Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710
Malatya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 31. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Aralık 2004 · 1.239 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem Kılıç (CHP), 13 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HK.(S.S.710); konuşma 1.239 kelime.
Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2004-12-13-ceza-ve-tedbirlerin-infazi-hk-s-s-710 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) -Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu kanun tasarısının odalara bugün gönderildiğini biliyorsunuz. 125 maddelik bir kanun tasarısı, milletvekili arkadaşlarımızın odasına bugün sabahleyin ulaşıyor.Yani, bu sistemi, lütfen, hükümet değiştirsin.
Değerli arkadaşlar, bu tasarının Meclise ilk geliş tarihi, 2003 yılının 9 uncu ayı; Meclise geldi, bir sene kadar Mecliste kaldı, daha sonra hükümet bu tasarıyı geri çekti; 30.11.2004 tarihinde, yeniden Meclise taşıdı, geçen hafta pazartesi günü komisyona geldi, altkomisyona gitti, komisyonda görüşüldü, netice olarak, Mecliste milletvekillerinin takdirine, incelemesine bugün sunuldu. Bugün de bu yasayı çıkarmaya çalışıyoruz. Amaç ne; hükümet diyor ki "biz bu tasarıyı 17 Aralıktan önce çıkarmak zorundayız. 6 Ekimdeki AB İlerleme Raporunda böyle yazıyor."
Değerli arkadaşlar, tamam, böyle yazıyor da, bu, yeni bir tasarı değil ki; en az on yıl, onbeş yıl evveliyatı olan bir tasarı. Meclise ilk geldiğimizde, bu tasarı büyük ölçüde hazırdı zaten. Hükümet, bu tasarının aciliyetini, bu tasarının gerekliliğini bilmiyor muydu ki, 6 Ekimden sonraki olayda, sıkışık bir takvimde bu tasarıyı çıkarmaya çalışıyor?!.
Aynı uygulamayı, Ceza Muhakemesi Kanununda da gördük; Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı da -335 maddelik bir kanun tasarısı- milletvekili arkadaşlarımıza bir gün önce gönderilmişti. Bu, şu demektir: Biz, Yüce Meclise çok da fazla saygı göstermiyoruz. Yasaları Yüce Meclis yapar; ama, Meclisin inceleme şansı yok, araştırma şansı yok, değerlendirme şansı yok; hükümetten paket program halinde ne gelirse, Meclisteki milletvekillerinin buna "evet" veya "hayır" demesi bir yasama faaliyeti olarak değerlendirilemez. Tabiî, biz de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye'nin Avrupa'ya giriş sürecini çok önemsiyoruz; ancak, gelecekte önümüze neler çıkacağını da bilmemiz gerekiyor. Önümüzdeki bu süreç görülmeden, burada, yasa tasarılarının çok fazla incelenmeden, irdelenmeden görüşülmesini sağlamak hem Parlamentoya saygısızlıktır hem de yüce milletimize saygısızlıktır; çünkü, biz, burada, millet adına görev yapıyoruz.
Değerli arkadaşlar, tasarıya gelince; tasarının amacı, 1 inci maddesinde belirtildiği gibi, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usulleri belirlemektir. Yani, hâkimlerimiz, mahkemelerimiz bir hüküm verecek; bu hükmün, bu hükümdeki cezanın ya da güvenlik tedbirinin nasıl infaz edileceği bu kanunla belirlenecektir. Yine, bu tasarının 3 üncü maddesinde temel amaçtan bahsediliyor. Temel amaç olarak da, bu tasarının pek çok maddesinde belirtildiği gibi, hükümlünün şartlarının iyileştirilmesi hedefleniyor.
Değerli arkadaşlar, bu yasanın, genel yapısı itibariyle incelediğimizde bir tepki yasası olduğu görülüyor. Geçmişte, cezaevlerimizde, ne yazık ki, üzücü olaylar yaşandı; idare, cezaevlerinde yönetimi, düzeni sağlamakta zorlandı. Bu devlet, özellikle terör suçluları için, çıkar amaçlı suç örgütü mensupları için özel cezaevleri yaptı. Ancak, şu an getirilen tasarıyla, bu özel cezaevlerindeki düzenlemeler genel bir mahiyet arz etmeye başladı. Hükümet, genel anlayışı itibariyle, kamuoyuna verdiği görüntü itibariyle, biz ülkeyi demokratikleştiriyoruz diye mesajlar veriyor. Ancak, demokratikleştiriyoruz derken, özel yasalarda özel olaylar için getirilmiş düzenlemeleri de genel yasaların içine monte ediyor; aynen, Ceza Muhakemesi Kanununda olduğu gibi. Ceza Muhakemesi Kanununda ne olmuştu; daha önceki özel yasalara, yine, terör suçluları için, çıkar amaçlı suç örgütü suçluları için konulmuş olan özel düzenlemeleri, gizli tanığı, gizli kanıtı, gizli soruşturmayı, gizli izlemeyi genel bir yasanın içine koymuştuk. Şimdi ne yapıyoruz; (F) tipi için, terör suçlularının, çıkar amaçlı suç örgütü mensuplarının konulmuş olduğu cezaevlerinde, yönetmeliklerle, tüzüklerle şimdiye kadar yapılan uygulamaların tamamını, biz, genel yasaya monte ediyoruz; yani, deyim yerindeyse, Türkiye'de, cezaevlerindeki uygulamaların hepsini (F) tipindeki uygulamalar haline getirmeye çalışıyoruz. Bu, sakıncalı bir durumdur.
Biz, bir türlü, uygulamaların ortasını bulamıyoruz; ya çok gevşek bırakıyoruz -koğuş sisteminde olduğu gibi- oraları denetlemekten âciz kalıyoruz veya çok sıkı bir rejim getiriyoruz, bununla da pek çok insana eziyet ediyoruz. Bu nedenle, idare olarak, mutlaka, ortasını bulmak durumundayız; yani, genel uygulamada, böyle özel uygulamalardaki hususları getirip dayatamayız.
Değerli arkadaşlarım, cezaevlerindeki insanlar da, oralardaki hükümlüler de sizin gibi, bizim gibi, hepimiz gibi insan. Bu insanlar uzaydan gelmedi, başka yerden gelmedi. Bu toplumun içinden kimisinin annesi, kimisinin babası, kimisinin kardeşi, kimisinin oğlu. Biz, bu insanları, orada, toplum dışında bir grup olarak görerek, bunlara çok ağır yaptırımlar, çok ağır cezalar uygulama yoluna gidersek, toplumun bir kısmını incitiriz diye düşünüyorum.
Faruk Hocanın deyimiyle, hükümlünün, sanığın üzerindeki cilayı kazıdığımızda, altından insan çıkar. Bu nedenle, oradaki hükümlülere de insan gibi muamele etmek zorundayız. O hükümlünün hangi haklardan kısıtlanacağına mahkeme veya hâkim karar vermiştir; o hâkimin veya mahkemenin verdiği kararlar dışındaki, o hak yoksunluklarının dışındaki diğer insan hakları aynen duruyor. Bu nedenle, hâkimin veya mahkemenin verdiği kararın dışındaki insan haklarının uygulanmasında, mahkûmların da -aynen dışarıdaki insanlar gibi- eşit, olumlu ve onların bir insan olarak onurlarını artıracak uygulamalar içerisine girmeliyiz. Şu an getirilen tasarıyla, mahkûm olan, hükümlü olan herkes âdeta hasta olarak kabul ediliyor. Bunlar hasta insanlar, öyleyse ne yapalım; bu insanları hasta olduğu için iyileştirmemiz gerekiyor...
Değerli arkadaşlar, biz insanların iyileştirilmelerine karşı değiliz, eğitilmelerine karşı değiliz, özellikle ben; oniki yıllık öğretmenliğim, yirmi yıllık avukatlığım var, özellikle ben eğitime kesinlikle karşı çıkamam; ancak, eğitimde zorlama olursa, eğitimde dayatma olursa, eğitimde istekdışılık olursa, o zaman, işte, o, bir baskı ve şiddete dönüşür.
HASAN KARA (Kilis)8 yıllık eğitim de zorunlu.
MUHARREM KILIÇ (Devamla)Arkadaşım "8 yıllık eğitim de zorunlu" diyor; onu kabul ediyorum. Anayasamızın 42 nci maddesinde, eğitimde zorunluluk, sadece ilköğretim için söz konusudur; onun dışında, eğitimde zorunluluk olamaz. Eğitimde zorunluluk, bir de, yine Anayasayla bağlantılı olarak, 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununda vardır; onun dışında, eğitimde, başka bir zorunluluk göremezsiniz.
Biz "ben mutlaka seni eğiteceğim" diyerek, akademik eğitim yönünden, meslekî eğitim yönünden, çalışma yönünden, spor yönünden, dinî eğitim yönünden zorlamaya tabi tutarsak, bu insanlara iyilik yapmış olmayız; ancak, şu var: Biz, oradaki hükümlüye, o eğitimin yararını anlatırsak "değerli kardeşim, bak, bu eğitime tabi olursan, meslek öğrenirsin, akademik bilgin artar, dışarıya çıktığın zaman iş bulma imkânın artar" diye öneriler götürsek, zaten, biz istemesek bile, şartları yaratamasak bile, onlar bizi zorlar; ille, şu konularda eğitilmek istiyorum, şu konularda meslek sahibi olmak istiyorum, çalışmak istiyorum derler. Ama, siz, çalışmayı zorunlu hale getiriyorsunuz; çalışmazlarsa, onun karşılığında müeyyideler getiriyorsunuz; yani, insanlara, insan oldukları için hak olarak verilmiş olan - insan hakları olarak verilmiş olan- eğitim hakkını, sağlık hakkını, çalışma hakkını, haberleşme hakkını, onlara, âdeta, bir yükümlülük olarak dayatıyorsunuz. Oysa, o yükümlülükler, devletin yükümlülüğüdür; kişiler için, onlar, birer haktır. Onlar, o hakları talep eder; devlet olarak bizim de yapmamız gereken, o hakları onlara sağlamaktır, o hakları onlara vermektir; ama, biz ne yapıyoruz; eğitim programlarına katılmazsan sana ceza vereceğiz, çalışmaya katılmazsan ceza vereceğiz, din eğitimine katılmazsan ceza vereceğiz diyoruz.
Peki, birinci defa ceza verildi; hükümlü yine eğitim programlarına katılmamaya devam etti. O zaman ne oluyor; otomatikman bir üst ceza veriliyor. Cezalar da öyle sıradan cezalar değil, kınamadan başlıyor, etkinliklerden men, haberleşme ve iletişimden men, ücret karşılığı işten men, ziyaretçi yasağı ve en son olarak da hücreye koyma cezası; yani, öyle basit cezalar değil. Bu cezalar hem de bir aydan üç aya kadar, hücre cezası ise, bir günden yirmi güne kadar; yani, kendisi için hak olan, insanlar için hak olan bir olayla ilgili olarak, o insanlara ceza vermek, ne kadar mantıklı olur; onu da, değerli milletvekili arkadaşlarımın dikkatine sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, hükümlülerin iyileştirilmesi, meslek sahibi edilmesi iyidir dedik. Kanun tasarısındaki iyileştirme olayı, kanun tasarısının pek çok maddesinde geçiyor, yani, pek çok maddesi iyileştirmeden bahsediyor ve biz karşı olmadığımızı söyledik; ama, sadece, şunu, ilave etmemiz gerekiyor; yani "bu konuda, hükümlülerin de takdirleri, görüşleri, düşünceleri alınır" ibaresini koyarsak, bunun, hükümlülerin iyileştirilmesinde hiçbir mahzuru olmaz, hatta topluma kazandırılmasında faydalı bile olur; ancak, bir zorunluluk olarak mutlaka eklenmesi gerekir, kendi iradelerinin de olması gerekir; çünkü, insan haklarına aykırı olur.
Değerli arkadaşlar, amaç olarak belirlenen, hükümlülerin iyileştirilmesi olayı, bir yerde, standart bir insan tipi yaratmayı da amaçlar mahiyette. Oysa, her birey, her insan kendi başına bir değerdir. Biz, cezaevindeki uygulamalarla, programlarla, onları tek tip insan haline, bir kalıp haline sokmaya çalışırsak, insanların yaratıcılık özelliğini de, insanların bireysellik özelliğini de ortadan kaldırmış oluruz. Bu nedenle, tasarının genel anlamda...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 13 Aralık 2004