2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Sakarya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Aralık 2008 · 878 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Münir Kutluata (MHP), 24 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 878 kelime.
Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2008-12-24-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Zamanımın darlığı nedeniyle kısaca bütçeye ve arkasından da özelleştirme konusuna temas edeceğim.
Değerli milletvekilleri, bütçe bilindiği gibi bir gelir ve harcama hesabına dayandığı için 2009 yılı içinde toplanacak gelirlerle yapılacak harcamaların temel ekonomik büyüklüklerle ilgisi açıktır. Ne miktarda gelir elde edileceği, gayrisafi yurt içi hasılanın tahminiyle ilgili bir husustur. Bu da gerçekleşecek olan büyüme oranına bağlıdır. Hatırlanacağı üzere 2007 yılında yüzde 5 olarak öngörülen büyüme oranı yüzde 4,6 gerçekleşmesine rağmen, 2008 yılı için Hükûmet büyüme hedefini yüzde 5,5 olarak belirlemiştir. Yüzde 5,5 olan büyümenin içinde bulunduğumuz aylarda eksiye dönüştüğü herkesin malumudur. Dolayısıyla bütçe büyüklükleriyle ilgili, bütçe gelirleriyle ilgili daha baştan çok büyük bir sapmanın göze alındığı tahminlerle karşı karşıyayız. Bu gerçek ortadayken, önümüzdeki yıl yüzde 4 hedefinin gerçekleşmeyeceğini herkes bilmektedir. Bu yüzden bütçenin son derece kaygan bir zemin üzerine inşa edilmeye çalışıldığını söylemek mecburiyetindeyiz.
Diğer taraftan, harcamalarla ilgili tahminlerde de buna bağlı olarak büyük yanılgıların olacağı ortadadır çünkü enflasyon tahminleri hep yüzde 300 civarında şaşarak gerçekleşmiştir. Bu sene bazı girdi fiyatlarında, yurt dışı girdi fiyatlarında krizden ötürü düşmeden dolayı enflasyon azalması beklenebilirse de bunun sağlıklı bir yol olmadığını, enflasyonu esas içerideki gelişmelerle düşürmek mecburiyetinde olduğumuzu ifade etmek gerekiyor.
Kısaca özelleştirme konusuna gelmek istiyorum değerli milletvekilleri. Özelleştirme konusunu anlayabilmek için, Hükûmetin konuya nasıl baktığını belirleyebilmek için birkaç hususun aydınlık kazanması gerekiyor. Bunlardan birincisi özelleştirmenin mantığı ve özelleştirmeden beklenen temel faydalar konusudur. İkincisi Hükûmetin özelleştirmeden ne beklediği ve özelleştirmeye yüklediği yeni fonksiyonların anlaşılabilmesidir. Üçüncüsü ise Hükûmetin döviz geliri elde etmekle döviz temin etmek arasındaki tercihte kolay yolu seçtiğinin farkına varma hususudur.
Bilindiği gibi özelleştirmeden beklenen temel fayda, günümüzde devlet tarafından yürütülmesinde hiçbir açıdan zorunluluk olmayan sahalardan devletin çekilmesi ve asli fonksiyonlarını daha iyi yerine getirebilmesidir, siyasi müdahalelerle verimliliği düşürecek uygulamaların önünü kesmektir, prodüktivite ve rantabilite ilişkilerini göz ardı ederek üretim yapıp pahalı ara malları üreterek bu ara malları kullanan nihai ürünlerin rekabet gücünün engellenmemesidir. Özelleştirmeyle, devlet, elinden çıkaracağı ve yönetiminden çekileceği kamu kuruluşlarını halkın ortaklığına açarak, sermayenin tabana yayılması gibi önemli maksatlara da hizmet etmek zorundadır.
Şimdi Hükûmetin özelleştirmeden ne anladığına, ne yaptığına ve özelleştirmeye ne gibi yeni fonksiyonlar yüklediğine bakalım. Hükûmet yetkilileri özelleştirmeden iktidarları döneminde 50 milyar dolar elde ettiklerini her vesileyle vurgulamaktadırlar. Burada görüldüğü gibi özelleştirme eşittir yabancıya satış anlayışı hüküm sürmektedir. Kamuya ait üretim birimlerinin halka ve özel sektöre arz edilmesi başka şey, yabancılara devredilmesi başka şeydir.
Şimdi, bakalım, bu 50 milyar dolarlık devrin arkasından bir o kadar üretim birimi devreye girmiş midir? PETKİM satılınca yeni bir PETKİM yapımına öncülük yapılmış mıdır? Yeni demir çelik kuruluşları gerçekleştirilmiş midir? İhracata temel teşkil edecek ciddi ve büyük ara malı üretim birimleri oluşturulmuş mudur? Hayır. Ne olmuştur? Döviz lazımdı, en değerli kuruluşlarımız yabancılara devredilmiştir, yani Hükûmet özelleştirmeyi bir döviz sağlama yöntemi olarak görmüştür. Özelleştirmeye yüklenen yeni fonksiyonlardan biri budur.
Sayın Maliye Bakanının, 25 Kasımda, yani bir ay önce Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşma metninin 16’ncı sayfasından bir cümle: “Sümer Holding A.Ş.’ye ait Adıyaman, Balıkesir ve Samsun illerinde bulunan taşınmazların özelleştirmelerine ilişkin süreç ise devam etmektedir.” Gayrimenkullerin özelleştirilmesinin ne olduğunu anlayan varsa, lütfen açıklasın. Bu, özelleştirmenin ne hâle geldiğini, hangi kılıklara büründüğünü, nasıl yeni fonksiyonlar üstlendiğini göstermek bakımından önemli bir örnektir.
Sayın milletvekilleri, üçüncü nokta, yani döviz temin etmek veya döviz geliri elde etmek noktasıdır. Bir ülkenin ödemeler dengesinin sağlam tutulabilmesi için döviz harcamalarının döviz gelirleriyle sağlanması esastır. Bunun yolu ihracattır. Bu noktada Hükûmetin dış ticaret anlayışı dikkat çekiyor. İhracata dayalı ithalat yerine, ithalata dayalı ihracat yolu benimsendiği zaman, önce ithalat için çareler aranmakta, ithalatla ihracat yapınca yerli üretim gelişme fırsatı bulamamakta, yerli üretim artmayınca ihracattaki ithalat oranı daha da artmakta ve katma değeri düşük, döviz kazancı düşük, tatsız tuzsuz, keçiboynuzu kıvamında bir ihracat yapısı ortaya çıkmaktadır. Nitekim, dış ticaret rakamlarının büyüklüğü ifade edilip arkadan bu kadar dış ticaret açığı verilmesinin altında yatan sebep de budur. Bu dönemde, 50 milyar dolarlık yabancılara satışlarla övünüldüğünü görüyoruz. Aynı dönemde, 150 milyar dolarlık cari açık oluşmuştur. Bu cari açık olmasaydı, 50 milyar dolarla yeni yatırımlar yapılsaydı daha iyi olmaz mıydı? Veya bu açık 100 milyar dolarda tutulup 50 milyar dolarlık varlıklarımız halka ve yerli müteşebbislere gitse nasıl olurdu? Demek ki, 50 milyar dolarlık yabancıya satış, tam tersi, gereksiz bir mecburiyetin sonucudur.
Şimdi, bu mecburiyetin nerelere kadar geldiğine bakalım: Otoyollar, köprülere kadar indi, daha nerelere kadar gideceği belli değil. Demek ki, bu sağlıklı bir yol değildir, sürdürülebilir bir yol değildir. Bunu şunun için söylüyorum: Sayın Maliye Bakanı sık sık “Bunları satmasaydık değerleri düşmüş olacaktı.” diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Kutluata.
MÜNİR KUTLUATA (Devamla)Buna karşılık “Bu döviz açıkları olmasa da bunlar milletin elinde kalsaydı başımız mı ağrırdı?” demek mecburiyetindeyiz.
Şimdi, bir an için, bırakın döviz geliri ve diğer özelliklerini, şu halkın psikolojisine bir bakalım: Yabancı marketten gıda alışverişi yapacak, yabancı alışveriş merkezinden ev eşyası satın alacak, yabancı bankalarda işlemler yaptıracak, yabancı sigorta şirketlerinde güvence arayacak, yabancılara devredilmiş otoyollarda seyahat edecek. Böyle bir ekonomik yapıya razı olan ülkelerin halkının zenginleşmesi mümkün mü? Mümkün diyen varsa, hem bu uygulamaları ve arkadan bu zenginliğin nasıl geleceğini açıklaması gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, özelleştirme konusu her zaman Hükûmetle aramızda bir ihtilaf konusu olmuştur. Yabancıların Türkiye’deki hazır bazı tesisleri satın almasının doğrudan yabancı sermaye yatırımı diye takdim edilmesinin doğru olmadığını her vesileyle söyledik, ama bunda ısrar edildi.
Hepinize ilginizden ötürü teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
110 konuşma daha · 24 Aralık 2008