Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tas.(ss.842)
Malatya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 77. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Mart 2005 · 580 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem Kılıç (CHP), 30 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TAS.(SS.842)); konuşma 580 kelime.
Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tas.(ss.842)”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 30 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2005-03-30-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tas-ss-842-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz, teklif ettiğim, yeni Türk Ceza Kanununun 165 inci maddesinde "Bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı satın alan veya kabul eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır" deniliyor. Aynı madde, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 512 nci maddesinde düzenleniyordu; ancak, orada tek fark "bilerek satın alma" olarak belirtiliyordu. Yine, yeni Ceza Kanunumuzda bu suçun cezası üç yıla kadar hapis, eski 512 nci maddede ise, yine, cezası üç seneye kadar -alt haddi yoktu- hapis deniliyordu.
Değerli arkadaşlar, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 512 nci maddesinin uygulanmasında -ben yirmi yıl avukatlık yaptım- şimdiye kadar, yargı organlarında, savcılık aşamasında, Yargıtay aşamasında hiçbir sorun çıkmadı. Yine, içtihatlar yönünden de, yargıda bir istikrar vardı. Durum böyle iken, buradaki "bilerek" ibaresinin çıkarılması, uygulamada birtakım zafiyetler yaratır diye düşündüm. Gerçi, benim bu düşüncelerime birkısım hukukçu arkadaşlarımız, yeni Türk Ceza Kanununun 21 inci maddesindeki olası kasıt unsurunun cevap verebileceğini belirttiler; ancak, komisyon çalışmalarında, olası kasıt ile bilinçli taksir arasında bir yığın tartışma yaşandı. Şimdi, bir kanunun uygulanmasında, uygulayıcıların, zabıtanın, yargı mensuplarının yorumunda değişiklik olması durumunda sorunlar yaşanabilecekti. Yani, neticede, belki yine doğru bulunacaktı, yine hak yerini bulacaktı; ancak, uygulamada, birtakım insanlar mağdur olabilecekti. Yani "sen, bu eşyayı niye satın aldın?.."
Değerli arkadaşlar, medenî hukukta taşınır mallarla ilgili bir karine vardır. Taşınır mallarda, menkul mallarda, o mal kimin elindeyse, kimin zilyetliğinde ise maliki odur. Yani, şu anda, benim cebimdeki şu kalem, benim cebimdeyse, aksi ispat edilinceye kadar, bu kalem benimdir, kimse bu kalem üzerinde hak iddia edemez; menkul mallardaki karine budur. Ancak, siz, bu karinenin aksini mal alan şahıslara yüklerseniz "sen bu menkul malı niçin aldın" diye bunun hesabını onlardan sormaya çalışırsanız, ortaya sorunlar çıkar. Menkul mallar dediğimiz nedir -demin de belirttim- kalemdir, saattir, cep telefonudur veya hanımımızın, nişanlımızın kolundaki bileziktir, parmağındaki yüzüktür, bunlar taşınır mallardır.
Değerli arkadaşlar, bu maddeye karşı çıkan bazı çevreler de diyorlar ki: "Belgeli düzene geçelim." Değerli arkadaşlar, belgeli düzene geçilmesini ben de çok istiyorum. Keşke belgeli düzene geçsek. Keşke, Türkiye'de, her taşınır malın bir belgesi olsa. Taşınmazlarda, binalarda, evlerde, arsalarda bir sorun yok; gerçi, onlarda da zilyetlikle elde edilen biryığın taşınmaz mal var. Türkiye olarak henüz kadastromuzu da yapmadığımız için, orada da yine zilyetlik hükümleri çoğu yerde söz konusu. Ancak, biz belgeli düzene geçmeden, belgeli düzeni tam olarak ülkeye yerleştirmeden, bunun sorumluluğunu tek başına bu menkul malları alan şahıslara yüklersek, sorunlar çıkar.
Belgeli sistem şu anda uygulamada var mı arkadaşlar?! Örneğin, düğünlere, nişanlara gidiyorsunuz, gelin ile damada biryığın altın takılıyor, bilezik takılıyor. Peki, düğüne, nişana gittiğinizde bunların hangisinin belgesini veriyorsunuz?! Kuyumcudan aldığınız altının belgesini götürüp geline veya damada takdim ediyor musunuz?! Ki, o vatandaş, düğünden sonra, nişandan sonra, zor durumda kalınca, elindeki altınını, bileziğini -neyse- bozdurmaya götürdüğünde, kuyumcu kendisinden belge isterse, bunu nasıl satacak?!
Değerli arkadaşlar, bunu söylerken kötü niyetli insanları koruma amacımız kesinlikle yoktur. Eğer, bir kuyumcu esnafı veya bir menkul mal alan vatandaş, hırsızlığı konusunda şüphe götürmeyen veya bu işi itiyat haline getirmiş kişilerden bir mal alıyorsa bunu en ağır şekilde cezalandıralım; ancak, bu olmuyorsa bu yasada da bir esneklik getirelim diye düşünüyorum.
Bu, eski 512 nci maddedeki bilerek sözcüğü yeni Ceza Yasamızın 165 inci maddesinde yer almadığından, kamuoyundan, pek çok esnaftan bu konuda tepkiler aldık, uyarılar aldık. Bu nedenle, kamuoyundaki bu duyarlılığı da hesaba katarak ve geçmiş 765 sayılı Kanunun 512 nci maddesindeki uygulamaların şimdiye kadar bir sıkıntı yaratmadığını da gördüğümüz için bu değişiklik önergesini verdik; Yüce Heyetin, Yüce Meclisin takdirlerine sunuyoruz.
Desteğinizi bekliyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 30 Mart 2005