İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 33. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Münir Kutluata

Sakarya Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 33. Birleşim · 5. yasama yılı · 15 Aralık 2010 · 966 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Münir Kutluata (MHP), 15 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 966 kelime.

Münir Kutluata (MHP, Sakarya). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 15 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/munir-kutluata-23-2010-12-15-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya)Sayın Başkan, de-ğerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu ile Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığının bütçelerinin görüşülmesi vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Kısa adlarıyla TÜBİTAK ve TÜBA diye anılan bu kuruluşlarımız Türkiye’de bilimsel çalışma ve teknoloji üretme ortamını geliştirmek amacıyla oluşturulmuş kurumlardır. Kişiler, şirketler, kurumlar ve devletler için hayat rekabet ortamı içinde sürmektedir. Ayakta kalabilmenin, varlığını sürdürebilmenin yolu, yeni bilgi ve teknolojilerle teçhiz edilmiş ve bunları kullanabiliyor olmaya bağlıdır. Rekabet üstünlüğü sağlayabilmek için de en yeni bilgi ve en yeni teknolojilere sahip olmak gerekiyor. Bunun yolu da bilgi ve teknolojiyi bizzat üretmektir.

Bu nedenle, Türkiye’de de her zaman bilgi ve teknolojilerin önemine vurgu yapılmış, ARGE çalışmalarının artırılması arzu edilmiş, bazı önlemler alınmış, fakat gerekli ortam oluşturulamamıştır. Bilgi ve teknoloji üretmenin yolu araştırma-geliştirme faaliyetlerinden geçmektedir. Bir talep varsa, daha yeni bilgi ve daha yeni teknolojilere ulaşabilmek için ARGE çalışmalarına kaynak ayırmak mümkündür. Burada söylenmek istenen, bilgi ve teknoloji üretme işi, bir merak ve ilgi işi olmaktan öteye bir sistem işidir. Rekabet üstünlüğü elde etmenin öneminin farkında olan kişi, işletme ve ülkeler yeni bilgi ve teknolojilere para ödemeye hazır olacakları için bizzat üretmeye de kaynak ayırmaya razıdırlar. Genellikle ARGE harcamalarına ayrılan kaynaklarla irtibatlandırılan bilimsel ve teknolojik gelişmişlik düzeyi, ARGE sonuçlarına talebin artmasıyla sistemli hâle dönüşmektedir. Böylece ARGE’nin finansmanı piyasa tarafından karşılanır hâle gelmektedir. Bu açıdan değerlendirecek olursak, Hükûmetin söylediklerinden, ARGE çalışmalarının, bilgi ve teknoloji üretmenin öneminin farkında olduğunu ama gerekli ortamı oluşturmadığını hatta uyguladığı ekonomi politikalarıyla oluşmasını arzu ettiğimiz sistemi tahrip ettiğini görürüz. Bilgi ve teknoloji üretme kabiliyetini ARGE harcamalarının miktarıyla ölçen İktidar, bu alandaki yetersizlikleri itiraf etmekte ama düzeltilmesi için gereğini ve sorumluluğunu yerine getirmemektedir. Dokuzuncu Kalkınma Planı -ki 2007-2013 yıllarını kapsıyor- ARGE harcamalarının millî gelire oranını yüzde 2 olarak hedef almış bulunuyor. Buna rağmen, binde 6,7 olan oran 2008 yılı sonunda ancak binde 7,3’e çıkarılabilmiştir. Bu süre zarfında sadece on binde 6 oranında bir artış kaydedilmiştir. Bunu yıla bölersek aşağı yukarı yılda on binde 1 civarında bir artış söz konusudur. Hükûmet, kendi koyduğu hedefin beş yılda sadece yüzde 4’ünü gerçekleştirmiştir yani bu yüzde 2’ye ulaşma hedefinin. 2013 yılına kadar da geriye kalan yüzde 96’nın gerçekleşme şansının olmadığı görülmektedir. Avrupa Birliğinde yirmi yedi ülke üzerinden alınan ortalamalarda bile ARGE harcamalarının yüzde 1,9 olduğuna bakılınca ve bu yüzde 1,9’un binde 7,3’le kıyaslanmasına bakınca, Hükûmetin henüz işin lafını etme safhasında olduğunu görüyoruz.

ARGE harcamalarının miktarı ve oranı önemli olmakla birlikte, bu harcamaların ne kadarının özel kesim tarafından gerçekleştirildiği hususu da ayrıca önemlidir. Özel sektörün ARGE faaliyetlerine kaynak ayırması hem kendilerine rekabet üstünlüğü sağlamakta hem de ülkenin rekabet gücünü ve gelişme hızını artırmaktadır. Bu nedenledir ki hiçbir ülke, rekabet gücü elde edebilmek için yeni bilgi ve teknoloji üretimini finanse etmeye hazır olan kuruluşlarını zorda bırakacak, bu yoldan caydıracak politikalar uygulamaz ama ne yazık ki “AKP İktidarı hariç.” demek mecburiyetindeyiz.

Hükûmetin yabancı kaynakla ithalatı teşvik ediyor olması üretimi, ihracatı baltalamakta, ARGE maliyetine katlanarak rekabet gücü elde etmenin bir işe yaramayacağını göstermektedir. Sonuçta, ARGE’nin finansmanının piyasa yolu ile sağlanması şeklindeki arzulanan sistemin daha kurulmadan Hükûmet tarafından tahrip edildiğini görmekteyiz. İthalata dayalı büyüme modelinin tahribatı sadece mevcut işletmeleri saf dışı bırakmakla kalmıyor, yeni işletmelerin doğma ve büyüme potansiyelini de ortadan kaldırıyor.

Burada Hükûmetin kullandığı Çin örneğine ben de temas etmek istiyorum. ARGE çalışmalarına verdiği önem, bilgi ve teknoloji üretimi konusunda kaydettiği büyük gelişmelerle dünya pazarları üzerinde hâkimiyet kurmuş bulunan Çin’in, firmalarının yakaladığı bu üstünlüğü sürdürmelerini desteklediğini, parasının değerini yükseltmesi konusunda maruz kaldığı uluslararası baskılara aldırış etmediğini biliyoruz. Buna karşılık, AKP İktidarının, suni değerlenen TL’de ısrar ederek Türkiye ekonomisini ithalatla sarsmakta ısrarlı olduğunu da görüyoruz. Durum bu iken ARGE harcamaları konusunda ilgili bakanın “Türkiye, Çin’den sonra ARGE harcamalarını dünyada en hızlı artıran ülkedir.” iddiası ilgilileri tebessüm ettiren bir ifade olarak kalmaktadır. İddia yılda on binde 1 oranında artan araştırma geliştirme harcamaları artışına dayandırılmaktadır ki bu tür iddialardan uzak durmak gerektiği açıktır.

Değerli milletvekilleri, bilgi ve teknoloji üretiminde temel kuruluşlardan biri de üniversitelerdir. Üniversitelerin bu konuda mesafe kaydedebilmesi için de piyasanın bu üretimlere talebi olması gerekiyor, aksi takdirde ancak bilimsel merak ve bilimsel disiplin çerçevesinde yapılan çalışmalardan ibaret bir ortamdan söz edebiliriz, doğal bir gelişme ikliminden bahsedemeyiz. Bu yüzden sık sık üniversite-sanayi iş birliğinden söz edilir ve böyle bir ortamın gelişmesi arzu edilir ancak haksız rekabete maruz bırakılan işletmelerin üniversitelerin kapılarını ARGE sonuçlarını satın almak üzere çalmalarının mümkün olmayacağı da ortadadır. Yanlış ekonomi politikaları hem üniversitelerin hem özel sektörün hem de bütçelerini görüşmekte olduğumuz kurumların bilim ve teknoloji üretme arzularını ve ortamlarını tahrip etmektedir. Bilindiği gibi, 57’nci Hükûmet, 2001 yılında, teknoloji bölgelerinin kurulmasıyla ilgili kanunu çıkarmıştı. Bu düzenlemeyle, üniversite-sanayi iş birliğinin sağlanmasına, üniversitelerde üretilen bilgi ve teknolojinin ticarileşmesine zemin hazırlanarak ARGE ortamının geliştirilmesi hedef alınmış ve önemli de sonuçlara ulaşılmıştır. Yapılan bu düzenlemeler sonucu, 2010 yılı Nisan ayı itibarıyla kurulan teknoloji geliştirme bölgelerinin sayısı otuz sekize ulaşmıştır. AKP İktidarı, 2008 yılına kadar bu alanda bir adım atmamış, 2008 yılında Araştırma Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’u çıkarmış, o da kriz ortamına denk geldiği için henüz sonuçlarını görebilmiş değiliz.

Bu söylediklerimizin özeti, bilgi ve teknoloji üretmeyen toplumların fertlerinin, işletmelerinin ve devletlerinin geleceklerinin tehlike altında olduğudur. Bu gerçeğe rağmen, İktidarın hem algılama hem de uygulama yetersizliği yüzünden Türkiye'nin bu tehlikeyle yüz yüze olduğunu söylemeliyiz. Bu endişeyi doğrulaması bakımından, Devlet Planlama Teşkilatının 2011 yılı programının 140’ıncı sayfasından bir cümleyi aynen sizlere naklediyorum: “Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve etkin kullanılmasıyla bilgi toplumuna dönüşüm sürecinin hızlandırılması...” denilmektedir. Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve kullanılmasıyla bilgi toplumuna ulaşılacağı kabul ediliyor. Bilgi toplumuna bilgi ve teknoloji üretmekle ulaşılabileceği kavranmadan, bilgi toplumlarının ürettiği bilgi ve teknolojilerin verimli pazarları olmaktan öteye gidilemeyecektir. Bu arada, her sözün başında iletişim teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılmasından söz eden İktidarın, iletişim kurumlarının hemen hemen tamamını yabancılara devretmiş olmasını da üzücü bir örnek olarak dikkatlerinize sunuyorum.

2011 bütçesinin, TÜBİTAK ve TÜBA bütçelerinin hayırlı olması dileklerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

74 konuşma daha · 15 Aralık 2010

74 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook