2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)
Sakarya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 37. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Aralık 2007 · 1.000 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Münir Kutluata (MHP), 12 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (MALİYE BAKANLIĞI, KAMU İHALE KURUMU, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ BAŞKANLIĞI BÜTÇELERİ, GELİR BÜTÇESİ İLE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI'NIN MADDELERİ)); konuşma 1.000 kelime.
Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (maliye bakanlığı, kamu ihale kurumu, gelir idaresi başkanlığı, özelleştirme idaresi başkanlığı bütçeleri, gelir bütçesi ile 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı'nın maddeleri)”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 12 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2007-12-12-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-maliye-bakanligi-kam (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Efendim, bütçenin görüşülmesinin sonuna yaklaştığımız şu anda, bütçe dengesiyle ilgili konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.
Bütçe açığı, hepinizin malumu olduğu üzere, 18 milyar yeni Türk lirası olarak öngörülmüştür. Bu 18 milyarlık öngörü, faiz dışı fazladan, faiz dışı fazla hedefinden yapılan bir kısıntı sonucu bu noktaya oturtulmuştur.
İktidar mensuplarından ve sorumlularından sık sık, bütçe açığının azalması ve bütçe denkliğine doğru gidildiği yönünde ifadeler duyuyoruz. Bütçe denkliği çok önemli bir dengedir, çok önemli bir husustur. Ancak bütçenin, Türkiye gibi bir ülkede, büyümekte olan, gelişmek zorunda olan ülkelerde ne büyüklükte olduğu esas konudur. Eğer, bütçeyi, açık vermesin diye birtakım yatırımlarınızdan, birtakım sosyal harcamalarınızdan vazgeçerek denkleştirirseniz, bunun çok kolay bir iş olduğunu herkes bilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’nin beklentilerine cevap verecek bir bütçe ve bunun sağlam kaynaklarla finanse edilmesi esastır. O bakımdan, bütçe açığının, hem güzel bir bütçe yapılması, Türkiye’nin beklentilerine cevap verecek bir bütçenin yapılması hem de açığının az olması, sonuçta da dengeye oturması en fazla arzu ettiğimiz husustur.
Ancak, bu öngörülen şekliyle bile, 18 milyar YTL’lik açık öngörüsüyle bile bu bütçemiz hakkında söylenecek çok şey vardır. Bunlardan bir tanesi bütçenin genel dengeleriyle ilgilidir. Bu bütçenin üzerine oturduğu iki ana temel yüzde 4 enflasyon hedefi ve yüzde 5,5’luk kalkınma hedefidir, büyüme hedefidir. Yüzde 4 enflasyon hedefi konusunda söylenecek çok şey vardır. Bunlardan bir tanesi, bir önceki yıl enflasyon hedefinin yüzde 5 alınıp, yüzde 9,5 gerçekleşmesi; içinde bulunduğumuz yılda yüzde 4 alınmasına rağmen yüzde 8’i geçmiş olması, dolayısıyla, yıl sonu itibarıyla daha yüksek bir rakama ulaşacak olması ve bu yılki yüzde 4’ün de tutmayacağına dair Hükûmetin sorumluları tarafından ortaya koyulan açıklamalardır. Dolayısıyla, enflasyonun kendi rakamına göre yüzde 100 farklılık göstereceği bir ortam meydanda iken, Türkiye’de birtakım harcamaları, sosyal harcamaları bu enflasyona göre ayarlamak veya bazı gelirlerin bu enflasyon oranına göre tahakkuk edeceğini beklemek çok gerçekçi görülmüyor. Bunu çok güzel bir örnekle kuvvetlendirelim. Memur ve emekli maaşı artışlarının yetersiz olduğunu, bunun mutlaka artırılması gerektiğini Plan ve Bütçe Komisyonunda çok ciddi bir istek olarak önergeyle gündeme getirdik. Burada dedik ki: Burada itiraz noktanız enflasyonun azması konusudur ama memur maaşıyla, emekli maaşıyla enflasyon ölçmek doğru bir yol değildir. Çünkü Türkiye’deki enflasyonun tutmayacağı bugünden bellidir. Belli oluşuna dair şimdi size net bir örnek vererek konuma dönmek istiyorum. Yine biz Hükûmetin uygulamalarını, borçlanmadaki Türkiye’ye cezbedilen, çekilen sıcak parada ödenen faizlerin yüksekliğiyle tenkit ediyoruz. En son ekonomiden sorumlu Bakanımız Sayın Şimşek tarafından ifade edildi ki bugünün rakamı 16,8’dir. Yani yüzde 17 sıcak paraya faiz ödüyoruz. Bu yüzde 4 enflasyona göre yüzde 13’lük bir reel faizdir. “Böyle bir reel faiz nasıl olur?” denilince, herkes enflasyon oranının tutmayacağını söylüyor ve sonuçta bunun yüzde 7-8’lik bir reel faiz oluşacağını -isim vermek istemiyorum- en yetkili ağızla belirtiyor. Demek ki enflasyonun yüzde 4’te kalmayacağına dair kesin bir kanaat var. O hâlde, enflasyonun yüzde 4 yerine önceki yıl olduğu gibi 9,5, belki 10, belki 8,5, her neyse, çok yükseklerde tahakkuk edeceğini esas alırsak, memura ve emekliye verdiğimiz yüzde 4’lük artışı da göz önüne getirirsek, yüzde 60’lık artış hakkından bir fedakârlık yapması isteniyor bu insanlardan. Onun için Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuda çok ısrarlı olduk, talepte bulunduk, arkasını getiremedik. “Enflasyon sebebi saymamak lazım memur maaşlarındaki artışı.” dedik. Neden? Çünkü enflasyonun esas sebeplerini ortadan kaldırarak düşürmüyoruz, enflasyonu üretim artışıyla düşürmüyoruz, enflasyonu verimlilik artışıyla düşürmüyoruz; enflasyonu ucuz ithalatın sağladığı ucuzluk ortamında düşürüyoruz. Onun için enflasyonla ilgili -dikkat edin- iktidar mensupları kendi kullandığı ifadede; basın, kendi kullandığı ifadede ve Merkez Bankası, herkes, enflasyondan bahsederken “enflasyonla mücadele” lafı ediyor. Daha heyecanlananlar enflasyon canavarından bahsediyor. Yani, biz, enflasyonu sadece baskı altında tutuyoruz bu politikalarla. O hâlde enflasyon konusunda emin olamadığımıza göre, memura bu artışı verip, arkadan da “Eğer farklı olursa sonradan öderiz.” demek, ama sıcak paraya peşin peşin yüzde 17 faizi uygun görmeyi Türkiye’deki çok büyük bir adaletsizlik ve kendi insanımıza karşı yapılmış çok büyük bir haksızlık olarak görüyorum.
Şimdi, Sayın Bakan, Sayın Maliye Bakanımız burada, eliyle de işaret ederek “Vatandaşın cebine daha fazla para girecek bu bütçeyle.” dedi. Hepimizin arzusu budur. Ama, tabii vatandaş deyince, biz, ülkemizde yaşayan bütün kesimleri birden anlıyoruz. Oradan insan hemen aklından geçiriyor, çiftçinin cebine demek ki daha fazla para girecek diye. Eğer, gidip çiftçilere soracak olsanız böyle bir kanaate varmışlar mı, varmamışlar mı… Bunu araştırmaya bile gerek yok. Evet, çiftçinin cebine daha fazla para girmeyecek. Neden? Çünkü kanun hükmü olmasına rağmen, tarım desteklemelerinin millî gelirin yüzde 1’inin altında olamayacağı, bu desteklerin, bu sınırda tutulduğunu, bunun üzerine katiyen çıkılamadığını görüyoruz.
Her zaman söylüyoruz ki: Memuruna, emeklisine, çiftçisine, bu toplumun, bütün toplumların bir minnet borcu vardır. Bu borcun ödenmesi lazımdır. Türkiye’de bu minnet borcu çok daha yüksektir. Sanayileşme sağlanamamış, ülkenin iktisadi kalkınması geliştirilmemiş, tamamlanmamış ve o insanlar, bulundukları yerlerde çaresiz bırakılmışlardır. Buradaki yardım himmet değildir, bu bir minnet borcudur. Çiftçiye, köylüye yerinde durduğu için, aç sefil bu son beş yıl içerisinde çaresizlikten şehre göçen diğer 3 milyon insana eklenmediği için bir teşekkür borcumuz vardır. Bunun için, bunun yapılması gerekiyor dedik, ama bunlar olamıyor.
Memur konusunda ısrar ettik. Türkiye’de her dört beş yılda bir bu maaşların düşüklüğünü telafi etmek üzere bir sıçrama yapılır ve bir telafi operasyonuna girişilir, buna gidelim denildi, bunu da kabul ettiremedik. Onun için, şimdi, bu genel dengeler konusunda, Sayın Bakanın, yine en son örnekler için söylüyorum, biraz önce yaptığı konuşmada Sayın Maliye Bakanımızın temas ettiği bir hususa işaret ediyorum. Genel Kuruldan, cari açık ve dış ticaret açıkları noktasında ciddi sesler, itirazlar gelince Sayın Bakan dedi ki: “Dış ticaret hacmimiz 270 milyar dolara ulaştı. Böyle bir dış ticaret hacminde, bu kadar alışta, bu kadar verişte, yurt dışına mal gidiyor, yurt dışından mal geliyor, bu hareketlilik içinde bunlar olur.” Sizin aklınız yattı mı? Sayın Bakanın aklının yatmadığından ben eminim, espri gücüne bağlıyorum. Çünkü, 270 milyar dolarlık bir hacimle iş yapıyorsanız bundan daha kârlı çıkmalısınız. Daha düşük dış ticaret hacminde dış ticaret açığımız daha azdı. O zaman, bunun neresiyle biz övüneceğiz, onu bilemedim. Arkasından “Ülkede hareket var, turizm gelirlerimiz artıyor.” dedi. Zaten sıkıntımız bu. Bu dış ticaret açığı bu turizm gelirlerini, işçilerimizin gönderdiği tasarrufları ve bütün hizmet gelirlerimizi alıyor hepsini götürüyor ve 35 milyar dolarlık çok sarsıcı bir tortu bırakıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
82 konuşma daha · 12 Aralık 2007