Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s 1142)
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 102. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Mayıs 2006 · 1.645 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muhsin Koçyiğit, 16 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S 1142)); konuşma 1.645 kelime.
Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır). “Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s 1142)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 16 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2006-05-16-turkiye-istatistik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasaris (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1142 sıra sayılı Türkiye İstatistik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini açıklamak üzere Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, bundan bir müddet önce, Türkiye İstatistik Kanunu adı altında bir kanun vardı. Daha sonra, komisyonlarda ve Genel Kurulda bu kanun değiştirilerek Türkiye İstatistik Kanunu adı altında yeni bir kanun çıkarıldı. Ancak, bu kanun çıkarılırken, öncelikle, bu yasanın 56 ncı ve 45 inci maddelerinin Anayasaya aykırı olduğunu, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda ve gerekse Genel Kuruldaki çalışmalar sırasında belirttik. Buna rağmen, bu ikazlarımıza rağmen, AKP çoğunluğu tarafından bu görüşlerimiz dikkate alınmayarak, bu yasa tasarısı, Cumhurbaşkanı vetosuna rağmen tekrar geri gönderildi. Bu kez, bir kez daha, Sayın Cumhurbaşkanımız, aynı yasa tasarısının, aynı maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine götürdü. Yüce Mahkeme de, bu kanun tasarısının 2 maddesini iptal ederek, düzeltilmesini istedi. İşte, bugün, bu saatlerde, iptal edilen bu yasa maddeleri yerine yeniden karşımıza gelen yasa tasarısını görüşüyoruz.
Gerçekten de, Avrupa Birliği istatistik sistemi ile Türk istatistik sisteminin uyumunu sağlamak üzere getirilen bu yasa tasarısı, gerek komisyonlarımızın ve gerekse Yüce Genel Kurulun en az iki defa zamanını almak suretiyle, Yüce Genel Kurulun zamanı boşa harcanmıştır. Sadece burada kalmamış, aynı şekilde, bir yüce makamımız, Cumhurbaşkanlığı Yüce Katı da, gereksiz yere, iki kez işgal edilmiştir.
Bu kürsüden, AKP tarafından, zaman zaman Meclisin çok verimli çalışması gerektiği, dakikasının 11 milyar olduğu belirtilmektedir. Eğer, bu hesabı buraya vurursak, bu yasa tasarısının her maddesi, dakikası 33 milyar liraya geliyor. Demek ki, bu kanunu -ilk defa uyarılarımız dikkate alınsaydı- bu kadar görüşmeye gerek yoktu ve Meclisin etkinliği de ayaklar altına alınmamış olurdu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının 45 ve 56 ncı maddeleri üzerindeki görüşlerimi, konuşmamın sonuna doğru açıklayacağım; ancak, bundan önce -belirtmek istediğim- istatistik sistemine ilişkin olarak birkaç rakamdan bahsetmek istiyorum.
Hepimizin bildiği gibi, istatistik, veri demektir, rakam demektir. Rakamların ise, doğru ve güvenilir olması lazım. Eğer, doğru ve güvenilir rakamları, bizim ekonomik birimlerimiz, analizcilerimiz doğru kullanır, doğru planlamalar yaparsa, bundan, her şeyden önce ülkemiz kazançlı çıkar.
Bu bakımdan, öncelikle, 2005 yılı büyüme rakamlarından bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi, 2005 yılı büyüme rakamları, hükümet tarafından olsun, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından olsun, iktisatçılar tarafından olsun genellikle yüzde 5-5,5 civarında bekleniyordu; ancak, 2005 yılı büyüme rakamları açıklandığında yüzde 7,6 olduğu zaman herkes âdeta şaşırdı bu rakamlar nereden çıktı diye. Gerçekten de, bu bakımdan İstatistik Enstitüsünün güvenilir olması lazım. Bu rakamlara güvenmemiz gerekiyor. Aksi halde, yanıltıcı sonuçlara gideriz; yanıltıcı rakamlar, yanıltıcı ekonomik sonuçları karşımıza getirir.
Özellikle, yüzde 7,6 büyüme rakamları hepimizi sevindirmiştir; ama, asıl bizi sevindirmesi gereken, bu rakamların reel ekonomiye dayanması, gerçekleri yansıtmasıydı. Düşük kura rağmen böyle bir büyüme rakamının çıkması, elbette, tartışılması gerekmektedir. Öncelikle, 2005 yılı yüzde 7,6 büyüme rakamları elde edilirken, hepimizin bildiği gibi, en basit bir denklemle, büyüme, yatırım harcamaları artı tüketim harcamaları artı ihracat; bunları topladıktan sonra bundan ithalatı çıkarıyoruz. Düşük kur-yüksek reel faiz ortamında ihracat az artarken, ithalat daha fazla artmaktadır. İthalatın daha fazla arttığı bir yerde, bu basit matematik denklemde, büyümenin de daha az olması gerekiyor. Bu bakımdan, bu rakamlarla, bir yerde, bu büyümeyi ihtiyatla karşılamakta yarar olduğunu görüyoruz; çünkü -ihracat ile ithalatın farkını oluşturan cari işlemler açığı dediğimiz- bir yerde, cari işlemler açığına dayanan bir büyüme elde edilmiştir. Bu büyüme, içi kof, içi boş bir büyümedir; reel ekonomiye dayanmayan, üretime, yatırıma dayanmayan bir büyümedir. Çünkü, ithalata dayalı bir büyüme modeli, bir yerde, yabancı fabrikaların çalışmasına, yabancı işçilerin iş bulmasına neden olur; aksine, tam tersine, içerideki ekonomiye bir katkısı olmaz, içerideki işsizler işsizliğe devam eder, üretime bir katkısı olmaz. Nitekim, bunu da içerideki işsizlik rakamlarından görüyoruz. Hepimizin bildiği gibi, Hükümet iktidara gelmeden önce, 2002 yılı sonunda işsizlik oranı Türkiye'de yüzde 8'idi; bugün en son açıklanan rakamlara göre işsizlik oranı yüzde 50 oranında artmak suretiyle yüzde 8'den yüzde 11,7 oranına kadar yükselmiştir. Bugün, ülkemizde yüzde 11,8'den, aşağı yukarı, 11-12 milyon civarında işsiz bulunmaktadır. Çünkü, bu ithalata dayalı bir modelde kendi istihdamımıza katkı yapmıyoruz, tamamen yabancıların istihdamına katkı yapıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, büyümeyi de yine kısaca bir deflatör rakamıyla teyit etmek istiyoruz. Hepimizin bildiği gibi, deflatör, cari fiyatlarla hesaplanan millî geliri sabit fiyatlarla hesaplanan millî gelire indeksleyen bir fiyat indeksidir. Deflatör ne kadar küçük olursa, büyüme o kadar büyük olur. 2005 yılı deflatörü de olduğundan daha küçük gösterilmiştir. Bunun ayrıntısına, teknik nedenlerle girmeyeceğim; çünkü, toptan eşya fiyat endeksi 2004 yılından 2005 yılına geçerken değiştirilmiş, TEFE yerine "ÜFE" dediğimiz üretici fiyat endeksi kabul edilmiştir. Üretici fiyat endeksinin kabul edilmesiyle bir yılda TEFE'den TÜFE'ye geçişte, aşağı yukarı 11,7 oranında bir düşüş olmuştur. Oysa, yapısı değişmeyen, aynı kalan tüketici fiyat endeksindeki küçülme 1,6 olmuştur, TEFE'den ÜFE'ye geçişte ise farklılık 11,7 oranında olmuştur; yani, ÜFE'deki fazlalık tüketici endeksini 7'ye katlamıştır. Bu bakımdan, 2005 yılı deflatörü 5,3 olarak çıkmıştır. Oysa, normalde 7,8 oranında çıkması gerekiyordu. Eğer deflatör doğru şekilde 7,8 oranında çıkmış olsaydı, büyüme rakamları da gerçekçi bir şekilde hesaplanacaktı, yüzde 5-5,5 civarında bir büyüme olacaktı. Bu da, daha gerçekçi bir büyüme, daha reel ekonomiye yakın bir büyüme rakamı olacaktı, buna daha fazla güvenilecekti.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aynı şekilde enflasyondan bahsetmek istiyorum; çünkü, TÜİK'in rakamlarını görüşüyoruz. TÜİK demek, veri demek, rakam demek ve bu rakamların, verilerin değerlendirilmesi demektir. Hepimizin bildiği gibi, enflasyonun hesaplanmasında baz alınan yüzlerce kalem vardır; ancak, bu kalemlerin hepsi, gerçek ağırlıklarıyla bu baz içerisinde yer almamaktadır. Örneğin, hane halkının harcamalarının aşağı yukarı yüzde 60'ı, yani gelirlerin yüzde 60'ı gıda harcamalarına gitmekte. Oysa, gıda harcamaları, enflasyon hesaplanmasında ancak yüzde 30 oranında yer almaktadır; aynı şekilde, mazotun ağırlığı, kiraların ağırlığı, telefonun ağırlığı da düşük oranda yer almaktadır. Bu bakımdan, halk doğal olarak soruyor: "Evet, Hükümet diyor ki, basın diyor ki 'enflasyon düşüyor' düşüyor da, bu neden benim satın alma gücüme yansımıyor, bu neden benim cebime yansımıyor, çarşı pazar enflasyonu ile acaba Hükümetin enflasyonu farklı mı, bu neden bize yaramıyor" diye, halk, haklı olarak bir serzenişte bulunuyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enflasyona ilişkin olarak yine birkaç rakamdan bahsetmek istiyorum. Özellikle kâğıt üstündeki enflasyon ile gerçek enflasyon farklı. Aynı şekilde, Hükümetin enflasyonu yüzde 8, halkın enflasyonu yüzde 20, AKP'nin enflasyonu 8, mazottaki enflasyon yüzde 80, İktidarın enflasyonu yüzde 8, gübredeki enflasyon yüzde 300, Bakanlar Kurulunun enflasyonu yüzde 8, kira ve telefondaki enflasyon ise yüzde 50. İşte, bunlar, halkın enflasyonu. Bir de Hükümetin enflasyonu var ki -ve medya da bunu benimsemiş- yüzde 8 olarak. Bu bakımdan, halkın dediği daha doğrudur. Halk, kendi cebine gireni bilir, kendinin çarşı pazarda filesini kaça doldurduğunu bilir. Bu bakımdan, halkın enflasyonunu esas almak daha doğrudur.
İnanıyorum ki, bugün, Türkiye'de, bunu samimiyetle söylüyorum, asgarî yüzde 17-18 civarında bir gerçek enflasyon vardır. Bu bakımdan, bu gerçek enflasyona göre, Hükümet, verilerini ayarlamalı, çalışanlarına, çiftçilerine buna göre fiyat, buna göre bedel vermelidir. Bir yandan enflasyon yüzde 5-6 diyorsunuz, buna göre, işçilere, memurlara zam yapıyorsunuz, diğer taraftan dolaylı vergi adı altında, gerçek enflasyon adı altında halkın cebinden çok fazlasını geri alıyorsunuz. Bu da, doğal olarak halkın satın alma gücünü azaltıyor, halkın sıkıntısını giderek daha fazla zor duruma getiriyor.
Tabiî, Devlet İstatistik Enstitüsünden bahsederken, bir de ekonomik birimlerin gerçekten verileri doğru kullanması gerekiyor. Örneğin, bundan bir süre önce TEPAV dediğimiz, Türkiye Ekonomik Politikaları Araştırma Vakfının yayımladığı bir yazıda, ocak ve şubat döneminde tahsil edilen vergi gelirlerinden mahallî idarelere aktarılan tutarlar gelir kalemlerine yazılmasına rağmen, bu, ödendiği zaman gider kalemlerine yazılmamıştır. Muhasebede bir denge vardır, bir gelirle gider muadilidir, gelir yazarsanız karşılığında gider yazmanız lazım. Hükümet aynı rakamları bir yerde gelir olarak kaydediyor, ödediği zaman gider kaydetmiyor. Bu ne demektir; o zaman bütçedeki bazı rakamların, bütçe dengelerinin fazla vermesi, bütçe açığının olandan daha az olması demektir. Nitekim, ocak, şubat döneminde -kümülatif verilere baktığımız zaman- bütçe açığı 500 trilyon gözükmektedir. Oysa, bu dediğimiz şekilde, tahsil edilen vergi gelirleri gelir kaydedilmesine rağmen giderde yazılsaydı, bu tutar 2 katrilyon olacaktı. Yani, neredeyse 1,5 trilyonluk bir fark var. Bu bakımdan, bu Hükümetin, bu ekonomik birimlerin verilerini biraz ihtiyatla karşılamakta yarar vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının ilgili maddelerine geliyorum. Hep bahsettiğimiz gibi, 2 tane maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Bunlardan birisi 45 inci madde ki, bu madde, personel rejimi ve fazla çalışma ücretlerine ilişkindi. Hepimizin bildiği gibi, memurların özlük haklarının kanunla düzenlenmesi gerekir. Oysa bu iptal edilen yasa tasarısında, kanun yerine, Bakanlar Kurulu kararıyla düzenlemişti. Bu bakımdan, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Aynı şekilde bir diğer maddesi ki, bu, 56 ncı maddedir. 56 ncı madde de (TÜİK) Türkiye İstatistik Kurumu atamaları, başkan ve birinci hukuk müşaviri hariç, diğer üst düzey atamaların tümünü Kurum başkanı yapmaktaydı eskiye göre. Yani, Kurumun bölge müdürleri, bölge müdür yardımcıları, daire başkanları ve İstatistik Kurumu Başkan Yardımcısı Kurum Başkanı tarafından atanmaktaydı. Oysa, devlette bir bütünlük, devlette bir standart yönetim vardır. Devletin birkısım birimlerinde bu atamalar, müşterek kararname dediğimiz Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanınca yapılırken, birkısım atamaların bunun tam tersine, bütünlüğü zedeleyecek şekilde sadece kurum başkanı tarafından yapılması yönetim ilkelerine aykırıdır. Bu, aynı zamanda, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 7 nci maddesindeki yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğu, bunun devredilemeyeceği ilkesine ve 128 nci maddesindeki kamu iktisadî teşebbüslerinin aslî ve sürekli görevlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği ilkelerine aykırı bulunmaktadır. Bu bakımdan, doğal olarak, Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir ve memnuniyetle görüyoruz ki, bu kez, Hükümetimiz, bu iptal gerekçelerine uyarak gerekli düzeltmeleri yapmış ve bugün buraya düzeltilmiş bir yasa tasarısı getirmiştir. Bu bakımdan buna olumlu oy vereceğiz; ancak, gönül isterdi ki, iki kez, üç kez görüşülmeden, daha başlangıçta, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda ve gerekse Meclis Genel Kurulundaki uyarılarımız dikkate alınsaydı, hiç bugün buralara, bu kadar çalışmaya gerek kalmazdı, o gün bu yasa kabul edilirdi ve uygulamaya geçerdi. Ancak, 2005 Temmuzunda süreç başlamış, bugün mayısın 20'sine geliyoruz daha bir yasa tasarısını Genel Kurulda kabul edip yasalaştıramadık. Umuyorum ki, bundan sonra Hükümetimiz gerekli dikkati gösterir, gerekli titizliği gösterir ve muhalefetin yapıcı eleştirilerini dikkate alarak karşımıza daha doğru, daha dürüst yasa tasarıları getirir, yasa maddeleri getirir ve bunlar da burada kabul edilir ve bir daha böyle ikinci kez, üçüncü kez görüşmelere gerek kalmaz.
Bu vesileyle, TÜİK'in, Türkiye İstatistik Kanununun hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 16 Mayıs 2006