bilinçli olarak çalışamaz duruma getirilerek zarar ettirilip, özelleştirmeye gerekçe yapılmak istenmiyorsa, bu uygulamaya derhal son verilmelidir. Sayın hükümetin, konuyu yeniden tetkikiyle bu yanlış uygulamayı durdurmasını talep ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, tasarının gerekçesinde, İş Kanununun 1971'de yürürlüğe girmesinden sonra otuz yılı aşkın bir süre geçtiği, bu zaman zarfında ekonomik ve sosyal alanda, çalışma alanında pek çok değişimler olduğu, ekonomik kriz dönemlerinde esnek kuralların uygulanmasının gerekli olduğu, Avrupa Birliğine uyum sürecinde yeni düzenlemelerin yapılması gerektiği belirtilerek, yasa tasarısının gerekçesi açıklanmıştır. Ancak, bu tasarı, çalışma yaşamını düzenlemesi nedeniyle çok geniş bir toplumsal kesimi ilgilendirmektedir. Bu nedenle, bu kabil yasal düzenlemelerde toplumsal uzlaşı çok önemlidir; bu meselede, olaya, sadece işveren veya sadece işçi yönünden yaklaşamayız. Düzenlemeyi bilim adamlarına yaptırmak da yeterli değildir; çünkü, çoğu zaman teori ile pratik, farklılıklar göstermektedir. Öyleyse, işçi ve işveren örgütlerinin, diğer sivil kitle örgütlerinin, siyasî partilerin de bu konuda fikirlerinin alınması ve tasarının bu şekilde düzenlenmesi gerekirdi. Gerçi, hükümet, işçi ve işveren kesimini bir araya getirdiklerini, onların kabulüyle, 9 bilim adamına bu tasarının hazırlatıldığını belirtmekte ise de, sonuçta bir uzlaşının olmadığı ortaya çıkmıştır. Yapılması gereken, bilim adamlarının hazırladığı taslak üzerinde tarafların bir araya getirilerek, uzlaşma imkânları yaratmaktı.
Değerli milletvekilleri, yasalar, sadece o dönemin sorunlarını çözmek için değil, gelecekte de geniş bir zaman diliminde uygulanmak için çıkarılır. Öyleyse, bu kadar aceleye ve telaşa gerek olmasa gerekirdi. Uzlaşılamayan maddelerle ilgili olarak, tekrar tekrar görüşmeler yaparak, bu maddelerle ilgili kamuoyunun da fikirlerini alarak ortak bir noktaya gelmek gerekirken, işveren kesiminin oluru alınarak, bu taslak yeterli denilip, tasarı halinde Meclise sevk edilmesi yerinde olmamıştır. Komisyonlardaki görüşmeler sırasında, Meclis çatısı altındaki tek muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin görüş ve önerileri de dikkate alınmamıştır.
Tasarı, bu haliyle, iktidar partisinin Meclisteki çoğunluğunun oyuyla yasalaştığı takdirde, iş yaşamımızdaki sorunları çözmüş olmayacak, bilakis, iş barışını olumsuz yönde etkileyecektir. Daha şimdiden, Türk-İş, DİSK ve Hak-İş Federasyonları, bu tasarıyla ilgili gösteri ve yürüyüşlere başlamışlardır.
Değerli milletvekilleri, sayın hükümet; henüz, iş işten geçmemiştir; bu aşamada dahi, işçi-işveren örgütleri ve muhalefetle ortak hareket edilerek bir orta yol bulunabilir. Lütfen, ülkemizdeki iş barışını tahrip etmeyelim. Ülkemizin bugün için büyük sorunu, işsizlik ve yoksulluktur. Gelin, hep beraber, buna çözüm bulmaya çalışalım. Ülkemizin borç batağına sürüklenmesinde, ekonomimizin sürekli kriz ortamında bulunmasında, bankaların batırılmasında ve hortumlanmasında, yolsuzluklarda, ne işçilerin ne memurların ne de köylülerin bir sorumluluğu vardır. Bu nedenle, tüm bunların faturasını çalışan kesime çıkarmak doğru değildir. Gelin, hep beraber, ekonomimizi düzeltmeye çalışalım. Bu arada, işverenlerimizin ağır vergi yüklerini ve yüksek SSK primlerini hafifletelim. Üretim ve ihracatı artırmak için gerekenleri yapalım. Rantiyeyi değil, asıl olarak, üretici işvereni koruyalım. Malatya'daki, Serbest Muhasebeci ve Malî Müşavirler Odasının hesaplamasına göre, yılda 680 milyar TL rant geliri elde eden şahsın devlete ödediği toplam vergi 2 milyar 497 milyon TL'dir. Oysa, fabrika kuran, yatırım yapan, üretim yapan işveren bu çalışmalar nedeniyle 680 milyar TL kazanç elde ettiğinde, 380 milyarını vergi olarak ödemektedir. Yine, işverenler, yüksek SSK primlerini ödemede zorlanmaktadırlar. SSK primlerinin yüksekliği kayıtdışılığı teşvik etmektedir. Gelin, bunlara çözüm üretelim; ancak, bunun yanında, işverene para kazandıran, fabrikasının dişlisinin dönmesini, bacasının tütmesini sağlayan işçiyi de sosyal bir varlık olarak gözönünde bulunduralım. İşçinin, insanca yaşayabileceği bir ücret alması, çalışma şartlarının iyileştirilmesi için de gerekeni yapalım. İşçinin, işyerinde geleceğinden emin olarak, huzur içinde çalışmasının şartlarını oluşturalım. Bir AKP milletvekilinin deyimiyle "işverenler, yöremizde fabrika açsın da, bizim insanlarımızı da sömürsün" anlayışı, çağdaş bir anlayış değildir. Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal devlet olarak, işçinin sömürülmesine veya köle düzeni içinde çalıştırılmasına göz yumulamaz. İşverenin işçiye iş vermesini veya işçinin, işverenin işinde çalışmasını, iyilik veya yardım anlayışıyla izah edemeyiz. İşçi ve işverenler, toplumun belirli katmanlarını oluştururlar; deyim yerindeyse, etle tırnak gibidirler. İşçi olmadan, işverenin, işyerlerini çalıştırması, çarkları döndürmesi mümkün değildir. İşveren olmadan da iş imkânı yaratmak yine mümkün değildir. Bu nedenle, bu iki toplum kesimini birbirlerine düşman edecek yasal düzenlemelerden kaçınalım.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hükümet tasarısında istisna kapsamında gösterilen konut kapıcıları, -4- üncü maddenin düzenlenmesinde istisna kapsamından çıkarılmıştır; bunu olumlu karşılıyoruz. Ülkemizde 2 500 000'ın üzerinde konut kapıcısı ve aile bireyleri bulunmaktadır. Bu insanların çoğu bodrum katlarında, nem ve rutubet içinde, sağlıksız koşullarda barındırılmaktadır.
Genelinde asgarî ücretle çalışan kapıcıların pek çoğunun sigortası yoktur. Bayramlarda, hafta sonlarında ve günlük çalışma süresinin üzerinde çalıştırılmalarına karşın, fazla mesai ücreti alamıyorlar. Kapıcıya ödenen maaş karşılığında tüm aile çalıştırılabiliyor. Çalışma hayatları, yöneticinin iki dudağı arasında "işten çıkarıldın" sözüne bağlı.
Kat Mülkiyeti Kanununa göre kapıcı evlerinin de sağlıklı olması gerekir. Oysa, buna uygun kapıcı dairesi bulmak Türkiye'de pek zordur. Bu nedenle, inşaatlar yapılırken, belediyelerin, binaların, özellikle kapıcı dairelerinin oturulabilir olup olmadığı yönünden de denetlemesi gerekmektedir. Kapıcının da insan olduğu unutulmamalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Kılıç.
MUHARREM KILIÇ (Devamla)Yöneticilerin, kapıcılara ve kapıcının aile bireylerine, onları kırmayacak şekilde, bağırıp çağırmadan insanca davranması gerekir. Konutların güvenliğini, çevre düzenini, ailenin ihtiyaçlarını karşılayan bu insanların özel çalışma koşullarının yasada öngörülen dokuz aylık süre beklenmeksizin bir an önce çıkarılmasını ve bu kesimin yasal statüsünün belirlenmesini Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından diliyoruz.
Tüm bu dilek ve temennilerimizin Yüce Heyetçe dikkate alınacağını umar; saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 21 Mayıs 2003